Türkiye’nin son dönemde gündemde çok sıcak bir şekilde tutuğu sınır ötesi harekatın gerçek nedenleri ile yaratığı suni gündemi biribirinden ayırmak lazım.
Yani PKK nin ya da PKK'ye yaptırılan bundan kısa bir süre önceki 12 askeri öldürme, 8 ‘ini kaçırma, yada esir alma eylemi, bir kısım Türk askerlerinin, Türkiye’nin Kürdistan’ın güneyine girmek için uydurduğu bir bahanedir. Çünkü bu gibi eylemler 20 küsür yıldan beridir yapılıyor.
Gerçek neden ise; Kürdistanın güneyindeki kazanımlar ve bu kazanımların gün geçtikçe daha sağlam bir zemine oturması ve gelişmesidir.
Asıl neden, Kerkük statüsünün belirlenmesi, Petrol zengini bu kentin Kürdistan topraklarına dahil edilmesi, Irak’ta esnek bir federasyonun oluşması, zamanla güneyli Kürtlerin kendi devletlerini oluşturması ve uluslararası resmiyet kazanmasının önünü kesmek, Amerikanın Kürtlere verdiği desteği önlemektir.
Genellikle alevi arkadaşlardan sıkça dinlediğim, niyet ve sebebi kısa ve öz bir şekilde dile getirilen bir deyiş vardır: 'gönül ne çay ister ne kahvehane, gönül sohbet ister kahve bahane'.
Evet, Türkiye neden güneye, kitle desteğini de arkasına alarak şimdi bu saldırgan tavrı ve tehditleri savuruyor?
Türkiye şu anda her nekadar birlik beraberlikmiş gibi kendini göstermeye çalışıyorsa da, hükümet ile Ordunin arasında bir birliğin olmadığını seçimden önce ve sonra da gördük. AKP'nin seçimleri kazanmaması için, Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı olmaması için yapmadıkları hukkuki ve gayri kanuni bir şey bırakmadılar. Bence Ordu ve Kemalistler AKP'ye karşı laiklik ve cumhuriyet gibi bahanelerle oynadıkları oyunlarına, şimdi de 'bölücü terör' , “milli çıkarların tehdidi “ gibi benzer şeylerde eklemiş oldular.
Çünkü Ordu ve kemalistler, tüm oyunlara rağmen 22 Temmuz 2007 seçimlerinde AKP'nin iktidara daha da güçlü bir şekilde gelmesi sonucu ve Avrupa Birliğine üye olma yolunda attığı bazı adımlardan dolayı devlet ve hükümet üzerindeki kendi geleneksel hakimiyetlerinin gün geçtikçe daha da zayıfladığını görüyorlar. Güç kazanmak, itibarlarını korumak, sivillerin gerisine düşmemek için Ordu ve onun yedek güçleri , 'operasyon', kendilerinin deyimiyle 'temizlik harekatına' canla başla sarılmışlar.
AKP kuzeyli Kürtlerin oylarını da alarak iktidara gelir gelmez, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ilk yurtiçi gezisini Kürdistanın Kuzeyine yaptı. AKP islami yapısından dolayı da; Kürtlerin varlığını red etmiyor. Onları kendi din kardeşleri gibi görüyor. AKP'in bazen biz her türlü etnik milliyetçiliğe karşıyız demesi de bundan geliyor. Kemalist Ahmet Necdet Sezerin Irakın Kürt Cumhurbaşkanıyla görüşmemesinin tersine Abdullah Gül'ün, Celal Talabani'yi Türkiye'ye davet etmesinden söz edilir oldu. Abdullah Gül'ün DTP'lilerle görüşmesi ve buna benzer gelişmelerin sonucu olarak zamanla Türkiye hükümetinin Kürdistan’in Güneyini tanıması ve iyi ilişkilerin gelişmesi izleyebilirdi. Zaten Kuzey Kürleri arasında APO'ya olan sempati artık yerini Barzani'ye olan sempatiye bırakıyor. Irak’ın Kuzeyine düşmanca bakmayacak Türkiye’deki ılımlı Islam ABD'nin ve de AB'nin de işine gelirdi. Bu ise hem Ordu'yi ve hemde PKK'yi işlevsiz kılacaktı. AKP'yi zayıflatmak için yapılan laiklik, cumhuriyet mitingleri, daha sonra Türkiye Iran mı olacak, Malezya mı şeklindeki tartışmalar. Büyükanıt’ın neden siviller sokağa çıkmıyor gibi şikayetleri pek fazla tutmayınca, bu sefer de şehit cenazeleri istismar edilmeye başlandı. Bundan dolayı Ordu ve PKK, AKP'yi, Kürt Hükümetini ve de ABD 'yi karşı karşıya getirmeye çalışıyor. AKP'nin de orduden korkması ve ona şimdiye kadar defalarca taviz vermesi, onu gittikçe askerlerin istemleri doğrultusunda tavir almaya götürüyor. Askerler, bir kısmı korucu olan 12 sivil Kürdü öldürüp PKK'nın üstüne atmasına karşı ne AKP hükümeti ne PKK'ya yakın çevreler ne de sivil kurumlar bu olayın gerçek faillerini ortaya çıkarmak için gerekli çabayı gösteremediler.
Yani Türkiyedeki kısmi demokratik gelişmeler ve ortalığın biraz da olasa rahata kavuşması, değişik Kürt ve Türklerin düşüncelerini artık ne devletten nede PKK'dan korkmadan, çekinmeden ifade etmeleri, hem devleti hem de PKK'yi rahatsız etmiş ve onların gücünü zayıflatmıştı.
Türkiyede şu andaki manzaraya bakılırsa, şöyle bir tabluyu görebiliriz:
Hükümettin şeriatçı olabilme korkusu şehir orta sınıfını Türk milliyetçilerinin arkasına itmiştir. Irkçı MHP sokaklara dökülmüş. Türkiye’deki sözde demokrat olan 2. Cumhuriyetçiler ise sindirilmiş. DTP'nin durumu zaten ortada, ikilem içerisinde, kendi başına hareket edemeyen bir parti konumundadır. Her iki taraf da ona hareket etme fırsatı vermiyor.
Ordu bundan önceki muharebeleri kaybetmesine rağmen, şimdilik cephe gerisi olan kiyle desteğini arkasına almış durumdadır. Türkiyede ve yurtdışında Kürtler ve demokratlar üzerine terör estiriliyor. Teskere çıkartıldı. Askerler Kürdistana sevk edildi. Sınıra büyük bir yığınak yapıldı. Beli noktalara top atışları ve uçak saldırıları yapılıyor.
Güneydeki Kürt Bölgesinin Başkanı Mesut Barzani ise, Kurdistani bir tutum sergileyip hem PKK içerisinde hem de genel olarak Kürtler nezdinde sempati ve taraftar kazanıyor.
ABD'nin işi ise gittikçede zorlaşacağa benziyor. Kürtlere olan desteği çekerse, onun artık gövenilir bir mütefik olmadığı anlamına gelir ki, artık ne Kürtlerden nede Ortadoğuda kendine mütefik bulması kolay olmayacaktır.
Şayet ABD Türkiyeye Iraka girme izni verirse onun böyle bir şeye kadar karşı olduğu söylemde ve verdiği sözünde durmamış olacak.
Geriye ne kalıyor?
Zevahiri kurtarmak. Yani Türkiye'ye sınırlı, beli noktalara, kuzeyin istikrarını bozmayacak bir operasyona, ki bunu zaten yapıyor, izin verilecek. ABD böylece Türkiyeyi Irakı işgal etmenin önünü almış olacak. Türkiye 'terör yuvalarına' yünelmiş olacak ve içeride biriken öfkeyi biraz da olsa dindirmiş olacak..
Eğer Türkiye ABD'yi ikna edip, ABD'de güneyli Kürtlerden PKK'ye karşı bazı sert adımlar atmasına zorlarsa, PKK devletin de kışkırtması ve desteğiyle bunu çatışma nedeni yapıp, şimdilik yukarıya doğru ivme kazanan Kürtlerarası mevcut olan barış ve dfayanışmanın yerini yine bırakujiye terkedebilir. Güneyli Kürt liderler basının karşısına çıkıp çok net bir şekilde 'biz Kürtler artık birbirimize karşı savaşmayacağız. Hiç bir Kürdü düşmana teslim etmeyeceğiz' diyorlar. Bunun karşısında sözkonusu olan PKK'den bu yönlü açıklamalara rastlamak ve bu konuda güvenmek pek kolay olmayacağa benziyor. Buna Kürtlerin hele hele PKK'lilerin çok dikkat etmesi gerekiyor.
Şayet Türkiye hızını alamayıp Kürt hükümetine yönelirse, ABD güneyli Kürtlere ağır silahlar verip onları destekleyecek. Türkiyenin Kürdistanda yenilmesi uzun zaman alacak ve buda Kürt, Türk savaşına dönüşecektir. Bunun sonucu Türkiye'de oluşabilecek savaş durumu, Kürt Türk ayrışımına, özelikle de batıda yaşıyan Kürtlerin katliamına neden olabilir. Bu da Türkiyenin bölünmesini ciddi bir şekilde gündeme getirebilir.
Böylelikle Türkiye dimyada pirince giderken evdeki bulgurdan da olacak. Çünkü bir savaşı başlatmak kolay olabilir ama sürdürmek zordur. Başka bir deyişle; savaşın başlamasını hesaplamak mümkün olabilir ama nasıl sonuçlanacağını bilmek asla ve asla mümkün değildir. |