Bugün „modern“ kabul edilen dünya görüşleri ile düşünce akımlarının hiç biri birden ortaya çıkmamıştır ve bunların tümünün bir önceli, bir kaynağı vardır. Nitekim, laikliğin ve pozitif bilimlerin bütünüyle toplum yaşamına yansımadığı dönemlerde, dünya görüşlerinin ve düşünce akımlarının hemen tamamı „dinsel“ karakterdeydi. Bu akımların üzerindeki ya da dokusundaki dinsel cilayı kaldırdığınızda ya da ayıkladığınızda, olguların gerçek niteliğini görmeniz hiç de zor değildi. Çünkü insanlık tarihi, aynı zamanda bireyci dünyagörüşüyle toplumcu dünyagörüşü arasındaki mücadelenin tarihidir.
Sınıflı toplumların tümünde olduğu gibi, geçmişte yaşadığımız değişik toplumlarda da ezen ve ezilen sınıflar ve bunların kendine özgü bireyci ve toplumcu dünya görüşleri ve ideolojileri olacağı açıktır.
Nitekim, gerek İslamlıktan önce gerekse İslamlıktan sonra benzeri karakterde düşünce sistemleri ve ideolojiler egemendi. Sözgelimi Anadolu Selçuklu Devleti ile Osmanlı İmparatorluğu’nda egemen-resmi ideoloji olan Sünni Müslümanlık Saray çevresi ile taşradaki egemen katmanlar arasında, Mevlevilik daha çok şehir çevrelerinde, Alevilik ve türevleri ise (Yaresanlık, Babailik, Işıkçılık, Kızılbaşlık, Bedreddinilik, Ehl-i Haqlık, Kakailik vb.) daha çok kırsal kesimlerde örgütlenmişti.
Şimdiki „modern“ düşünce akımlarının oluşmadığı o dönemlerde, ideolojilerin ve dünya görüşlerinin dinsel karakterli olması kaçınılmazdı. Nitekim, Batı’da olduğu gibi Anadolu, Mezopotamya ve Ortadoğu’daki değişik sınıflar, sözkonusu düşünce akımlarını kendilerinin sınıfsal çıkarlarına uyarlamışlar ve tüm eylemlerini dinsel parolalarla yürütmüşlerdir.
Feodalizmin ideolojisi ümmetçiliğin bu coğrafyalardaki yansıması olan Müslümanlık, egemen kesimin sömürü ve baskı öğretisi haline dönüşürken; Alevilik ve türevleri de köylülüğün öğretisine dönüştü.
Açıktır ki, Anadolu- Mezopotamya Kızılbaş Aleviliği de, eski Sümer ve Hitit uygarlıklarından başlayarak, kendinden önce bu topraklarda yaşayagelen Zerdüştilik, Manicilik, Mazdekçilik, Hurremilik, Yaresanlık gibi benzeş/türdeş dinlerden, inançlardan, kültürlerden kaynaklanıyor ve onlara eklemleniyordu.
Nitekim, „Tanrı-insan“ kavrayış ve algılayışına dayanan ve toplumsal mülkiyeti ve kadınlar da dahil genel eşitliği öngören eski Anadolu/ Mezopotamya inanç ve kültürleri, günümüz Aleviliğinin özellikle de Hakikatçı Aleviliğin inançsal-felsefi omurgasını oluşturuyordu. Aleviliğin toplumcu, hümanist ve çağdaş yorumu olarak da nitelendirilen ve „Hakikatlı Dervişler“ önderliğinde yürütülen Hakikatçı Alevilik başlıbaşına bir inceleme konusudur.
Daha İslamiyet yayılmadan Mezopotamya- İran- Kürdistan ve Azerbaycan topraklarında yayılan ve Anadolu Aleviliğinin inanç ve kültür kaynaklarının temelini oluşturan Mazdekçilik ve onun güçlü devamcısı olan Hurremilik, dünya düzenindeki adaletsizliğin kökünü toprak ve sosyal eşitsizlikte görmekteydi. İşlenebilen bütün toprakları toplumsal mülke dönüştürmek, özgür köy toplumlarının yönetimine bırakmak istiyorlardı. Mazdek ve adını onun eşi olan Hurreme’den alan Hürremilik, aralarında ogüne kadar bir meta gibi görülen kadınların da olduğu genel eşitliği, haraçlardan ve vergilerden kurtulmayı istemişlerdi. Baskı ve sosyal eşitsizliğin „karanlığı“ oluşturduğunu kabul eden Hurremiler, gerek Arap hanedanlığına, gerekse İslamiyete karşı uzlaşmaz bir mücadele yürütmüşlerdi.
„IX. Yüzyıldan başlayarak Hürremizm, köylü hareketleri ideolojisinin temel formuna dönüşmüştür. Hürremizm, Manici- Mazdekçi tipindeki öğretilere yakın bir ideolojiyi temsil etmektedir. Hürremiler, (Muhammira: Kızıllar, Kızılbayraklılar) adıyla bilinmektedir. Çünkü, kan rengi olan kızıllık onların sembolüdür ve özgürlük adına kendini kurban etmeye hazır kişiliktedirler.“ (Dr. Arşak Poladyan: VII – X. Yüzyıllarda Kürtler, Özge yay. Ank. 1991)
İslami öğretilere bağlı topluluklarla, İslamdışı öğretilere bağlı (Alevi, Ehl-i Haq, Ezidi gibi) topluluklar arasında karşı cins yani kadın- erkek ilişkileri açısından da belirgin farklar vardır. Mazdeizm ve Zerdüşt düşüncesi ile onun güçlü ve yenilikçi devamı niteliğindeki Mazdekçilik öğretilerinde, kadın- erkek eşitliğini esas alan bir anlayış vardı. Hatta Mazdek öldürüldükten sonra karısı Hurreme, onun yerine geçerek düşüncelerini yaymaya devam ediyor. Peşine takılanlara Hurremdin adı veriliyor. Anadolu/ Mezopotamya Kızılbaş- Aleviliğine damgasını vuran birçok düşünce, kaynağını onun kuramcısı ve isim-anası olduğu Hurremilik’ le bunun devamı niteliğindeki Yaresanlık’ tan (Yarsanizm) alıyor.
Sonradan bunlara eklemlenen Kızılbaş- Aleviliğinde olduğu gibi bu dinlerde de, töre ve törenler kadın ve erkeklerle birlikte yapılırdı. Salt 8-12. yüzyıllar arasında Kürtçe’nin Lur lehçesiyle yazan 30 dolayında kadın ve erkek Yaresan şairine tanık oluyoruz. Aynı zamanda, dini önder niteliğindeki bu şairlerden erkekler Babe/Baba unvanını, kadınlarsa Daye veya Hatun unvanını alıyorlardı. Bu kadın ve erkek şairlerin büyük bölümü, kendi eserlerini „tanbur“ türünden bir enstrümanla icra ediyorlardı. Dahası, bu dinlerin kutsal metinlerinden bir bölümü de, doğrudan kadınlarca yazılmıştı. 10. yüzyılın ikinci yarısıyla 11. yüzyılın başlarında yaşayan, divan sahibi Baba Tahir Uryan, kendisinden sonra gelen Ömer Hayyam ile Yunus Emre’nin ve Mevlana’ nın düşünce ve şiir babası niteliğindeydi.
Kısaca, dini töre ve törenler kadınlar ve erkeklerce birlikte yapıldığı gibi, şiirin ve şairliğin horlandığı İslami öğretilere karşılık, bu dinlerde ve bunların uzantısı niteliğindeki Alevi ve Bektaşi topluluklarda birçok kadın şair yetişmiş ve bunların sayıları modern çağla birlikte daha da artmıştır.
|