Alişer’in, gerek Koçgiri gerekse Dersim olaylarındaki önemli işlevi, gerek Kürt kaynaklarında, gerekse Türk kaynaklarında açıkça ortaya çıkmaktadır. O, çok yönlü olarak bu hareketlerde rol oynamıştır. Bir kez, daha 19. yüzyılın ikinci yarısında Dersim hareketine yön veren Seyid İbrahim’ in oğlu Seyid Rıza ile yakın bir ilişki ve diyalog içerisindedir.
İkincisi; Türk kaynakları salt ticaret amacıyla ilişkilendirse bile, olayların içinde yaşayan Dr. Nuri Dersimi’ nin de belirttiği gibi, „Alişêr, daha 1914 Dünya Savaşı’nda, Kürdistan’ın özgürlüğünü sağlamak amacıyla, Erzincan’a kadar gelmiş bulunan Rus Ordusu’na katılmış; Koçgiri, Sivas, Malatya ve Dersim bölgelerinin Kürt temsilcisi sıfatıyla, Rusya koruması altında özerk bir Kürdistan yönetimi kurulması için çalışmıştır.“ (14)
Yine, Alişêr’in Birinci Dünya Savaşı sonlarında, yönetimindeki birliklerle Ovacık’ı basarak, burada bir Kürt yönetimi kurduğunu görüyoruz. Osmanlı yönetimi, bu hareketi bastırma görevini, o tarihlerde Hamidiye Alay Komutanı, daha sonra Kürt ulusal hareketinin önderlerinden biri olarak gördüğümüz Cibranlı Halit’ e verir. N. Dersimi, bunun tutumuna ilişkin ilginç notlar aktarır.
Bu arada, Alişêr’in, 1918 yılında Ermeni lideri Murat Paşa ile Kürdistan’ı ve Ermenistan’ı ilgilendiren konularda görüşmeler yaptığı, ancak sınırlar ve Kürdistan’ın statüsü gibi konularda anlaşmaya varamadığı görülüyor. (15)
İşte, tam böylesi bir ortamda Koçgiri başkaldırısı patlak verir. 1915’teki Ermeni katliamıyla, Ermeni sorunu görünüşte çözülmüş; ancak Kürt sorunu tüm yakıcılığı ve karmaşıklığıyla devam etmektedir.
Kürt örgütleri içindeki gençlik kesimi ile Bedirhanlar öncülüğündeki Kürt Teşkilat-ı İctimaiye Cemiyeti bağımsızlık düşüncesini savunmakta; Seyid Abdülkadir liderliğindeki Kürdistan Teali Cemiyeti bu düşünceye karşı çıkarak, „Türkler’in bu düşkün zamanında onlara darbe vurulmasının Kürtlük şiarına yakışmadığını“ ileri sürerek, zaten Osmanlı Hükümeti’nin Kürdistan’a muhtariyet vermeyi kabul ettiğinden hareketle, beklenilmesini öneriyordu. Dersim ve Koçgirililer, bu ikilem içinde başkaldırmışlardı. Bir yandan, Kürt Teali Cemiyeti ile İstanbul Hükümeti arasında yapılan gizli anlaşmada öngörülen statüyü talep ederken; bir yandan Sevr Antlaşması’nın 62/64. maddelerinde öngörülen „özerklik“ statüsünü gündeme getiriyor, öte yandan Koçgirililer’in yoğun olarak yaşadıkları Zara, Koçgiri, Divriği, Refahiye, Kuruçay ve Kemah kazalarının bağlı bulunacağı bir vilayet oluşturulması ve yönetimine yerli Kürtler’den birinin atanması isteniyor ve tüm bu öngörü ve talepler, hem Kürt aydınlarının anılarına hem de resmi Türk kalemşörlerinin makalelerine yansıyordu.
Hem de, Kürt taleplerini içeren bu muhtıralar, çoğunlukla hareketin doğrudan ortasında yer alan Nuri Dersimi gibi aydınların ve Alişêr gibi lider-şair halk önderlerinin kaleminden çıkmıştı. Daha önce bu konularda Kürt cephesinden ilk bilgileri veren Nuri Dersimi’nin Dersim ve Kürt Milli Mücadelesine Dair Hatırat’ ını (Ank. 1992) ve Kadri Cemilpaşa’nın Doza Kurdistan adlı önemli hatıra kitabını notlayarak yayımlamış (Ank. 1992) ve Dersim katliamında bizzat bulunmuş Jand. Alb. Nazmi Sevgen ile olayların içinde bizzat bulunmuş muhbir- gazeteci/yazar Niyazi Ahmed Banoğlu’ nun konuya ilişkin yazıdizilerini ilk bilince çıkarmış bir araştırmacı olarak bizim bu noktada yapmak istediğimiz; gerek Koçgiri, gerekse Dersim hareketlerinin yeniden bir irdelemesini yapmak değil; Evin Çiçek’in deyişiyle „edebiyatçı, öğrenci yetiştiren sanatçı, diplomat, askeri örgütleyici, önder-aydın“ kimliğiyle Alişêr ve eşi Zarife’in hareket içindeki kimliği üzerinde durmaktır. Kaldı ki, resmi kalemşörler bile onu „Dersim erkân-ı harbı ve milli şairi“ olarak nitelendirmektedirler.
Koçgiri Ulusal Kurtuluş Hareketi üstüne kapsamlı bir çalışma yapmış olan Evin Çiçek, bir çift olmaktan öte birer „yoldaş“ olan ve birbirlerine „heval“ ve „hevalê“ olarak hitap eden bu ikiliyi kısaca şöyle tanıtmaktadır:
„Sanatı ve savaşı birlikte işleyen insan Alişêr ve bugün de yaşamıyla Kürt kadınınca örnek alınan Zarife Hanım, 1882’de Azgêr köyünde dünyaya geliyor. Hesenanlar’dandır. Sivas’ta öğrenim görüyor. Bir süre Mustafa Paşa’nın kâtipliğini yapıyor. Kâtipliğinden dolayı Koçgiri’deki aşiretler arasında tanınan, sevilen bir insan oluyor. Otorite sahibidir. Koçgiri ve Dersim aşiretleri arasında birlik oluşturur. Akrabası olan Zarife ile evlenir. Kürt dili üzerinde çalışması olmuş. Beyitleri ve sazı ile halk arasında birliği ve ülke sevgisini işler.“ (16)
Özetle, Ozan Telli’nin dediği gibi;
Devrim ateşinin rüzgar soluklu körüğü
Bir topak köz gibidir yüreği
Eli yazandır
Dili ozandır
Kavgamıza sevgimize
Türkü düzendir.
Şimdi, Dersim katliamı aşamasında Alişêr ve eşi Zarife’ yi maşaları yoluyla katlettiren, Alişer’in kesik başının resmini çekip, birçok resimle birlikte ilk kez yayımlayan ve bir sandık dolusu kitap ve defterine elkoyarak Genelkurmay’a gönderen Jnd. Alb. Nazmi Sevgen’in, onların katlinden 13 yıl sonraki anlatımından izliyoruz (Biz, konunun rahat izlenebilmesi ve doğru algılanması için, ara başlıklarla besleyecek, kimi kelimeleri günümüz Türkçesine uyarlayacak ve kimi açıklayıcı notlara yer vereceğiz): |