Almanya’da artık yalnız müslüman ülkelerden, Türkiye, Arap ülkeleri, Kürdistan vs. gelen aşırı islamcılar tehlike oluşturmuyor. Bunların dışında müslüman olan Almanlar ve başka uluslardan ya da halklardan olanlar da radikalleşiyorlar. Bu ise ister istemez insanın kafasında şu soruyu yada bazı soru işaretlerilerinin doğmasına neden oluyor.
Islam dini yada dini inanç sadece istismar mı yani kütüye mi kulanılıyor yoksa bu dinin önde gelenlerinin söylediklerinin aksine gerçekten de bu dinin barışla alakası mı yok, yani takkiye mi yapıyorlar?
Evet İslam bugün artık zan altındadır. Yani terörizm zanı altında. Bu zanın yersiz olduğunu kanıtlamak ise, bunun böyle olmadığına inanların görevidir. Sadece aşağıdaki gibi genelemelerde bulunup başkalaranı suçlamakla da olmaz.
Efendim bazı insanlar müslümanlık adına Kuran-ı başkalarını öldürmek için okuyor, yani yapacağı eyleme dini kılıf uydurmaya çalışıyor. Ya da her dinin geçmişinde olduğu gibi İslamın tarihinde de dinle bağdaşmayan bazı olaylar olmuş, oluyor. Zaten bu tür eylemlere başvuranlar küçük bir azınlıktır. Kendi toplumundan dışlanmış insanlardır. … vs.
Yukarıdaki benzer bir açıklamayı Almanya’nın Köln kentinde bulunan İslam Konseyi Başkanı Ali Kızılkaya, Milli Görüş Teşkilatı’nın, Alman Anayasası’nı koruma birimi tarafında takipe alınmasını yani izlenmesini kendilerine ve örgütlerine yapılan bir haksızlıkmış gibi gösteren bir açıklama yaptı.
Oysa ki basında öğrendiğimiz kadarıyla yalnız süpheli örgütler değil, aynı zamanda kişiler de izleniyor ve dinleniliyor. Suçları kanıtlanınca da ceza alıyorlar. Milli Görüşün, başka örgütlerin ve bireylerin hangi düşüncede ya da inançta olursa olsunlar, korktukları, gizledikleri herhangi bir çalışmaları yoksa, korkuları nedendir?
Milyonlarca müslümanın adına propaganda yapanların tam sayısını bilmek mümkün değildir. Almanya’da yüzlerce olabilir, Avrupa’da binleri bulabilir bu sayı, hatta şidette başvuranların, son dünemlerde ise büyük olayları planyaların sayısı az da olabilir, ama neticede bunlar müslümandırlar, Budıst veya Yahudi değiller.
Bu belirlemeleri bazı müslümanlar kabuletmezler. Onların söyledikleri aşağı yukarı şu gerekçelerdir: „Bu eylemeleri yapanlar müslüman değil. Onların eyelemlerinde biz de zarar görüyoruz. Müslümanlığı kendi çirkin emellerine alet ediyorlar. İslam dini aslında barış dinidir. Kuran-ı okuyan herkes bunun farkına varabilir. … vs. vs.“
Almayada faaliyet gösteren binlerce resmi camii vardır, yüzlercesi inşaat halinde olup yakında açılacaktır. Bazıları minareli bazıları ise minaresizdir. Sorun camilerin varlığında ya da yapımında kaynaklanmıyor. Sorun bence Islam’da yani islamın yorumlanmasındaki farklılıktan kaynaklanıyor. Daha doğrusu demokrat olmayıp demokrasiden faydalanmaktan kaynaklanıyor. Var olan bu camilerin çoğunda ise yapılan çalışmalar bazı müslüman ülkelerde bile yasaktır.
Alman demokrasisinden faydalanıp anti demokratik söylemlerde bulunuluyor. Halklar ve inançlar arasında düşmanlğı körükleyen, beyanlarda bulunuluyor. Yani bazı camilerde, toplum içerisinde ise şöyle denildiği malumdur. „Kuran Allahın Kelam-ı dır. Bu dünyada ve öbür dünyada olacak her şey içerisinde vardır. Insanların sadece harfi harfine Allah’ın ve onun resulü olan Hz. Muhammed’in yolunda gitmeli ve onların isteklerini yerine getirmelidirler. Bunun dışındaki yollar islam dışı sayılır ve bertaraf edilmesi gerekir. Bunu yapanlar Cennete gider, yapmayanlar ise gerçek müslüman olmayıp ceheneme giderler.
Biz bu ülkelere dedelerimizin kılıç zoruyla alamadığı toprağı iman gücü ile alacağız. Allah bizi bunun için, bizim kısmetimizi bu yad ellere kaldırmış.
Kuran-ı yeniden yorumlamak, çağa göre uyarlamak, bu kitabın kutsallığından şüphelenmek ve hatta tercüme etmek bile insanları günahkar yapabilir. Insanları dinsiz, imansız ve hatta tanrı tanımaz kategorisine koyup katli helal diye ölüme götürebilir.
Tüm bunları göz önüne getirince insan düşünmeye başlıyor.
Acaba gerçekten İslam insanların içine korku salan bir din mi dir?
Ya da İslam böyle bir düşüncenin mağduru mu dur?
İslamın kutsal kitabı olan Kuranı Kerim ve çağdaş devletlerin bağlı oldukları Anayası ile uyum sağlayabilir mi?
Ya da ne kadar uyum sağlayabilir?
Birisi Allah’ın kanunları, diğeri ise Allah’ın yaratıkları olan kulun yaptığı yasalardır.
Hangisini seçip ona uymak gerekir?
Ya da ikisinin sentezini yapmak mümkün mü dür?
Bu tehlikeli gelişmeleri küçük, yerel, önemsiz ve tehlikeyi yersiz görmemek gerekir. Bir gün gelir geç kaldığımızın farkına varırız, ama artık o gün iş işten geçmiş olacak.
28.09.2007
|