Kemalist yönetim, daha 1930’lu yılların başlarında hazırladığı gizli Dersim Raporu’nda; kimi Osmanlı yöneticilerinin de görüşlerini dayanak yaparak, Dersim katliamının altyapısını hazırlarken, katliamdan sonra hangi aşiretlerin Batı illerinde hangi belde ve köylerde iskân edileceğine ilişkin bir listeye de yer veriyordu.
Bazı muhbir-gazeteciler, çoban kılığında Dersim yöresinde gizli araştırmalar yaparken; kimi Elazığ Halkevi temsilcileri de, halk arasına karışarak, sözde etnolojik ve folklorik derleme yapma adına halkın malvarlığı, insan gücü ve silah sayısı konusunda da tesbitler yapıyordu.
Mustafa Kemal’in, bu ön incelemerin ardından 1936’da yaptığı şu açıklama, bir askeri manevra bahanesiyle 1937 yılı sonlarında başlayacak katliamın adeta habercisidir: „İç işlerimizde en önemli bir safha varsa, o da Dersim sorunudur. İçte bulunan iş bu yarayı, bu korkunç çıbanı temizleyip koparmak ve kökünden kesmek işi her ne pahasına olursa olsun yapılmalı ve bu hususta en acil kararların alınması için, hükümete tam ve geniş yetkiler verilmelidir.“
Dönemin Başbakanı Celal Bayar da, gerek o dönemde gerekse daha sonra yaptığı açıklamalarda bu katliamı açıkça itiraf eder : „Dersim’de birtakım hareketler olduğunu duyuyorduk. O sıralar askeri menavralar vardı. Mareşal Fevzi Çakmak, bu manevraları idare ediyordu. Bir haber geldi. Eşkıya bir karakolumuzu basmış; bazı askerlerimizin, jandarmanın tüfeklerini almış..Durumu Atatürk duymuş…Beni çağırdı. Durumu biliyorsun, gerekeni yap, dedi…Hemen işe başladım. O gün Dersim’i vurduk…“ (Akis der. Sayı:13/ 1987)
Burada, Dersim olayını bir „eşkıyalık“ olarak sunmaya çalışan Celal Bayar, bundan bir yıl önceki bir açıklamasında ise şöyle demektedir: „Dersim İsyanı tamamen Kürtler’in siyasi düşünceleridir. Bunlar ne anarşisttir, ne şudur budur. Bunlar doğrudan doğruya müstakil Kürt hükümetini kurmak istiyorlardı.“ (Tercüman gaz. 10.9.1986)
Bu katliam devam ederken, Kemalist kalemşörler şu iddiada bulunuyorlardı: Şefkat ve merhamet gibi en yüksek insanlık duygusuyla hareket edilmemiş olsaydı, Dersim onbeş günde tamamen yok edilebilirdi. (…) Son Dersim hadisesi, ordumuz için bir manevra, kötü düşünenler için bir ibret sahnesi olmuştur.“ ( Elazığ Halkevi /Altan Dergisi, 28 Eylül 1937)
Üzerinde durulması gereken ilginç hususlardan biri, döneme ilişkin belgelere ve Atatürk’ün, Dersim’i bizzat bombalayan ( Ermeni asıllı) manevi/pilot kızı Sabiha Gökçen’in açıklamalarına rağmen; bazı kesimlerin, hasta yatağında olduğu için Atatürk’ün bu katliamdan haberdar olmadığı yolundaki garip iddialarıdır. Oysa, Atatürk, 1 Kasım 1938’de yani ölümünden yalnızca dokuz gün önce , Başbakanı Celal Bayar aracılığıyla Meclis’e gönderdiği mesajda, katliamın tamamlandığını şu sözlerle açıklamaktaydı:
„Uzun yıllardan beri süregelen ve zaman zaman gergin bir şekil alan Tunceli’ndeki toplu haydutluk olayları belli bir proğram içindeki çalışmalar sonucu kısa bir sürede ortadan kaldırılmış, bölgede bu gibi olaylar bir daha tekrarlanmamak üzere tarihe aktarılılmıştır.“ (Hıdır Göktaş: Kürtler/ İsyan-Tenkil, 1991,s.141)
Şunu özellikle vurgulamamız gerekiyor ki, 1937/38 Dersim olayı, bir isyan değil; gerçek anlamda bir katliamdır…Yukardanberi anlatılan acılı gerçek karşısında, büyük Kürt yurtseveri Mehmed Nuri Dersimi’ nin şu sözünü birkez daha hatırlatalım:
„Yüzyıllardan beri hep yenildiğimiz, hep ezildiğimiz doğrudur. Ama en az bunun kadar doğru olan bir şey vardır ki, o da direnişten asla vazgeçmediğimizdir…“ |