| Mezopotamya ve Anadolu; tarihsel geçmişi yedibin yıla dayanan, yazının ilk kullanıldığı bir coğrafya olmasının yanısıra, birçok köklü uygarlığın ve halkın gelip geçtiği kültür ve uygarlık beşikleridir. Tüm bu halklar, kültürler ve uygarlıklar birbirlerine karışarak, birbirlerine eklemlenerek ve birbirlerini etkileyip dönüştürerek bugünlere geldiler. Bu halkların bir bölümü, süreç içerisinde diğer halklara karışarak yeni bir kimlikle yaşamaya devam ederken, bir bölümü tümüyle yokolup gitti. Bunlara bugün, arkaik halklar ve kültürler deniyor.
Ancak, özellikle güçlü uygarlıkların, dillerin ve kültürlerin, günümüze miras olarak bir kültür birikimi ve mozayiği bıraktıkları açıktır. Bir piramit örneğinde olduğu gibi, sonraki kültürler öncekilerden etkilenerek yükselmeye devam edegeldi. İşte, bu uygarlıkların varislerinden biri olarak bu mozayiğe katkı sunan en kadim ve önemli halklardan biri de Kürtler’dir. Dolayısıyla, eski Mezopotamya ve Anadolu şiirinin halkalarından birisi olması da son derece doğaldı.
Bir görüşe göre, en eski edebiyat türü şiirdir. Düzyazılı anlatı türü ondan sonra doğmuştur. Tahmin edildiği gibi, insanlar çok eski zamanlardan beri şiir söyledikleri halde, bunları çok sonraları yazıya geçirebilmişlerdir. Bir başka söyleyişle eski ozanlar şiir yazmaz, söylerlerdi. Bu gelenek âşıklar açısından bugün bile geçerlidir.
Eski uygarlıkların şiirleri, dünyanın gelişmiş ülkelerinde çeşitli antolojilere konu olduğu gibi; 1974’ten başlayarak Türkiye’de de kimi kitaplara konu olur. (Bkz. T. S. Halman: Eski Uygarlıkların Şiirleri, İst. 1974). Bu şiirler Mezopotamya’dan başlayarak eski Yunan, Çin, Hint, Arap yarımadası, Afrika, Orta ve Güney Amerika ve Asya üzerinden Pasifik’e kadar uzanıyor.
İslâm Öncesi Türk Şiiri
Hemen belirtelim ki, İslam öncesi Türk şiiri ile amaçlanan, MS. 6. yüzyılda İslamın doğuşundan önceki şiir değil; Türkler’in İslâm’ın etkisine girmeden önceki en eski dönemdir. Prof. Dr. Reşit Rahmeti Arat’tan sonra, eski Türk şiiri üstüne başlıca çalışmaları yapan Prof. Dr. Talat Tekin, bu dönemi şöyle özetliyor:
„Türk şiirinin en eski dönemi, pek de uygun olmamakla birlikte, (İslâm öncesi Türk şiiri) olarak adlandırılabilir. Bu dönemin, teorik olarak, başlangıçtan XI.
yüzyıla kadar sürmüş olduğu düşünülebilir ise de, Türk şiirinin bize kadar gelebilen en eski örneklerinin VIII. yüzyıldan kalma olduğu gözönünde tutulursa, İslâm öncesi Türk şiirinin VIII- XI. yüzyıllar arasındaki dönemi kapsadığı söylenebilir. İslâm öncesi Türk şiir geleneğinin Doğu Türkistan’daki Budist Uygurlar arasında XIII. yüzyıl sonlarına kadar devam etmiş olduğu dikkate alınırsa, bu dönemi, VIII-XIII. yüzyıllar arası, yani aşağı yukarı altı yüz yıllık bir dönem olarak kabul etmek gerekir.“ (Prof. Dr. T. Tekin: İslâm Öncesi Türk Şiiri, Türk Dili Dergisi, Ocak- 1986, s. 3)
Bilinen ilk yazılı Türkçe ürünler, Batılı şarkıyatçılar tarafından bulunup okunan 8. yüzyıla ait Orhon ve Yenisey yazıtlarıdır. Bazı doğubilimciler, eski Türk hükümdarları adına dikilen bu yazıtlardaki metinleri şiirsel örnek olarak nitelendirse de, çoğu bilim adamları bu metinleri düz anlatı eserleri olarak kabul etmektedir. (Bu yazıtları bulup okuyanların tümü Batılı bilimadamları olduğu halde, son zamanlarda MHP tandanslı bazı çevreler, Kürtler’in bir Türk boyu olduğunu savunabilmekte ve buna kanıt olarak da Yenisey anıtlarında „ Kürt el hanı Alp Urungu“ diye bir ibare geçtiğini söylemektedirler. Oysa, bu ibarenin doğrusu „ Körtle Han Alp Urungu“ şeklindedir ve „körtle“, „güzel“ anlamındadır. Görüldüğü gibi, bir gerçeğin reddi için bilimsel veriler bile saptırılabilmektedir…)
Bilindiği gibi, İslâm öncesi Türk şiirinin bugüne kadar gelen en eski örnekleri, sözlü halk şiiri örnekleri olup, - XI. yüzyılda ve daha sonra yazıya geçirilmiş ürünler hariç tutulursa-, Doğu Türkistan’da Maniheist ve Budist Uygur kültür çevrelerinde yaratılmış eserlerdir. Bunların en eskileri de Maniheist kültür çevresinde yaratılmış olanlardır. „Uygurlar, Maniheizmi Doğu Türkistan’a gelip yerleşmeden çok önce, daha Moğolistan’da iken kabul etmiş bulunuyorlardı. Moğolistan’daki Uygur devletinin (744-840) üçüncü hükümdarı Bögü Kağan (759-779) Mani dinini, 762 yılında kabul etmiş ve Maniheizm Uygurlar arasında kısa zamanda yayılmıştı. Maniheizmin devlet dini olarak kabul edildiği tarihle, Uygurların Kırgızların baskısı ile Doğu Türkistan’a göç ettikleri 840 tarihi arasında aşağı yukarı 80 yıllık uzunca bir süre vardır. Bu süre içinde, onların arasında Maniheist bir edebiyatın oluşup gelişmeye başladığını düşünmek hiç de yanlış olmaz.“ (agy,s. 8)
Mani ve uygur alfabeleri ile yazılmış bu ürünlerin önemli bir bölümünün Soğdca’dan ve öbür İran dillerinden çevrilmiş dini metinler, tövbe duaları ve hikâyelerden oluştuğunu belirtelim. Maniheist Uygurlar’dan kalma bu metinler içinde sekiz de şiir bulunmaktadır ki, bunlar ağırlıkla Maniheizme ve kurucusu Mani’ye övgü niteliğindedir.
Bu dönem şiirsel ürünlerinin kime ait olduğu genellikle bilinmemektedir. Bilinen en eski Türk şairlerden ikisi Çuçu ve Aprin Çor Tigin adlı Maniheist şairlerdir. Kül Tarkan, Asıg Tutung, Kacım Keyşi gibi şairlerin de, Turfan kazılarında çıkan metinlerde adları geçmekte, ancak şiirleri bilinmemektedir. Uygurlar’dan kalma şiirlerde, Maniheizmi ve Budizmi öğreten didaktik şiirler egemendir.
Karahanlı dönemi Türk şiiri’ ne gelince…Karahanlı Devleti (840-1212) ilk Müslüman Türk devletidir. Esas kitlesini Karluk, Çiğil ve Yağma Türklerinin oluşturduğu Karahanlılar önce Orta Asya’da, 999’dan sonra da Harezm’de egemen olmuşlardır. Doğu Karahanlı sülalesinden Satuk Buğra Han (ölümü 955), 10. yüzyıl başlarında İslâm dinini kabul etmişti. Ölümünden hemen sonra kalabalık bir Türk zümresi İslâm dinine girdi.
Karahanlılar’ın asıl merkezi Doğu Türkistan’daki Kâşgar şehriydi. Karahanlılar’ın 10. yüzyıl ortalarında tamamıyla Müslüman olmalarından sonra Kâşgar’ın önemli bir Türk- İslâm kültür merkezi durumuna geldiği anlaşılıyor.
İslâmî Türk edebiyatının ilk eserleri de 11. yüzyıl ortalarında Kâşgar’da yazılmıştır. Bunların başlıcaları, Balasağun’lu Yusuf Has Hacib’ in 1069 yılında tamamladığı Kutadgu Bilig adlı 6500 beyitlik büyük manzum eseri ile, onun çağdaşı büyük Türk dilcisi Kâşgar’lı Mahmud’ un Divanü Lügati’t- Türk adlı Türkçe- Arapça sözlüğüdür. Edib Ahmed Yüknekî’ nin Atabetü’l- Hakâyik adlı yaklaşık 500 dizelik dinî- ahlakî küçük manzum eseri de, büyük bir ihtimalle 12. yüzyıl sonları ile 13. yüzyıl başlarında yazılmıştır.
Karahanlı dönemi Türk şiirinin en büyük temsilcisi Yusuf Has Hacib’dir. Ünlü eseri Kutadgu Bilig’i, 1069/70’de Karahanlı hükümdarı Buğra Han’a sunar. Onu çok beğenen hükümdar, kendisini Has Hacib yani Baş Mabeyinci yaparak yanına alır.
Yusuf Has Hacib, büyük İran şairi Firdevsî’ nin daha önce (1010 yılında) yazmış olduğu Şehnâme’ sini örnek almış ve onu Türkçe’ye uyarlamak istemiştir. Bu uyarlamaya rağmen Kutadgu Bilig, 900 yıllık geçmişi olan İslamî- Türk edebiyatının ilk en büyük ürünü sayılmaktadır.
Karahanlı dönemi Türk şiiri iki kolda gelişiyor: 1- Halk Şiiri, 2- Aydın zümre şiiri. Halk şiiri daha çok İslâm etkisi dışında kalırken, aydın zümre şiiri İslâmî şiirin etkisinde kalır.
Bugün elimizde bulunan en eski Türk Halk Şiiri örnekleri, - ki bunlar daha çok İslâm Öncesi’ ne tekabul etmektedir- Kâşgarlı Mahmud’un Divanü Lügati’t- Türk adlı sözlüğünde bulunmakta ve bu yolla günümüze ulaşmaktadır. Türkçe- Arapça bir sözlük olan eserde yazar, kimi kelime ve kavramları açıklamak için eski şiir örneklerine yer vermektedir. Bunlar, ya belleğinde tuttuğu ya da not ettiği şiir örnekleridir.
Türk dilinin ve kültürünün temelini oluşturan ve 20. yüzyıl başlarına kadar bilinmeyen bu önemli eser, Diyarbakırlı ünlü kitabiyat bilgini Ali Emiri Efendi tarafından bulunup, Türk dünyasına armağan edilmiştir. ( Türk dilinin ve şiirinin temelini oluşturan bu eserdeki şiirsel ürünler, Prof. Dr. Talat Tekin tarafından XI. Yüzyıl Türk Şiiri/ Divanü Lügati’t- Türk’teki Manzum Parçalar adıyla kitap olarak yayımlanmıştır. Ank. 1989).
Tüm bunlar arasında, Uygurca Buda övgüleri içinde Maytri (Sanskritçe Maitreya) yani „gelecek Buda“ için yazılmış beş dörtlükten oluşan bir şiirin tek dörtlüğünü birlikte izleyelim:
Tört sloklug nom üzre
Tutçi öger men üzüksüz
Tüş birip munı teg buyanı
Tuşayın sizinge Maytri
T ü r k ç e s i :
Dört kıtalı öğreti ile
Durmadan överim aralıksız;
Karşılık verip böyle bir sevabı
Kavuşayım size, Maytri!
Karahanlı dönemi Türk şiirinden bir aşk şiiri ise şöyle:
Yelwin anıng közi
Yelkin anıng özi
Tolun ayın yüzi
Yardı mening yürek
T ü r k ç e A ç ı k l a m a :
Onun gözleri büyüleyicidir (âşıklarını onlarla avlar)
Kendisi (böylece gönlümün) konuğu (oldu)
Onun yüzü dolunay gibidir;
(Güzelliği ile) beni kalbimden vurdu ve yaraladı!
Sözkonusu Divan’da yer alan en eski Türk şiiri örneklerinden biri de Alp Er Tonga Ağıtı’ dır. Ders kitaplarına da girmiş olan bir dörtlüğünü birlikte izleyelim:
Alp Er Tonga öldi mü
İsiz ajun kaldı mı
Ödlek öçin aldı mı
Emdi yürek yırtılur
G ü n ü m ü z T ü r k ç e s i y l e :
Alp Er Tonga öldü mü?
Kötü dünya kaldı mı?
Felek (böylece) öcünü aldı mı?
Şimdi yürek (ler onun ölümünün acısıyla) paralanıyor.
İslâm öncesi ve İslâma geçiş dönemi Türk şiirine ilişkin değerlendirmemizi, bir alıntıyla tamamlamak istiyoruz: „Türkler Şamanlıktan sonra, farklı yer ve dönemlerde Budizm, Taoizm, Manişesizm, Hıristiyanlık ve Hazar İmparatorluğu’nda topluca Yahudiliği benimsedikleri gibi, İslâm çağında kurdukları devletlerde de, etkilenip etkiledikleri başka dinlerle birlikte yaşadılar“ (Gündüz Vassaf: 21. Yüzyılda Din, Radikal, 7.10.2007).
İslâm Öncesi Türk Şiiri eksenli bu genel girişten sonra, şimdi Mezopotamya ve Anadolu Aleviliği açısından büyük önem taşıyan Yaresan- Aleviliği’ nin Kürt Şiirindeki yansımasına geçebiliriz.
Eski Kürt Şiirinde Yarsanizm (Alevilik)
Literatürde bilinen en eski Kürt şiiri, Milattan Önce 4. yüzyıla aittir. İngiliz arkeologların 19. yüzyılda İran Kürdistanı’nın Hewraman bölgesinde buldukları bir mezar taşı üstüne işlenmiştir. Londra’da bir müzede korunduğu belirtilen şiirin yer aldığı mezar taşının, şiirin sahibi Borazboz adlı, bilinen ilk Kürt şairine ait olduğu söyenmektedir. Yaşayan pek az dilde bu kadar eski bir şiire rastlanmaktadır. Çünkü şiir, MÖ 330 yılına tarihlendirilmektedir. Borazboz’un, şiiri karısına ya da sevgilisine yazdığı anlaşılmaktadır. Bugün bile büyük ölçüde anlaşılabilen şiir Kurmanci lehçesinden „Xwazdî ez tu bi hevre bin/ Bi hevre herin xorînê“ sözleriyle başlamaktadır. Şiirin Türkçe çevirisi şöyledir:
Birlikte geçen günleri özlüyorum
Hele sabah çıkıp gidişimizi
Seninle dağlara çıkar, dolaşırdık
Birlikte söylerdik türkülerimizi
Ben o dağların ruhundan öğrenmiştim
Ta yürekten, candan, içli söylemeyi
Hem dağlarda, hem kırlar, hem sahralarda
El aman, medet aşkın elinden yani
İkimiz tam da tek bir gönül olmuşken
Sonbahar gelip böyle, ayırdı bizi
Ancak birlikte olunca küflenmez aşk
Ya bağır bir ses ver, ya da uyu hadi.
(Bkz. Selim Temo: Bilinen En Eski Kürt Şairi Borazboz, Esmer Dergisi, Sayı: 8/ 2005)
Bundan sonra bilinen en eski Kürt şairi MS 5. yüzyılda Bağdat’ta yaşadığı bilinen Nuşirvan adlı bir şairdir. Bu da, eski Türk şairlerinden Çuçu gibi ismi bilinip, eserleri elde edilemeyen bir şairdir. Kürt şiirinde bilinen diğer örneklerse, İslâmiyetin doğuşundan sonra, ancak bu dinin etkisine girmeden önce yaratılan ürünlerdir. Bu eserlere, İslâm öncesi Kürt şiiri diyoruz.
Kürtler’in eski dinlerinden Zerdüştiliğe mensup olduğu anlaşılan bir şairce 7. yüzyılda ceylan derisi üzerine Hewrami (Gorani) lehçesiyle yazılan bir şiir, dini temalı en eski şiirlerden biridir. Bu şiirde, İslâm Halife ordularının Zerdüşti topluluklara karşı yaptığı katliam anlatılmakta ve lânetlenmektedir. Şiirin Türkçesi şöyle:
Kutsal yerler yakıldı, kutsal ateşler söndü
Herkesten saklandı namlı büyükler
Zalim Araplar girdi ta Fırat’a dek
Köylerden tut da ta Şehrizur’a kadar
Esir alındı bütün kızlar ve kadınlar
Kendi kanında boğuldu özgür adamlar
Kimsesiz kaldı Zerdüşt’üntöresi, dini
Yüce Hürmüz affetmeyecek hiç birini.
VII-X. Yüzyıllar arası Kürt tarihi üstüne bir doktora çalışması yapan Dr. Arşak Poladyan, Kürtler’in geçmişte bağlı bulundukları Zerdüştilik ile onun güçlü ve yenilikçi devamı niteliğindeki Mazdekçilik ve Hurremiliğin; İslâmiyetin kurumsal etkisine girmeden önce bu topluluklar üzerindeki etkisini şöyle yansıtıyor:
„Abbasiler döneminde İslâm karşıtı oluşumların temel hareket gücünü toprak eşitliğini savunan köylüler oluşturmuştur. (…)VIII-IX. yüzyıllarda çeşitli İran vilayetlerinde gelişen din grupları ile İslâmiyet dönemindeki Mazdeki hareketi de bu slogandan yararlanmıştır.(…) IX. yüzyıldan başlayarak Hürremizm, köylü hareketleri ideolojisinin temel formuna dönüşmüştür. Hürremizm, Manihey- Mazdekit tipindeki öğretilere yakın bir ideolojiyi temsil etmektedir. Hürremiler ‚Muhammira’ (Kızıllar, Kızılbayraklılar) adıyla bilinmektedir. (…) Onlar, dünya düzenindeki adaletsizliğin kökünü toprak ve sosyal eşitsizlikte görmekteydiler. İşlenebilen bütün toprakları toplumsal mülkiyete dönüştürmek, özgür köy toplumlarının yönetimine bırakmak istemektedirler. Hürremiler, aralarında kadınların da olduğu genel eşitliği, vergilerden ve haraçlardan kurtulmayı istemekteydiler. Baskı ve sosyal eşitsizliğin (karanlığı) oluşturduğunu kabul eden Hürremiler, gerek Arap hanedanlığına gerekse İslâmiyete karşı uzlaşmaz bir mücadele yürütmüşlerdir.“ ( Dr. Arşak Poladyan: VII- X. Yüzyıllarda Kürtler, Özge yay. Ank. 1991,s. 44)
Burada anlatılan dinsel, inançsal, kültürel ve ideolojik yapılanma kuşkusuz edebiyatın diline, üslubuna ve içeriğine de yansıyacaktır. Nitekim, Kürt şairleri de İslâmiyetin etkisine girmeden önce kendi özgün dilleriyle yazarken; Arapça’nın din ve kültür dili olmasından sonra Arapçaya, daha sonraysa Farsçaya yönelmişlerdir. ( Melik Şarayê Bihar’ ın , İslâmiyetten sonra Fars dilinde ilk şiir yazan Kürt şairi olduğu söylenir. Fars edebiyatının temellerini atan en büyük şairlerden biri kabul edilen, 1140- 1202 yılları arasında yaşayan Nizamî-i Gencevî’ nin de Kürt kökenli olduğu biliniyor). Bu özelliği; önce Zerdüştî, daha sonraysa Mazdekçi, Hürremi ve Yarsanî şairlerde rahatlıkla gözlemleyebiliyoruz.
Göreceli olarak coğrafik ve kültürel açıdan İslâmiyetin etkisinden uzak kalabilen Yarsancı Goran şairler’de bu özelliği daha iyi izleyebiliyoruz. Özellikle Yaresan Edebiyatı üstüne önemli çalışmalar yapan Maruf Haznedar’ın dediği gibi,Yarsancı Goranlar, inançlarının Zerdüştîliğe bağlanması nedeniyle, Arapça yerine Kürtçe düşünmüş ve Kürtçe yazıp konuşmuşlardır. Yarsan dininin şiire aktarılması bu edebiyatın oluşumunda önemli bir rol oynar. Maruf
Haznedar’ın, „Kürt edebiyatı Gorani lehçesi ve Ehl-i Hakka (Yarsanizm) dayanır“ yolundaki tespiti, bu açıdan önemlidir.
Kürt şiiri üstüne önemli bir antoloji çalışması hazırlayan genç ve yetenekli araştırmacı Selim Temo’ nun, şiir örneklerinden yola çıkarak yaptığı şu belirleme de konumuz açısından son derece önemlidir:
„Yarsancıların aynı zamanda şair de olan pîr ve uluları, Kürtçe düşünüyor ve Kürtçe yazıyorlardı. Dinlerinin inanç ve esaslarını halk şarkısı formunda şiirlerle anlatıyorlardı. 8. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar varlığını sürdüren bu şiirleri, aynı zamanda kayıt altına da alındıkları için Kürt yazılı edebiyatının en önemli kaynakları saymak mümkündür.“ (Selim Temo: Kürt Şiiri Antolojisi, 2 Cilt, Agora yay. İst. 2007)
Tıpkı daha sonra Yezidiler’in kutsal kitaplarında olduğu gibi, bu eserlerin gizlilik dereceli bir yazıyla ve özel şifrelerle yazılması, belki de İslâm tasallutundan kurtulmalarını ve bugüne ulaşmalarını sağlamıştır.
Adıyla anıldıkları şairlerin ya da dönemin diğer şairlerinin şiirlerini kapsayan bu eserlerin bazıları şunlardır: Serencam, Dewrey Balûl, Defterî Pîrdîwerî, Defterî Dîwanî Gewre, Dîwanî Sawa, Defterî Ramyaw, Defterî Zulal Zulal, Defterî Gewayî Xulaman, Defterî Şindirwe, Defterî Abidinî Caf, Kelamî Almas Xan, Kelamî Derşêş Kulî Kirindî, Dewrey Qirmîzî, Kelamî Zulfikar, Dîwanî Şa Teymûr Banî Yaranî, Dîwanî Kasîd, Dîwanî Şah Amîr, Kelamî Newroz.(Bkz. Age).
Bunlardan Serencam, Defterî Pirdiwerî , Defterî Diwanî Gewre ve Balûlî Dana’nın şiir ve hikmetli sözlerini kapsayan Dewrey Balûl adlı eseriyle, sonradan oluşturulan Zebûrê Haqiqat adlı kutsal kitap, Yarsanizm dininin temel kaynaklarını oluşturuyor.
Yarsanizm’in (Ehl-i Hak) Kuramcısı Balûlî Dana (Behlül-i Dânâ)
İslamiyetin doğuşundan sonra, islamdışı şiir yazan ve günümüzde Alevilik formuna dönüşen Yarsanizm’ in kurucusu kabul edilen 8. yüzyılda yaşamış (ölümü 837) Kürt şairi Balûlî Dana hakkında Türk literatüründe verilen bilgiler, sözkonusu çevrelerin bilgilerini yenibaştan sorgulamasını gerektirecek niteliktedir.
Kürt literatüründe, üstteki adın yanısıra „Medli“ anlamında Behlûlî Madî (Mahî) adıyla da bilinen bu Kürt şairi, 8. yüzyılın ikinci yarısında Luristan’ın Mahilkûfe bölgesinde doğar. Özellikle Goranî ve Luri lehçesinde şiirler yazar. Kendisinden sonra birçok Kürt şairi onun yolunu izleyerek, önemli bir edebiyat akımı yaratırlar. Bu edebiyat akımı içinde , erkeklerin yanısıra birçok kadın şair de yetişmiştir. Dini literatürde Yarsan, Yaresan, Ali- Allah, Ali- İlahî, Yarsanizm, Ehl-i Hak, Ahlê Haq gibi isimlerle anılan bu inanç; günümüz Aleviliğinin temel kaynaklarındandır. ( Alevilik’le Ehl-i Haklık arasında benzer çizgiler konusunda bkz. M. Bayrak: Alevilik ve Kürtler, Özge yay. Ank. 1997).
Abdülbaki Gölpınarlı gibi Bektaşilik ve Tasavvuf araştırmaları yapan bir akademisyen şu bilgiyi veriyor: „Gayet nükteli sözler söyleyen bir meczup. Abbasoğulları’ndan Harunürreşid’in kardeşi olduğu söylenir.“ (Bkz. Alevi- Bektaşi Nefesleri, 2. bas. İst. 1992,s. 381).
Diğer ansiklopedilerdeyse, özetle şu bilgiler verilir:
„İran ve Türk edebiyatında bilgece sözlerinden dolayı Behlûl-i Dânâ (Bilgin Behlûl) adıyla da anılan Kûfe’li bir sufinin adıdır. Harun Reşit döneminde (786- 809) yaşadığı, yaşamının büyük bir bölümünü Bağdat’ta geçirdiği biliniyor. Ondan söz eden fıkralarda yarı deli sokaklarda dolaştığı, dünya nimetlerine önem vermeden ve hırsa kapıldıkları için insanlardan uzaklaşarak Tanrıya yöneldiği anlatılır. Tasavvufla ilgili yapıtlarda yer alan bu fıkralar Feridüddin Attar tarafından genişletilerek öyküleştirilmiştir. Edebiyatımızda da bu yönüyle sözü edilir. Tanrı aşkıyla her şeyi terkettiği için deli sayılan ama gerçekte akıllı bir hak âşığı, bir bilge olarak görülmüştür.“ (Bkz. A. Özkırımlı: Türk Edebiyatı Ans. Cilt-1, Cem yay. İst. 1982,s. 209).
Türk Ansiklopedisi, Meydan Larousse, Büyük Larousse, Ana Britannica gibi diğer Türkçe ansiklopedilerde de benzeri bilgiler tekrarlanır. Yalnızca sonradan yayıldığı Anadolu ve Azerbaycan’la ilişkilendirilip, „Kürt“ kimliğine hiç bir vurgu yapılmayan bu filozof- şairin, Behlül Dâne, Behlül Divane, Pehlül Bir Dane, Behlûl Dânende gibi adlarla anıldığı ve bilge kişiliğinden dolayı büyük bir yaygınlık kazandığı belirtilmekle yetinilir.
Hatta, Yunus Emre’nin „Halife oldum bindim çok türlü hâle döndüm/ Behlûl ile sinlerde ol kelle kıran benem“ sözlerinden habersiz, onun 16/17. yüzyıllarda yaşamış olduğunu söyleyenler de bulunabilmektedir. (Bkz. İ. Özmen: Alevi- Bektaşi Şiirleri Ant.).
Bu filozof- şairin şiirinden iki beyti birlikte izleyelim:
Ew watey yaran, ew watey yaran
Ême dêwaneyîn ew watey yaran
Henî megêlin yek yek şaran
Ta zinde kerim ayîn Îran
T ü r k ç e S ö y l e y i ş i y l e:
Bazı yârlara (yaresanlara) göre, bazı yârlara göre
Divane olmalıymışız o yârlara göre
Ama dolaşıyorlar tek tek şehirleri
Diriltmek için eski İran dinini
Kadın ve Erkek Yaresan/ Alevi Şairler ve Âşıklar
Bugün Kürt şiirinde, Balulî Dana’yı izleyerek sonraki yüzyıllara sarkan onlarca erkek ve kadın Yaresan şairi ve âşığı biliniyor. Bu erkek şair ve âşıklar; Kürtçe’nin yanısıra Farsça, Türkçe, Rusça ve Romen dillerine de yansıyan ve dinsel bir mansıp olan „Babe/ Baba“ unvanıyla anılmaktadırlar. Bilindiği gibi „Bab“ , Alevilikte de „Kapı“ anlamında bir kutsallık ifade etmekte ve Kalenderilik, Haydarilik , Bektaşilikte bir dini unvan olmaktadır. Anadolu’daki ilk Alevi önderlerinin Baba İlyas, Baba İshak gibi şahsiyetler olduğu ve bunların önayak olduğu 13. yüzyıl isyanının da Babaî Hareketi olarak adlandırıldığı unutulmamalıdır.
Önce, hemen tamamı (Babe/Baba) unvanlı olup, elimizde eserleri bulunan erkek şair ve âşıklarla, yaşadıkları dönemlere göz atalım:
Babe Raxê Hemzanî (8/9. yüzyıl)
Babe Hatemê Loristanî (8/9. yüzyıl)
Babe Lorey Loristanî (8/9. yüzyıl)
Babe Nicumê Loristanî (8/9. yüzyıl)
Babe Recebê Loristanî (8/9. yüzyıl)
Baba Serhengî Dewdanî (935- 1007)
Baba Tahirê Uryan (938 ? – 1010/ 1020 ?)
Evdılsemedê Babek (972- 1019)
Babe Gerçekê Hewramî (10. yüzyıl)
Babe Sırıncê Kelatî (10. yüzyıl)
Pîr Şalyar (1006- 1098)
Elî Herirî (1010- 1078)
Şa Xweşinê Loristanî (1016- 1077)
Şêx Adî (1073- 1162)
Babe Nawsî Caf (1084- 1161)
Abidinî Caf (1320- 1394)
Baba Yadigâr (1359- 1480)
Qırmızî- Şaweys Qûlî (1407- 1514)
Alî Qelender (1434- 1484)
Seyid Ekabîrî Xamoşî (1440- 1493)
Babe Celilî Dewdanî (1578- 1560)
Burada anılanlar, Yaresan- Aleviliği doğrultusunda Kürtçe şiirsel üretim yapıp, bir bölümü de saz eşliğinde bunları icra eden şair ve âşıklardır. Kürt kökenli olup, Osmanlıca, Farsça ve Arapça gibi üç dilde önemli divanları bulunan Alevi edebiyatının en büyük temsilcilerinden büyük divan şairi Fuzulî gibi önemli temsilciler burada anılmamaktadır. Aynı dönemde yaşamış ve büyük bölümü eserlerini sazla terennüm eden kadın şair ve âşıkları ise şöyle sıralayabiliriz:
Celale Xanıma Lorıstanî (985- 11. yüzyıl)
Daye Tewrêza Hewramî (10/11 yüzyıl)
Rıhan Xanıma Lorıstanî (11. yüzyıl)
Lıza Xanım (11. yüzyıl)
Xatû Mey Zerd (11. yüzyıl)
Daye Xezana Serketî (11. yüzyıl)
Fatıme Loreya Goranî (11. yüzyıl)
Yay Hebîbeya Şarezurî (1282- 1348)
Nazdar Xatûna Şirazî (13. yüzyıl- 1363)
Xatûn Dayrakî Razbar (13. yüzyıl- 1345)
Nergiz Xanıma Şarezûrî (1301- 14. yüzyıl)
Xatun Zerbanûya Derzyanî (14. yüzyıl- 1440)
Semen Xanıma Devdanî (16. yüzyıl)
Tüm burada anılan şair ve âşıkları tek tek irdelemenin yeri burası değil. Ancak şu kadarını belirtmeliyim ki; 10/11. yüzyıllarda yaşamış olan Baba Tahir Uryan, ünlü İranlı şair Ömer Hayyam ile Türk şairleri Yunus Emre ile Mevlana’ nın düşünce babası ve şiirsel öncüsü konumundadır. Zaten, kendisi „Kürtler’in Ömer Hayyam’ı“ olarak da nitelendirilmektedir. Onlara önderlik yapmasına ve adına Balkanlar’da bile dergâhlar bulunmasına rağmen, bu büyük filozof- şair, Türkçe tasavvuf literatüründe adeta görmezden gelinmiştir.
Yaresan/ Alevi edebiyatında yer alan üstteki kadın şairler de, bu inancın ve kültürün kutsal kişilikleri arasındadır. Bunlardan 13/14. yüzyıllarda yaşamış olan Xatun Dayrakî Razbar’ ın, Ehl-i Hak dininde Hakk’ın tecellilerinden biri kabul edilen ve bazı yönleriyle Hacı Bektaş-ı Veli ile benzeştirilen Sultan İshak (Sultan Sohak) ın anası olduğu söylenir. Bilindiği gibi, günümüzde Razbar adıyla bir Ehl-i Hak müzik topluluğu bulunmaktadır.
Aslında, İslami öğretilere bağlı Kürt topluluklarıyla; Alevi, Ehl-i Hak ve Yezidî gibi İslamdışı öğretilere bağlı Kürt toplulukları arasında kadının konumu açısından belirgin farklar vardır. Bunu, İslamiyet’ten önceki Kürt toplumu ile İslamiyet sonrası Kürt toplumunu karşılaştırdığımızda da rahatlıkla görüyoruz.
Sözgelimi Kürtler’in geçmişte bağlı bulunduğu Zerdüşt düşüncesi ile onun güçlü ve yenilikçi devamı niteliğindeki Mazdekçilik öğretilerinde, kadın- erkek eşitliğini esas alan bir anlayış vardı. Hatta Mazdek öldürüldükten sonra karısı Hurreme, onun yerine geçerek düşüncelerini yaymaya devam ediyor. Peşine takılanlara Hurremdin adı veriliyor. Hurremdinliler, İran- Kürdistan- Mezopotamya bölgelerinde geniş alanlara dağılarak bu öğretiyi yayıyorlar. Bugünkü Alevilik, Ehl-i Haklık ve Yezidilik’e damgasını vuran birçok düşünce, kaynağını, onun kuramcısı ve isim-anası olduğu Hurremilik’ ten alıyor.
Kızılbaş/Alevi, Ehl-i Hak ve Yezidî Kürt topluluklarında, dini töre ve törenler kadın ve erkeklerle birlikte yapılır. Alevi ve Ehl-i Hak gibi „melek kültü“ne bağlı topluluklarda, kadının önemli bir rolü vardır. Bu öğretilerde, toplumu yönettiğine inanılan Kırklar Meclisi’nin (Çihiltan) 40 üyesinden 17’si kadındır. Öte yandan, 20. yüzyıl başlarında faaliyet gösteren dini lider Nimetullah Ceyhunabadî’ nin beraberindeki 1145 sûfî’nin yaklaşık 500’ü kadın olduğu gibi; Ehl-i Hak (Yarsanizm) dininin kutsal metinlerinden bazıları da Mama Nergiz Şahrazurî gibi kadınlarca yazılmıştır.
Yaresan Aleviliği’nin kadın dini önderleri ve âşıkları olarak nitelendirdiğimiz yukardaki kadın sanatçılardan Celale Xanıma Lorıstanî, Rıhan Xanıma Lorıstanî, Lıza Xanım, Xatun Dayrakî Razbar, Xatûn Zerbanûya Derzyanî gibilerinin, eserlerini dergâh ve cemhanelerde saz eşliğinde icra ettikleri bilinmektedir. Elimizde, tümünden örnekler bulunmakla birlikte, biz, yalnızca 11. yüzyıl âşık- şairlerinden Lıza Xanım’ dan, Yarsanizm’den Aleviliğe evrilmeyi/ geçişi gösteren ve iki öğretide de gizliliği esas alan bir dörtlükle sözlerimizi noktalamak istiyoruz:
Heyder nazkêş, Heyder nazkêş
Ne hizur şapame ne niyer we pêş
Qebaley sirên bikere endêş
Ba neza nopêş bêgane û xwêş
T ü r k ç e s i y l e :
Ey halden anlayan Haydar, ey Haydar (x)
Ne huzurum kaldı, ne takat, ne fer
Öğretiyi düşün, o en gizli sır
Asla anlamamalı kayıtsız cahiller..
(x) Haydar: İmam Ali’nin adlarından biri.
|