Başlangıcından I. Dünya Savaşı'na
Kadar Yazılı Aydın Edebiyatı
Sözlü edebiyatın bolluğu
ve zenginliği, yazılı edebiyatı gözden kaçırmamıza
sebep olmamalı. Yazılı edebiyat, ilk kez Erzurum'da
Rus konsolosu olarak vazife yapan Polonyalı A. Jaba tarafından
günışığına çıkarılmıştır.
O zamandan beri araştırmalar devam etmiş, bilgimiz
genişlemiştir. Bu konuda Moskova'da yazılmış
bir eser hakkında henüz bilgi sahibi oldum; fakat ondan
önce basılmış olan en kapsamlı kitap, Bağdat'da
1933 senesinde Kürtçe olarak basılan olan Aladdin Secadi'nin
Kürt Edebiyatı Tarihi dir. Bu kitap 634 sayfalık geniş
bir eserdir. Yazar, edebiyatı ve üslupların gelişimini
safha safha incelemektedir. Ardından, 24 şairi geniş
bir şekilde tanıtır ve Irak ile İran'ın
tüm yaşamayan 212 şairin eserlerinden örnekler verir.
Nesir yazarlarına yer verilmemiş, bu konu daha sonraki
bir cilde bırakılmıştır.
Burada tüm örnekleri nakletmek
gibi bir işe girişmek mümkün değil. Ancak, okurların
tüm edebiyatçılar yelpazesinde din adamlarının
geniş bir yer tutuğunu öğrenmekle hayrete düşmeyeceğinden
eminiz. Bu tabiidir ve kadim zamanlardan beri ve her yerde "ulema"
arasında öğrenim ve şiirin elele gittiği
bilinen bir gerçektir. Bu uzun listede şairlerin dini mensubiyetleri
her zaman belirtilmemiş olmakla beraber, 50 molla, 31 şeyh,
5 mevlana ve 4 feqinin isimleri dikkat çeker. Bunların
arasında 9 han, 3 emir, 11 bey ve kadın ismi de vardır.
Kürt edebiyatının kökenleri
belirsizdir ve kesinliğe kavuşmamıştır.
Bazı şairlerin yaşıdıkları dönem
konusunda da tarihçiler her zaman aynı fikirde değildirler.
Genel olarak, Kürt yazarlar, eserlere dair çok eski tarihler
vermekle birlikte, bu kronoloji daima kanıtlanamaz. Bazı
şiirler hakkındaki tarihlerde de aynı sorun karşımıza
çıkmaktadır. Örneğin; Bay Socin'e göre Dımdım
Destanı'nın şairi Mele Ehmedi Batê'dir (1417-1495).
Oysa destana ilham olan olayın tarihi 1608 olduğuna
göre, bu mümkün değildir. Benzer şekilde, 1481'de
ölmüş olan üstadı Melayê Cızıri için bir
mersiye yazmış olduğuna göre, Feqiyê Teyran'ın
(1307-1375) yazmış olması mümkün değildir.
Aynı şekilde Kürt Ronsardi Eli Vermuki'nin 11. asırda
yaşamış olduğunu kabul etmek hayli zordur.
Bu, pek çok tarihçi için meçhuldur ve ondan bahsedenler birbirlerini
tekrar eder. Şairin kullandığı kelimeler
ve üslubu üzerinde ciddi bir çalışma yapılacak
olursa, mesele çözülebilir. Ancak, özgün metinler, Berlin bombardımanı
sırasında kaybolmuştur. Bazı Kürt editörleri,
eski edebiyatçıların metinlerini, modern okuyucu için
daha anlaşılabilir kılmak maksadıyla hiç
çekinmeden asrileştirebilmektedir. Ama bu başarıları,
eleştirel incelemelere mani olmaktadır. Hemedan'lı
Baba Tahir'in dört tasavvufi rubaisi karışık
ve arkaik bir lisanla yazılmış olmakla beraber,
Kürtler, bunları kendi edebiyatının bir örneği
olarak kabul etmektedirler. Bu Gestes Şarkıları'nın,
Fransız edebiyatına mal olmasına benzer. Fakat
bunlardan yararlanmak için okunması bile gerçek bir öğrenimi
gerektirmektedir. Kesin olan şu ki, Şeyh Ahmet Tekhti
(1640 dolayları) ve Şeyh Mustafa Besarani (1641-1702)
gibi bazı Gorani şairleri onu takip etmişlerdir.
Müphem kalan hususlar bir yana,
Kürt edebiyatının klasik çağı 15. asırda
başlar; bu dönemde mükemmel şairlerden oluşan
bir galaksi ile karşılaşırız. Hepsinin
üstünde ve hepsini geride bırakan isim, daha çok Cizreli
Molla olarak bilinen Şeyh Ahmet Nişani'dir (1407-1481).
Tasavvufi divan'ı, konuya yabancı olanlarca anlaşılması
zor bir eserdir. İran tasavvuf geleneğine ait temaları
işler. Sık sık yeniden yayınlanan Mevlûd'uyla
ünlü Mela Ehmedê Batê, Eli Heriri (1426-1495), Mukuslu Mir Muhammed
veya "Sinna Şeyhi'nin Tarihi" ve "Kara Süvari Tarihi" ile
meşhur Feqiyê Teyran da onu ve ekolünü takib etmişlerdir.
Bir asırdan fala süren bir
duraklamadan sonra, Kürt edebiyatının simalarında
yeni bir yıldız doğmuştur: Hakkari kökenli
Ehmedê Xani (1650-1706). Pekala Kürt milli tarihi olarak vasıflandırılabilecek
Mem û Zin'in yazarıdır. Memê Alan destanının
işlendiği bu eserde, destan klasik edebi kurallara
ve İslami geleneğe uyarlanmıştır. Öğrencisi
Beyazidli İsmail (1654-1709), pekçok gazelin yanısıra
Gülzer adlı Kürtçe-Arapça-Farsça manzum bir lugat hazırlamıştır.
Siyapuş, aynı dönemde yaşamış diğer
bir şairin mahlasıdır.
17. asır pek parlak olmamakla
beraber, Çölemerikli Şerif Han (1688-1748), Beyazidli Murad
(1736-1778) ve Kürt dilinde bir benzeri daha olmayan tıbbi
bir risale yazmış olan Erivaslı Molla zikredilebilir.
Aynı dönemde, Hana-ê Abadi (1700-1750) ve Selevatname adlı
eser ve lirik şair Mahzuni (1783) ile başlayan, Gorani
dilinde dini nazım geleneği hızla yayıldı.
19. asırdan I.Dünya Savaşı'na
kadar olan dönemde çok sayıda şair yetişti. Bu
dönemde iki akım tespit edilebilir. İlki: Dini ve
tasavvufi gelenek, pekçok tekrar ve taklidiyle tasavvuf öğretilerini,
Divanların beyitleriyle yaymaya çalışan şeyh
ve mollaların yazılarında sürmekteydi. Bu akım,
klasik İran şairlerinden çok açık bir şekilde
etkilenmiştir. Nakşibendi Tarikatı'nı Kürdistan'da
yayan Mevlana Halid (1777-1821), dini eserleri 20 cildi bulan
Şeyh Maruf Nuri (1755-1837), Siirtli Molla Halil (1830'a
doğru), Molla Yahya Mizuri, dava vekili Revanduzlu Mir
Kor (1826-1889), Nureddin Bifirki (ölümü 1846) ve Xani'yi taklid
ederek, Peygamber ve Kürdistan'ı metheden eserler veren
Evdereham Aktepi özellikle zikredilmelidir. Süleymaniye şeyhleri
de anılmalı. Bunlar; bu dünyanın azaplarına
ağlayan Selim (1845-1909), Herik veya Molla Salih'i (1851-1904)
taklid ederek sofi teorilerini savunan eserler veren Nakşibendi
Mehri'dir (1830-1904). İran'da ise şairler daha verimlidir,
örneğin; Sefi Vako (1808-1881) 20.000 beyit yazmıştır;
Fatih Jibaru (1806-1876), Kürtçe, Arapça, Farsça ve Türkçe şiirler
yazmıştır. Mevlevi olarak anılan, Molla
Rehim Tevagozi (1806-1852) bir yenilikçidir, pekçok yeni fikrin
babasıdır ve kafiyeleri farklı olan kıtalar
yazmıştır. Nihayet, Ehli-hak mutasavvıfların
defter ve kaleminden de sözedilebilir: 1852'de ölen Timur Kuli
ve mirasçısı olan ve 1875'lere doğru yaşanmış
olan Teyfur ve Derviş Newruz. Leyla ve Mecnun üzerine Kürtçe
bir destanı Molla Velev Han'a (1876-1885 civarında)
ve karısının ölümü üzerine yazdığı
hareketli bir mersiyeyi Ahmed Bey Komasi'ye (1795-1876) borçluyuz.
İkinci bir cereyan ise, 19.
asırda ortaya çıkmıştır. Lirizm hızla
yayılmış ve vatanseverlik nihayet ve sürekli
olarak şiirde yerini almıştır. Kısaca,
Hakkarili Şah Pirto (1810), aynı dönemde yaşayan
ve "Aşk ve Dostluk Kasidesi" ile meşhur Muhammed Ağa
Caf; Kurdi (Mustafa Sahibkıran, 1809-1849); Salim (Abdurrahman
Sahibkıran 1800-1866), pekçok türde usta olan Mufti Zehavi
(1792-1890), Vefayi (Mirza Rahim 1836-1912) ve maharetli Edeb
(Evdellah Bey Mizbah 1859-1912), hem lirik hem de tasavvufi
ve vatanseverlik şiirleriyle ün kazanmışlardır.
Şehrizor'lu Nadi (Mela Hizer 1797-1855), anavatanı
Kürdistan'ı övmüş; uzlaşmaz Hacı Kadir Koyi
(1815-1892) ise, bilimsel ilerlemenin verdiği ilhamla,
molla ve şeyhlerin zihni uyuşukluğuna veryansın
etmiş, şeyhlerin modern yaşama uyum sağlayamayacağını
iddia etmiştir. Din adamlarını bencillik ve fikir
hürriyetine mani olacak şekilde zihni tembellikle suçlamıştır.
Şiirleri hala gençleri heyecanlandırmakta, ayağa
kaldırmakla, materyalist felsefesine rağmen (veya
bu sebeple), bugünkü şairleri bile etkilemektedir. Şeyh
Rıza Talabani'den (1835-1910) ayrıca sözetmeli; Talabani,
tuhaf bir şahsiyet, tuhaf olmakla beraber, bir agnostiktir.
Yalnızca Kürtçe değil, Farsça ve Türkçede irticalen
şiir söyleme kaabiliyetine sahipti. Kısa hicivlerin
kendine has bir tadı ve cazibesi vardır. Genellikle
derin bilgisini sergiler, bazen öğreticidir; fakat zaman
zaman kabalığa ve alaycılığa kayar.
Ancak, hala Iraklı Kürt şairlerinin en iyi bilinenlerindendir.
Yeni Dönem: 1920'den Günümüze
Osmanlı İmparatorluğu'nun
çözülmesinden sonra, yeni devletlerin kurulmasıyla Orta
Doğu'ya hayli değişiklik getirmiş olan I.
Dünya Savaşı, Kürt edebiyatını da etkiledi.
Önceleri İstanbul, Kürt münevverlerinin biraraya geldiği
ve eserlerini neşrettikleri bir merkezdi. Bugün ise, Kürt
edebiyatının odak noktası Irak'a ve özellikle
başkent Bağdat'a kaymıştır. Ancak tek
merkez burası değildir. Lakin Kürt edebiyatına
ivme verebilecek olanlar, sadece Kürt dergilerini yayınlayanların
çabalarıdır; eski şairlerin eserleri ve yeni
yazarların ürünleri, bu dergilerde sergilenmektedir. Düşmanlıkların
sona ermesi ile birlikte, Kürt yayıncılığı
ve dergiciliği, Irak'ta, başta merkezleri olan Bağdat,
Kürt miliyetçiliğinin ocağı Süleymaniye, Revanduz
ve Erbil olmak üzere, serbestçe gelişmeye başladı.
Çoğu kısa süreli olduğundan hepsini sıralamak
gereksiz. Fakat, edebi ve sosyal değerlerini gözönünde
tutarak bazıların kısaca tanıtalım.
Süleymaniye'de çıkan Jin adlı haftalık dergi,
1924'den beri aksamadan yayınlanmıştır;
1939-1949 arasında Bağdat'da Gelawej; 1954'ten beri
Erbil'de Hetaw yayınlanmıştır. Sovyet Ermenistan'ında,
1929'dan beri Erivan'da Rêya Teze; İran'da 1959-1963 arasında
Kurdistan yayınlanmıştır. Bedirhan kardeşler
Şam'da 1932-1935 ve 1941-1943 yıllarında Hawar'ı
(57 sayı), 1942-1945'de Ronahi'yi (28 sayı); Beyrut'da
1943-1946'da Roja Nû'yu (73 sayı) yayınladılar.
Kürt Demokrat Partisi, 1958'den beri Xebat'ı yayınlıyor.
Bugün, Kürt edebiyatı sadece Sovyetler Birliği ve
Irak'ta kazasız, belasız yaşayabilmektedir. Şimdi
bu dönemi inceleyebiliriz.
Nesir
Nesir, uzun zamandır hayli
fakir bir alandı; ancak I. Dünya Savaşı'ndan
beri yabancı edebiyatla ilişki sayesinde gelişebildi.
Bu gelişme, Kürtçeye yapılan tercümelerden kaynaklanmıştır.
Tercüme gayreti, kelime haznesinin yenilenmesini, çağdaşlaşmasını
ve zenginleşmesini sağladı. Kürt okuyucular bu
yolda, Kürdistan'a yabancıların yaptığı
seyahatlerle ilgili değerlendirmeleri okuma fırsatı
buldular. Özellikle Rich, Milingen, Hobbard, Lord Curzon, Freya
Jtark ve benzerlerinin gözlemlerini okudular. Özellikle tıbbi
alanda bilimsel makaleler ve dünya edebiyatından örnekler
tercüme edildi. Sovyetler Birliği'nde Rusça ve Ermeniceden
yapılan tercümeler, Marks, Lenin ve Stalin sözkonusu olduğunda
bile, sadece nisbeten önemli alıntılarla sınırlıdır.
Burada, Puşkin, Lermontov, Tolstoy, Gorki, Taumaninan ve
diğer Rus, Sovyet yazarlarından pek az sayfa tercüme
edilmiştir. Lübnan'da Victor Hugo, Daudet ve Lamennais'den
pek az pasaj tercüme edilmiştir. Irak'ta ise Arapça ve
İngilizceden bazı metinler tercüme edilmiştir;
ancak burada, mütercimler daha cesur, daha ehliyetlidirler ve
kısa pasajlarla tatmin olmazlar. Gerçekten de, Shakespeare'nin
"Fırtına", Voltaire'in "Zadig", Gorki'nin "Palto"
ve Corcis Zeydan'ın "Selahaddin'in Hayatı" gibi eserleri
tamamen tercüme etmekten kaçınmamışlardır.
Bu kuşkusuz daha ilginç ve daha öğretici olmaktadır.
Kürtlerin kendilerini daima rahat
hissettikleri bir alan ise tarihtir. Cizreli ibn Athir (1160-1234),
Erbilli ibn Xalikan (1209-1282) ve Selahaddin ailesinden Abdul
Fida (1273-1331) gibi Kürt tarihçilerinin, umumi tarih sahasındaki
eserlerini Arapça olarak kaleme aldıkları doğrudur.
Diğer taraftan Şerefhan Bidlisi ise, Şerefname
(Kürtlerin Tarihi 1596) adlı eserini Farsça kaleme almıştır.
Bu temel kitap, yakın zamanlara kadar Arapçaya çevrilmemişti.
İlk kez M. J. B. Rojbeyani tarafından yapılan
tercüme 1953'te Bağdat'ta ve M. Eli Evni (1892-1961) tarafından
yapılan diğer bir tercüme ise 1958-1960'da Kahire'de
basıldı. Evni, Arapça'ya başka Kürtçe tarih kitaplarını
da tercüme etti. Bu tarih yazıcılığı
mirası, Kürtler tarafından ihmal edilmemiştir.
Yaptıkları önemli çalışmalarla Kürt ve Kürdistan
tarihine hayli ışık tutmuş üç Iraklı
Kürt yazarının ismini zikretmek yeterlidir. Hüseyin
Hüsni Mukriyani (1886-1947), M. Emin Zeki (1880-1948) ve Refik
Hilmi (1961). R. Hilmi, Şeyh Mahmut isyanları üzerine
bir çalışma yapmıştır. Dr. Nuri Dersimi
ve Albay A. Yamulki ise, Dersim tarihi ve Kürt isyanları
üzerine Türkçe eserler vermişlerdir (1957). M. Brifkani
(1953), M Ciyawok (1954) ve Hasan Mustafa (1963) ise Barzani
hareketleri üzerine Arapça eserler vermişlerdir. İran'da
ise Kürt yazarlar Raşid Yasimi (1940), İhsan Nuri
(1955) ve Muhammed Marduhi Kürdistani tarih çalışmalarını
Farsça kaleme almışlardır. Bu kitaplar yakın
dönemde, ilk ikisi Dr. A. Müftizade tarafından Kürtçe'ye
ve üçüncüsü M. Fida tarafından kısmen Arapça'ya tercüme
edilmiştir (1958). Tezat bir şekilde, Ermenistan'da
yaşayan N. Mahmudov, Kürt halkı üzerine yazdığı
Kürtçe kitabını 1959'da, Erivan'da yayınlamıştır.
Kürt yazar, Muhammed Mukri'nin Ehli Hak üzerine Fransızca
kaleme aldığı dini ve sosyolojik çalışmalar
da zikredilebilir.
Pek az Kürt, Kürdistan'ın
içlerine yolculuk yapmış, gezi ve gözlemlerini kaleme
almıştır. Elimizde, Ali Seydo'nun 1939'da Arapça
ve E. Sacadi'nin 1956'da Kürtçe olarak kaleme aldığı
gezi notları bulunuyor. Goran'ın Hevraman'a yaptığı
seyahatın notları, Kürtçe ve manzumdur (1933).
Sovyet Ermenistan'ında iki
yazar, propaganda unsurlarıyla dolu olmasına rağmen
canlılık ve renklilikten mahrum olmayan, hayat hikayelerinı
yayınlamış bulunuyorlar.
Kürt Çoban'ın (1935) yazarı
Ereb Şemo, 1958'de Berbang (Şafak) başlığını
taşıyan bir kitap yazdı. Aynı yazar, yalnızca
başlangıcını Sovyetler'de yazdığı
Mutlu Hayat adlı eserini ise 1959'da yayınladı.
1947'de ölen Vezir Nadir ise, Sefaletle Öğrendik adlı
aynı türde bir eser verdi. E. Avdal'ın "Transkafkasya
Kürtleri'nin Tarzları ve Adetleri" ise maalesef Ermenice
kaleme alınmıştır.
Edebiyat eleştirisi, edebiyat
tarihi ile yakın ilişki içindedir. Genellikle makale
ve notlar üzerine ürün verilmekteyse de, bu, Celadet Bedirhan
(1893-1951), Yunus Rauf (1917-1943) ve Cemil Bendi Rojbeyani
gibi, özellikle Zengene, Kelhur ve komşu aşiretlerin
yazar ve şairlerine eğilmiş otoritelerin dahice
eserleri için söylenemez. M. Haznedar, çeşitli şiir
antolojilerine önsöz yazarak katkıda bulunmuş ve Kürt
şiiri üzerine bir inceleme yayınlamıştır.
Sovyet Ermenistan'ında iki genç münekkid dikkat çekmektedir;
Emerik Serdar ve Ordihan. Fakat bu sahanın yıldızı,
Iraklı Kürt Alaaddin Secdi'dir; Kürt Edebiyatı Tarihi
(1952) adlı eseri, akademik ve kültürel bir abidedir. Kuşkusuz
bu eser hata ve noksanlıklar içermektedir. Ancak bir bilgi
hazinesi olduğu da kesindir. Ele aldığı
yazar üzerine şiirsel bir nesirle yazdığı
bir medhiye ile başlamakta, kısaca hayatını
anlatırken, kronolojiye ve zaman-mekan ayrıntılarına
özel bir dikkat sarfetmektedir. Ardından, özellikle hala
yayınlanmamış olan eserlerinden geniş alıntılar
yapmakta, daha sonra yorum yapmaktadır. Eğer eser,
Irak'ta kullanılmayan bir lehçeyle, mesela, Goranice yazılmışsa,
tam bir tercüme yapar. Gerektiğinde sunulan eserin baskılarını
da verir.
Nesir olarak yazılmış
edebiyat harikalarına geçebiliriz. Masallar ve kısa
hikayeler. Bunlar çok sayıdadır ve çoğunluğu,
gençlerin maharetlerini sergilediği dergilerde yayınlanmıştır.
Kısa hikaye ve masal konularında harikalar yaratan
Kürtler'in kökeninden, tamamen tabii bir şekilde akmaktadır.
Bu sahada sivrilmiş yazarların bir listesini vermek
niyetinde değiliz; kaldı ki, pekçok ismi de biliyoruz.
Ancak, Irak'lı Kürtler arasında M. M. Emin, M. J.
Wurdi, K. G. Baban ve aynı zamanda çok iyi bir mütercim
olan J. A. Nebez anılmalıdır. Ortadoğu'da
yayınlanan Kürtçe dergilere geçmişte katkıda
bulunmuş yazarlar hakkında daha fazla bilgiye sahibiz;
ahlaki dersler veya güzel hayvan masallarının yazarı
M. E. Boti, okuyucuların zihninde yeni fikirler açan Kadri
Can; Lausanne'da Momier'min şahsiyetçiliği üzerine
bir doktora tezi yazmış olan ve hikayelerinde daima
vatansever bir koku yeralan Dr. Nureddin Yusuf Zaza. Osman Sabri'den
ayrıca sözetmek gerekir. Daha ziyade maceralı ilişkilerden
ve yurttaşlarının adetlerini naklederken haz
duyan Sabri, Selahaddin ve Napolyon üzerine tarihi makaleler
yazmıştır. Av hikayeleri, kendine has bir renk
taşır. Basit ve dolaysız tarzı, geniş
hayat gücüyle gözümüzün önüne yaşam dolu sahneler getirir.
Kendisini günümüzün en büyük nesir yazarı olarak selamlıyoruz.
Daha sonra bir yazar olarak değineceğimiz Cigerxwin,
1946'da, Cim ve Gülperi adında genç bir çiftin sıradan
maceralarını anlattığı uzun bir hikaye
yayınladı; kendisi bunu roman olarak değerlendirmede
hatalıdır. Sovyet Ermenistan'ının pek nesirci
yetiştirmemiş olması üzücüdür. Ancak, Yeni Bir
Sabah (1947) ve Kürt Halk Hikayeleri (1959) yazarı H. Cındi
ve Damê Xatê (1959) ile Uyanış (1960) yazarı
Evderehman zikredilebilir. Gerçekten de çok üretken bir yazar
olan ve edebiyat tahlilleri, masallar, felsefe, fikir ve tarihin
harmanlandığı kısa hikayeler içeren, üç
ciltlik Makale ve Yazılar'ın (1957-1958) yazarı
E Secadi'nin "İnci Dizisi", kendi türünde eşsiz bir
eserdir.
Tüm bunlar bir gerçeği ortaya
koymaktadır; bazı önemsiz denemelere karşın,
Kürt edebiyatında roman yoktur. Aynı şekilde,
tiyatro eserlerinin de mevcud olmadığı söylenebilir.
Bazı hamilerin yardımıyla bazı girişimler
yapılmışsa da, bu fazlailerlemedi. Oysa, roman
ve dram için konu yokluğu sözkonusu değildir. Kürt
halkının tarihi, efsane ve destanları, feodal
imtiyazlar ve başlık parası gibi eski adetler
ve hatta modern psikolojik ve toplumsal durumların yarattığı
duygusal, bilinçsel ve ahlaki çatışmalar pekala malzeme
olabilir. Lakin, bu hakiki veya efsanevi olguların, sanatsal
hayal gücüne dayalı yaratıcılık sahasında
işlenmesi ve rasyonel olarak bu sahaya uyarlanması,
bir kaç kıta yaratmak için gerekli olandan daha fazla çabaya
ihtiyaç duymaktadır. Bugüne kadar eksikliği çekilen
de budur. Fakat aynı husus, Araplarda dram sanatı
için de söylenebilir.
Nazım
Kürt edebiyatında nesir yazarlarının
artış göstermesi nedeniyle, şiirin kaybolmakta
olduğu sanılmasın. Bu gerçekten hayli uzaktır.
Şeyhler, tasavvufi şiirsel kaygı ve tasarımlara
yönelerek dengeyi tekrar tesis etmişlerdir. Özellikle Irak'ta,
büyük bir kısmı elyazmaları halinde bir köşede
kalmış bulunan 19. asır şiiri 1920-1939
senelerinde yayınlandı. Mehvi'nin şiirleri 1922'de,
Nali, Kurdi ve Hacı Kadir Koyi'nin 1931'de, Salim'in 1933'de,
Talabani'ın 1935'de, Edeb'in, 1936 ve 1938'de Herik ve
Mevlevi'nin 1938 ve 1940'da yayınlandı. Kürt şairlerinin
hayli açıklayıcı müstear isimler kullanmakta
oldukları dikkat çekicidir. Aynı dönemde, Emin Fevzi
(1920), Eli Hemal Bakir (1938), Mela Ebdılkerim (1938)
ve Refik Hilmi (1941-1956) sayesinde, eski şairlerin antolojileri
de günışığına çıktı.
Fakat herşey gibi Kürt şiiri
de değişmektedir. M. A. Haznedar, 1962'de kafiye ve
vezin üzerinde özellikle durduğu ve münevver Arap ve Fars
şiirinin karışık kurallarını izleyen
kadim veya klasik şiirle, ölçü ve biçim açısından
daha serbest olan modern şiiri mukayese ettiği harika
bir inceleme yayınladı. Genç kuşak, yeni tarzı
yeğlemektedir.
Tamamen tasavvufi eserlere gittikçe
daha nadiren rastlasak da, bunlar bütünüyle kaybolmamışlardır;
Kake Heme Nari (1874-1944), hala Allah aşkı ve yalnızlık
üzerine şarkılar söylemektedir. Dahası Iraklı,
Suriye veya Sovyet ülkelerinin vatandaşı olsun, hiçbir
şair tek telden çalmaz; havaya girdiklerinde, bazen lirik,
bazen adanmış, bazen vatansever şairler olarak
karşımıza çıkarlar. Bu nedenle, bunları
kategorik olarak sınıflandırmak bir hayli zordur.
Öğretmenlerden henüz sözettik.
Pekçoğu hemen her zaman fabl türünde didaktik eserler vermişlerdir.
Osman Sabri'nin (kendisi öğretmen değildir) Suriye'de
yaptığı ve genç Sovyet yazarlarının
yapmakta olduğu budur. Yazarken zihinleri öğrenciyle
meşguldür ve eserlerinde ahlaki dersleri veren tınıları
algılamamak mümkün değildir. Bu her zaman büyük şiir
değildir; ancak, genellikle basitlikten ve canlılıktan
kaynaklanan bir kalite sergiler.
Gerçek şairler, lirik eserler
verir; aşk, aile, tabiat ve harikalarını, çalışma
ve gündelik hayatın şarkılarını söylerler.
Irak'ta şair-i azam, Kürt toprağının güzelliklerine
ve tarihine duyduğu aşkı, genç kalplere aktarmayı
bilmiş olan Piremerd (ihtiyar) Hacı Tevfik'tir (1867-1950).
Ziver olarak tanınan Evdellah Muhammed (1875-1748) de,
gençlerle ilgilenmektedir; tabiatı ve memleketinin cazibelerini
şiirleştirdiğinde derin hisleri ayağa kalkar
ve okurun hislerini de ayağa kaldırır. 1900'de
doğmuş olan Kani veya Muhammed Şeyh Evdal Kadir,
yurdun çeşitli mest edici sahnelerini, bir kısa cüzler
dizisi aracılığıyla tasvir etmektedir; bu
cüzlerin isimleri de gönlü ve ruhu okşayan ıtırlar
gibidir: Mervan'ın Gülbahçesi (1951), Germiyan Ovası
(1955). Bêkes, Faik Evdelah'tan (1905-1948) hayli farklı
bir şahsiyettir. Bêkes, Verlaine gibi sadece şiir
için yaşamış, fizik ve moral bedbahtlığına
rağmen genç kuşakları adalet, iyilik ve vatan
için mücadeleye sevketme uğraşını asla bırakmamış,
çok eza görmüş, talihsiz bir hayat sürmüştür. Şahkir
Fatar, 1924'de Kufri'de doğmuş olan Neriman (Mustafa
Seyid Ahmed) ve 1926'da Kameran'da doğmuş olan Resul
Bizar Gerdi gibi genç şairler, saleflerinin izinden gitmektedirler.
Sovyet Ermenistan'ında ise,
eski efsaneleri derlemeye ve daha kişisel eserleri derlemeye
girşmeden önce, akademisyenler için yazmaya yönelmiş,
kıymetli bir grup mevcuttur. 1906 doğumlu H. Cındi
ve 1910 doğumlu Eminê Evdal'ın kendileri de öğretmendir
ve şiirlerinde akademik bir tad sezilir. Mikail Raşid,
daha genç görünmektedir ve Kalbim (1960) adlı hayli ustalıklı
bir şiir örneği vermiştir. Gerçekten de, mısralarında
çeşitli teknikleri sergilemekte ve sekizlik kıtalarından
sıcak duygular taşmaktadır. Fakat, bütün olarak
bakıldığında, şiiri ideolojik ve komünist
idealizmini yansıtmaya yöneliktir. Yine de, 1908 doğumlu
Casımê Celil gibi, o da parlak bir şairdir. Celil,
yıllık Sovyet Kürt yazarları antolojilerinin
resmi editörüdür. Doğal olarak, kendi eserleri de bu antolojide
yeralmaktadır. Kendi şiirlerini topladığı
eserleri de vardır; Alagöz, (1954) ve Günlerim (1960).
Farklı baskıları karşılaştırmak
ilginç olacaktır, zira, her biri geniş bir şekilde
yeniden işlenmiştir. Sanatsal bilincinin bir işareti
olarak, eserlerini neredeyse yirmi defa yeniden dokumuştur.
Bu iki cilt, şiirsel ve ustalık bakımından
daima mükemmel olmasa da, sıradanlıktan ustaca kaçış
denemesini sergilemektedir. Bir sevgilinin, şu meydan okumasında
da bu görülmektedir:
Ben
vahşi bir gül goncası;
Parlaklığını verir bana
güneş,
Parlaklığını yağdırır çiy
damlaları.
Dokunmazsan
bana,
Çiçeklenemem ya;
Dokunmazsan bana,
Mahrum kalırsın kokumdan.
Ben
bir yaban gülü, dağların gülü...
Senden uzaklardasın sen.
Çiçekler sevda okşayışlarında.
Aşkla yumuşasın, köklerimi saran toprak
Dokunmazsan
bana,
Çiçeklenemem ya;
Dokunmazsan bana,
Mahrum kalırsın kokumdan.
Ben
bir yaban gülü, dağların gülü...
Senden uzaklardasın sen.
Ey hassas bahçevan, gülden anlayan...Gel kopar beni, aşır
beni dağlardan.
Dokunmazsan
bana,
Çiçeklenemem ya;
Dokunmazsan bana,
Mahrum kalırsın kokumdan.
Cesursan,
aparırsın beni uzaklara;
Hoş edersin gönlümü,
Bir taze gelin gibi.
Dokunmazsan
bana,
Çiçeklenemem ya;
Dokunmazsan bana,
Mahrum kalırsın kokumdan.
Emir Kamuran Bedirhan da, dilbilimsel
ve siyasi faaliyetleri dışında, güzel şiirler
yazmıştır. Çok sayıda derleme yayınlamıştır.
Okul çocukları için Çocuklarımın Kalbi (1932),
Fransızca ve Almancaya tercüme edilen Işık ve
Kar (1935) ile mizahi Hayyam Rubaileri (1938). Aşk temasını
işleyen bu lirik mısralar, büyük bir duygu inceliği,
kendine has bir hayal gücü ve etkileyici bir ifade usülü sergilemektedir.
Temelde lirik olan bu şiirlerin
yanısıra, toplumsal içerikli, "adanmış"
eserlerle de karşılaşmak şaşırtıcı
olmamalı. Çünkü, şairler daima yeniden doğuşu
vaazdeden, geçmişteki istismarı eleştiren ve
gelecekteki mutluluk ihtimallerini sezen peygamberler olagelmişlerdir.
Sovyet şairlerinde sıklıkla tekrarlanan temalar,
önce kadının özgürleşmesi, feodal sömürüye son
verilmesi, dini ibadet ve inançların kökünden sökülüp atılması
gerektiğini hatırlatmaktadır. Yazarın bu
temaları vurgulamadığı bir derleme bulmak
mükün değildir. Etar Şero, dörtlüklerinin hemen hemen
tamamında, Kürtlerin eski devirlerdeki halini işlemektedir;
cehalet, sefalet, baskı ve tekrar tekrar kaldırılması
gereken bir kölelik kalıntısı olarak gördüğü
başlık parası ödeme adetine döner. Bu, diğer
şairlerin de sıklıkla işlediği bir
nakarattır adeta. Öyle ki, bu adetin kökünün kazınmasının
hayli zor olduğu anlaşılır. Usıv Seko,
"Sihid" adlı şiirinde, zenginlerin ve tacirlerin zorbalığı
karşısında, fakirin daima kurban olduğu
toplumsal çöküş halini tasvir etmektedir. H. Cındi
ise, feodalizmin sınır tanımaz adaletsizliğine
karşı, sınıf mücadelesini desteklemektedir;
mazlumların safında heyecanlı bir tepki oluşturmayı
da başarmaktadır. Uzun şiiri "Gülizar"ın
konusu budur. Sonuçta aşk, feodal istismar, aşiretsel
kan davası, kaba başlık karşısında
aşk, milli savaş, hürriyet mücadelesi sayesinde üstünlük
sağlar. Vezir'in, Nado ve Gülazır'ın maceralarını
anlattığı eserinde de aynı olgu takdis edilmektedir.
Hêvî Gazetesi,
3-9 Ocak 1997, Sayı: 50
Kaynak:
Thomas Bois - The Kurds
(Kürtler), Beyrut, 1966
İngilizce'den çeviren: B. Peker
Bu yazı, Mehmet
Bayrak'in Kürdoloji Belgeleri adlı
kitabından alınmıştır.