Bu son dünemde Türkiye paradoks bir durum ile karşı karşıya. AKP islami yapısı gereği Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olmasına karşı olması gerekirken, Türkiye’nin AB’ye üye olması için yeterli olmasa da bu konuda gereken reform paketlerinin en büyüklerini o açmıştır. Bu açıdan AKP’ye bakılırsa Atatürkçülük ilkesi gereği batılılaşma yada Türkiye’nin yüzünü batıya çevirmesi tabirine uygun adımları, samimi olduğu noktasında bazı kuşkuları beraberinde taşımasına rağmen atmıştır. Gerçekten AB’ye mi girmek istiyor ya da bunu bahane edip devleti islamlaştırmak için takiyecilik mi yapıyor konusunda bazı korku ve teredütler de vardır.
Üte yanda Atatürkçü, Kemalist, militarist, sosyal demokrat, solcu vs. kesimlerin bu son Ankara, İstanbul, Manisa ve İzmir mitinglerinde atılan sıloganlarına bakılırsa ‚Ne ABD ne AB bağımsız Türkiye“, AB’ye karşı oldukları anlaşılıyor. Bu kesim, generallerin hükümette muhtıra vermelerini onaylıyor hatta bir müdahaleden yana olanlar bile oluyor. Oysa ki Avrupa demokrasisinde askeriye hükümetin üstünde bir kurum değil, bilakis onun emrindedir. Türkiye’nin siyasi hayatında ise askeriyenin dediği dediktir. Buna ne Erdoğan Hükümeti ne de başka bir hükümet şimdiye kadar karşı çıkamaıştır. Askeriye kendisini Atatürk’ün mirasçıları onun koruyucuları olarak gördükleri için‚tavsiyede’ bunur, ikaz eder, muhtıra verir ve gerekirse darbe de yaparlar.
AKP bu son dünemde yapmak isdediklerinin önemli bir kısmını yapamadı. Erdoğan kendisini Cumhurbaşkanı adayı yapamadı, Cumhurbaşkanı bu meclisten çıkacak dedil olmadı. Bu parlamento Türkiye’nin 11. Cumhurbaşkanı’nı seçecek dedi o da olmadı. Erken seçim yok, seçim zamanında yapılacak dedi onuda tuturamayıp erken seçime gitmek zorunda kaldılar.
AKP şimdi umudunu erken seçime bağlamış durumda. Yani bu seçimde hem milletvekilleri hemde Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilsin istiyorlar ama bunu da tam yapamayacaklar, milletvekillerini şimdiye kadar olduğu gibi halk seçecek ama Cumhurbaşkanın halk tarafından bu seçimde seçilmesi pek mümkün olmayacak galiba. Oysa ki AKP’nin istediği şekilde seçime gidilmesi durumunda, halkın Atatürkçülere gereken dersi verceğini umuyor.
AKP’nin, yani AKP adına Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye ‚11. Cumhurbaşkanı adayı olarak belirttiği ‚kardeşi’ Abdullah Gül şu anda resmi olarak adaylıktan çekildiğini parlamentoya dilekçe vererek açıkladı. Bununla generallere bir jest mi yaptı, yada eger Cumhurbaşkanın halk tarafından seçilmesi gerçekleşirse tekrar aday olamak için mi yada Recep Tayyip Erdoğan’a bu yolu açmak için mi yaptı bilinmiyor. Abdullah Gül’ün attığı bu adımdan sonra askerler de Geceyarısı Muhtırasını kendi ınternet sayfalarnda kaldırdılar.
AKP’nin yapılacak erken seçimde, ya da öne alınan seçimde bir daha tek başına iktidar olmaması için, AKP’ye karşı olan güçler de bir hareketlilik başlamış durumda. Türkiye’nin batısında ki oyları AKP’den kaçırmak için DYP ve ANAP’ın birleşip Demokrat Parti’yi kurmaları, CHP ve DSP’nin birlikte seçimlere girmesi vs. gibi. Kürdistan’daki oyların AKP’ye gitmemesi için ise DTP’nin seçime katılmasına bir yandan sıcak bakar iken, öbür yandan seçimden sonra DTP’den seçilen olursa, onların önünü kesmek için bazı yollara başvuracak. AKP’nin Kürtlerin oylarını hem Kürdistan’da hemde Batı’da almaması için aslında Güney Kürdistan’a girerek onu Kürtler nezdinde kötü göstermek istediyse de bunu tam olarak yapamadı. Gerek Güneye girmenin koşullarının zor olması, gerekse de orada yenilgi olasılığının yüksek olmasından dolayı, bu oyun şimdilik Kuzeyde sahneye konmuş bulunuyor. 2002 deki seçimde AKP’nin iktidara gelmesinde Kürtlerin oyları büyük bir rol oynamıştı.
Türkiye’deki bu krizin tek sorumlusunu aramak doğru olmaz. Hem hükümet, Askeriye ve hem de muhalefet bu konuda sorumludurlar. AKP Cumhurbaşkanı adayını cesaret edip daha erken açıklayamadı. Askeriye tekrar siyasete müdahale edip AKP’yi ve Abdullah Gül’ü engelledi. Laiklik adına hareket eden CHP ise muhalefet edemediği gibi askerlerin safında yerini aldı.
Seçim yapılacak, ancak varolan sorunlar çözülmeyecek daha da büyüyeceğe benziyor.
Türkiye şimdilik kendi iç sorunlarıyla uğraşmaktadır. Kürt sorunu ve AB ile ilgili sorunların çözümü bir tarafa bırakılmış. Öyle gürünüyor ki Türkiye’yi esas büyük bir kriz bekliyor. Olası bu krizinden faydalanmak ise Kürtlere döşüyor. Haydi hayırlısı...
13 Mayıs 2007
|