Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından sonra 1Haziran 1924’te çıkarılan Genel Af, tarihte „150’likler“ olarak adlandırılan muhalif konumdaki geniş bir aydın ve bürokrat kesimin ülke dışına çıkmasına veya sürülmesine yolaçmıştı. “Cumhuriyet’in ilanından sonra yurtdışına sürülen Yüzellilikler” olarak da nitelendirilen bu kişilerin bir bölümü Padişah Vahdettin’in maiyeti, bir bölümü Kuva-yı İnzibatiye’ye dahil kabine üyeleri, bir bölümü Sevr Antlaşması’nı imzalayan heyet üyeleri, bir bölümü Kuva-yı İnzibatiye içinde yer alanlar ve Çerkez Ethem yandaşları, bir bölümü mülki ve askeri erkânda yer alan sivil ve asker bürokratlar, bir bölümü polis şefleri; diğer bölümüyse gazetecilerden ve bağımsız şahsiyetlerden oluşuyordu. (1)
Yurtdışına çıkarılan bu insanlardan bir bölümü gittiği yerlerde yerleşti ve oralarda öldü. Kalanlarınsa bir bölümü, Cumhuriyet’in 10. yıldönümü dolayısıyla çıkarılan aftan, bir bölümüyse Atatürk’ün ölümünden kısa süre önce çıkarılan aftan yararlanarak yurda döndü. Özellikle 1833’te çıkarılan afta, Kürt aydınları kapsam dışı bırakılmışlardı.
150’likler listesine alınarak yurt dışına çıkarılan aydınlardan bir bölümü de Kürt kökenliydi. Belirleyebildiğimiz kadarıyla listede yeralıp ülke dışına çıkmak zorunda kalan Kürt aydınları şunlardı:
1-„Kürt Hamdi Paşa“ olarak da bilinen Bahriye Eski Nazırı Cakacı Hamdi Paşa,
2-Malatya Eski Mutasarrıfı Halil Rami Bedirhan,
3-Bir bölüm Kemalist yazar tarafından sonradan „Nemrut Mustafa Paşa“ olarak da anılan, Divan-ı Harp Eski Reisi Kürt Mustafa Paşa,
4-Süleymaniyeli Kürt Hakkı,
5-Yarbay Fettah Bey,
6-Serbesti Gazetesi Sahibi ve Hürriyet ve İtilaf Partisi üyesi Mevlanzade Rıfat,
7-Cebelibereket Eski Mutasarrıfı Fanizade Mesut,
8-Hürriyet ve İtilaf Fırkası Kâtib-i Umumisi yani Genel Sekreteri Fanizade
Zeynelabidin,
9- Adana’da yayımlanan Ferda Gazetesi Sahibi Fanizade Ali İlmi. (2)
Bunlardan Yarbay Fettah Bey’in, İttihadçılar’ı savaş sorumlusu ve katliamcı olarak yargılayan Kürt Mustafa Paşa başkanlığındaki Divan-ı Harb’de „kaymakam“ üye sıfatıyla bulunduğu anlaşılıyor. Bunlar dışında listede, Kürt kökenli kişi bulunup bulunmadığınıysa kesin olarak bilmiyoruz.
Ancak, son üç aydının aynı aileden, daha doğrusu kardeş oldukları hemen dikkati çekiyor. Bunlardan Fanizade Mesud, mülki ve askeri grup içinde 27, Fanizade Zeynelabidin ise 37. sırada yer alıyor. Fanizade Ali İlmi ise, 106. sırada gazeteciler arasında yer alıyor.
İlhami Soysal’ın, konuyla doğrudan ilgili kitabında bile bu şahsiyetler hakkında yeterli ve sağlıklı bilgi verilemez. Doğum yer ve tarihleri konusunda sağlıklı bilgi verilmezken, yedi kardeş oldukları, sonradan „Bilgili“ soyadını aldıkları ve 1938 affından sonra yurda döndükleri vurgulanır. Soysal’ın kitabına bir övgü ve eleştiri yazan İsmail Arar da, Mesut Fani’yi, yanlış olarak Ali İlmi’nin oğlu olarak sunar. (3)
Geçmişte Mersin’de yargıçlık ve Cebel-i Bereket (Osmaniye) mutasarrıflığı yaptıktan sonra 150’likler listesine alınıp önce Suriye’ye, daha sonra Fransa’ya geçerek orada Kürt Ulusunun Sosyal Evrimi konusunda doktora çalışması yapan (Paris, 1933) Dr. Mesut Fani (Bilgili)nin (1889- 1979) sözkonusu çalışmasından bazı kesitlerle, resmi ideolog Prof. Hasan Reşit Tankut’un bu çalışmaya ilişkin gizli raporunu daha önce yayımlamıştık. (4)
Dr. Mesut Fani Bey’in, Le Nation Kurde et son Evolution Sociale konulu, Fransızca basımı 1933’te Paris’te yapılan doktora çalışmasının, geniş bir bölümü Türkçe’ye çevrilerek Prof. Dr. Azmi Süslü tarafından, Kürtler ve Sosyal Gelişimleri adıyla yayımlandı (Ank. 1993). Mesut Fani üstüne en ayrıntılı bilgileri veren Taha Toros (5) ve ona dayanarak Naci Kutlay (6), kendisinin 1938’den önce Antakya Lisesi’nde felsefe öğretmenliği yaptığını savunurlar. Oysa, Atatürk’ün ölümünden kısa bir süre önce çıkarılan af üzerine hazırlayıp 1938’de Hatay’da yayımladığı“Atatürk’ün Hayat Felsefesi“ adlı kitapçığında, „Onbeş yıldır vatan cennetinden dünya zindanına atılan adam…“ ibaresini kullanıyor ki, bu da, onun onbeş yıl sürgünde kaldığını gösteriyor. (7)
Mesut Fani’nin, bunlar dışında yayımlanmış Manda İdaresinde Hatay Kültür Tarihi ile 5 Temmuz adlı iki kitabı daha bulunduğu biliniyor. 1938’de yayımladığı yukardaki kitapçığında ise şu eserlerinin basılacağı haber veriliyor: 1- Yurt Sevgisi, 2- Asri Genç Nasıl Yetişir?. . , 3- Onbeş Yıl Dünya Zindanında!. . , 4- Paris’in İçyüzü!. . Ancak, bu kitapların yayımlanıp yayımlanmadığını bilmiyoruz.
Hürriyet ve İtilaf Fırkası Genel Sekreterliği yapmış olan diğer kardeş Fanizade Zeynelabidin ise, 1884 Adana doğumludur. Yüksek öğrenimden sonra ticaretle uğraşır ve politikaya girerek, Parti’nin Genel Sekreterliğine kadar yükselir. Parti’nin önde gelen hatiplerindendir. Yurtdışına sürgün edildikten sonra Bağdat’a gider, Irak Kralı Faysal’ın ve daha sonra İran Şahı’nın yardımıyla yaşamını sürdürür. Bir süre Mısır’da kaldıktan sonra, oradan ata yurdu Revanduz’a gidip yerleşir ve 150’likler’in affından önce orada ölür.
Yedi erkek kardeş olan Fanizadeler’den biri olan Dr. Baki Bilgili ise İstiklal Madalyası sahibi olup, 1979 Haziranında 100 yaşındayken İstanbul’da ölmüştür.
150’lik Fanizadeler’den, asıl konumuzu oluşturan Ali İlmi’ ye geçmeden önce, babaları Şeyh/Hoca Abdülbaki Fani Efendi’yi kısaca tanıyalım.
Şeyh Abdülbaki Fani (1849- 1936) , Süleymaniye’den gelip 19. yüzyılda Adana’ya yerleşir. Kozan, Maraş, Halep, Mersin, Bingazi ve Adana gibi büyük bölümü Anti- Toroslar’a giren şehirlerde memurluklar yapar. Arapça ve Farsça’ya son derece hakim; bilgin, şair ve hattat bir aydındır. Fani Efendi, ebcetle tarih düşürmekte usta bir şairdir. Dönemin Adana Valisi Abidin Paşa’nın çocuklarına Arapça, Farsça dersleri verdiği gibi, İbnülemin Mahmut Kemal İnal gibi bilginlere de hocalık yapar. Bütün çocuklarını okutur ve tümü alanlarında önemli bir düzeye ulaşır.
Fanizade Ali İlmi (Bilgili) Kimdir?
Şeyh/Hoca Abdülbaki Fani’nin en büyük oğlu olan Ali İlmi, 1878’de bir İç-Toroslar şahri olan Kozan’a bağlı Kadirli (Kars-ı Zülkadriye) kasabasında doğar. Babasının Tahrirat Müdürlüğü göreviyle Maraş’ta bulunduğu sırada Rüştiye Mektebi’nde (Ortaokul) okur. Daha sonra Halep İdadisi’ne (Lise) bir yıl devam ettikten sonra, Adana İdadi Mektebi’ne devam eder ve diploma alır. Babasından Farsça ve Arapça; başka bilginlerden de değişik alanlarda dersler alır.
Adana’da, Resmi Gazete yazarlığı ve Matbaa Müdürlüğü yaptıktan sonra, Cebel-i Bereket (Osmaniye) Tahrirat Müdürlüğü, Adana Mektubi Kalemi şefliği gibi görevlerde bulunur ve Adana Lisesi’nde Edebiyat ve Farsça öğretmenliği yapar. Bir ara Bolu’da Tahrirat Müdürlüğü de yapan Ali İlmi, II. Meşrutiyet’ten sonra Osmanlı Meclis-i Mebusan’ının ikinci döneminde Kozan milletvekili olarak bulunur.
Hayatının önemli bir bölümü Adana’da geçen Ali İlmi, burada, Anadolu ve Teceddüt (Yenilik) gazetelerinin başyazarlığını yaptığı gibi, Rehber (Yolgösterici) ve Ferda (Yarın) adlarında iki gazete yayımlar.
Ferda gazetesinde Kemalist hareket karşıtı yazılar yazar. Kemalist hareketin 1921/22’de Fransızlar’la anlaşmasından sonra Mustafa Kemal yanlısı yazılar yazar , ancak bu sonucu değiştirmez. 1922’de Türk ordusunun Adana’ya girmesi üzerine, Ferda gazetesinin önünde bomba patlatılır. Bu eylem, onun hakkındaki kararın yönünü göstermeye yetmiştir. Yaşamını güvencede görmeyince o da, Fransa’nın egemenliğindeki Antakya’ya geçer ve Antakya Lisesi’nde Edebiyat Öğretmenliği yapar. 1938 Affından sonra yeniden Kadirli’ye döner ve nihayet 1964 yılında İstanbul’da ölür.
Edebi Kişiliği
Ali İlmi, yazar olarak gazeteciliği, edebiyatçı olarak şairliği seçmiş bir kişiliktir. Taha Toros, onun bestelenmiş şarkıları bulunduğunu ve onun da babası Fani Efendi gibi (Ebcet) hesabıyla tarih düşürmeye meraklı bir şair olduğunu belirtirterek şu anekdotu aktarır:
Uzun bir kasidesinden seçtiğimiz şu beyt, garip bir tesadüfü belirtiyor:
Hesap ettim hurufun ismimin erkam-ı Ebced’le
Yüzelli çıktı, birleştik bugün Sultan’la nikbette
Eski edebiyatımızın hünerlerinden olan ebcet hesabına göre, İlmi adının harfleri 150 rakamını gösteriyor. Sultan’ın harfleri de ebcetle 150 tutuyor. Kendisinin 150’liklerden oluşu, üçünün aynı rakamı göstermesi, ebcet tarihinde nâdir rastlanan bir olaydır.„ (8)
Şair kimliğinden dolayı ona eserinde yer veren İbnülemin Mahmut Kemal İnal ise, Ali İlmi’nin şiire yönelmesini şöyle anlatır:
„Maraş’ta Nadir’ in, Kenan Bey’ in ve Adana’da Ziya Paşa ile onun Valiliği sırasında ve daha sonra yetişen Adana şairlerinin şiirlerini okuyarak şiir söylemeğe heveslendi. Yazdığı manzumeler, arkadaşları tarafından takdir edilmeğe başlandı. Zaman geçtikçe güzel şiir yazma yeteneğine ulaştı. „ (9)
Burada adı geçen ve Ali İlmi’yi etkilediği belirtilen şairlerden Nadir, Maraşlı ünlü Bektaşi şairi Nadir Baba’ dır. „Baba“lık mertebesine ulaştığı anlaşılan Bektaşi şairi Nadir Baba’nın, 1306/1890’da koleradan öldüğü biliniyor. Adı geçen şair hakkında bilgi veren Besim Atalay, onun, Mevlid türü başta olmak üzere değişik alanlarda dini şiirleri bulunduğunu belirterek şöyle diyor: „Nadir Baba’nın ayık bir zamanı bulunmazmış, mest-i müdam (daimi sarhoşluk) halinde ömrünü geçirmiş gitmiş“. (10)
Nadir Baba’nın bir gazelini birlikte izleyelim:
Aman Asvas (1) düşürdün gönlümü bir tıfl-ı Tersa’ya (2)
Varıp arz-ı niyaz etmek gerektir Lât u Uzza’ya (3)
Riyazetle (4) çekip rahip okuttu dersimiz amma
Yine hoş gelmedi İncil’imiz tab-ı dilârâya
Tekâsül eyleme (5) ey dil uruç et evc-i eflâke (6)
Bugün ruz-u ahaddır (7) hâlini arz et Mesiha’ya
1- Asvas: Ermenice Tanrı, 2- Tersa: İsevi, Hıristiyan, 3- Lat ve Uzza: Kureyş’in büyük putlarından, 4- Riyazetle; Nefsi öldürmekle, perhize girmekle, 5- Tekâsül eyleme: Üşenme, 6- Evc-i eflâke: Göklerin doruğuna, 7- Ruz-u ahad: Pazar günü, Hıristiyanlar’ın kutsal günü.
Bugünkü söyleyişle:
Aman Tanrım, gönlümü bir Hıristiyan gencine düşürdün
Varıp Kureyş’in büyük putlarından Lât ve Uzza’ya yakarmak gerekti
Papaz nefsimizi yenme konusunda bizi eğitti ama
İncil’imiz yine de sevgilinin huyuna uygun düşmedi
Ey gönül, üşenme, göklerin doruğuna çık
Bugün kutsal gündür, hâlini Hazret-i İsa’ya arz et.
Kenan Bey olarak verilen ismin de, yine Kürt kökenli Beyazıtlı ailesinden devlet adamı ve şair Kenan Paşa olduğunu sanıyorum. Maraş’ta ve İstanbul’da çeşitli üst düzey görevlerde bulunduktan sonra 1293/1877’de yine İstanbul’da ölen Kenan Paşa, şarkı formunda şiirler yazmıştır. Bunlardan ikisini birlikte izleyelim:
Şarkı
Gönül tesir-i gamla nâlândır
Cihan şimdi bana beytü’l- hazandır
Bela-yı fer fetenden mi nedendir
N a k a r a t
Saba var yâre bahtımdan figan et
Götür hunab-ı çeşmim armağan et
Bugünkü söyleyişle
Gönül gamdan inlemektedir
Dünya şimdi bana matem evidir
Fitnenin kudretinin belası mıdır, nedir?
Sabah yeli sevgiliye var, bahtımı haykır
Kanlı gözyaşımı götürüp armağan et
Durumumu sorarsa böylece anlat.
Şarkı
Mest-i zehr-i firkat-ı hicranınım
Hasta-yı nevmidi bi- dermanınım
Ben helâk-i navek-i müjgânınım
Sevdiğim şayeste-i ihsanınım
Bugünün söyleyişiyle
Ayrılık acısının verdiği zehirle sarhoşum
Umutsuzluk derdinle dermansızı
Kirpiklerinin okuyla vurulup helâk olmuşum
Sevdiğim, senin ihsanına layıkım, müstahakım
Dâd edip geldim der-i divanına
El uzattım damen-i ihsanına
Redd-i feryad etme düşmez şanına
Ben senin eski kulun kurbanınım
Sevdiğim, şayeste-i ihsanınım
Bugünün söyleyişiyle
İmdad dileyerek yüce katına geldim
İhsan eteklerine elimi uzattım
Yalvarıp- yakarmamı reddetme, senin şanına yaraşmaz
Benin senin eskiden beri kulun kurbanın olmuşum
Sevdiğim, senin ihsanına layıkım, müstahakım.
Fanizâde Ali İlmi’nin Şiirlerinden Örnekler
Bazı şarkı sözleri bestelenmiş olan Ali İlmi’nin birkaç şiirini birlikte izleyelim:
Damla
Saba, serin nefahatiyle bir sabah-ı lâtif
Baharı andırıyordu esib hafif hafif
Bu subh-i neş’e-feza, bir hazan sabahiydi
Ki hatıratı gönülde yaşar, durur idi
Gülümsüyordu tabiat, yine taravetle
Az önce düşmüş olan bir zülâl-i rahmetle
O selsebil-i semayı yudum yudum içerek
Ne tatlı vecd ile açmıştı renk renk çiçek
Semadan arza döküldükçe şule-i mahmur
Yeşillenen ovalarda uçardı lem’a-i nur
Seçilmiş incilere benziyor idi katarat
Bütün nebata hulül eylemişti taze hayat
Sudur anasır-ı uzviyeyi eden ihya
Vücudumun da esası değil mi bir damla
Geçince maye-i aslım tefekküratımdan
Süzüldü düştü birer damla yaş hayatımdan
O damlalar ki olunsa birer birer tahlil
Şüun-u ömrümü eylerdi serteser tafsil
O damlalarda nihandır meal-i hicranın
O damlalarda ıyandır cemali cananın
O damlalar ki akar gizli gizli didemden
Sürur-u hüznümü en çok odur ifade eden
Saadetin açılıp gelmeyen nevalinden
Felâketin uzayıp bitmeyen melâlinden
O damlalarda uzun macera-yı gam vardır
Boğan ümidimi bir mevce-i adem vardır
Ne benliğimde beka var, ne varlığımda kıdem
Serab içinde tenim, sanki katre-i matem
Bir temenni
N’olurdu nesimi olsam baharın
Sünbül saçlarına dağılıp koksam
N’olurdu ziyası olsam neharın
Cilve-i hüsnüne berk vurup çıksam
Füsunlar toplayıp ince nazından
Evtar-ı aşkıma ihtizazından
N’olurdu bir nağme olup sazından
Gönlüne bir gizli sevda bıraksam
Hasret ateşinden bir dem kurtulsam
Ruhunda kaynayıp sonra durulsam
N’olurdu bir damla gözyaşı olsam
Süzülüp de o gül yüzüne aksam
Talihim soldurmuş şen gülşenimi
Ararım koynunda son medfenimi
N’olurdu pervane olup tenimi
Şem’i ruhsarına atıp da yaksam
Seni seyreylesem bir top çiçekte
Serpilmiş yatarken sırma döşekte
N’olurdu bir yıldız olsam felekte
Doya doya sana her gece baksam.
K a y n a k l a r
1- 150’likler’ in ayrıntılı dökümü için bkz:
a) Alb Tahsin Ünal: Cumhuriyetin İlanından Sonra Yurt Dışına Sürülen Yüz Ellilikler, Hayat Tarih Mec. Şubat-1969
b) İlhami Soysal: 150’likler/Kimdiler, Ne Yaptılar, Ne Oldular?, Gür yay. 3. bas. İst. 1988
c) 150’likler Albümü, Tarih ve Toplum der. Ekim- 1989
2- Naci Kutlay: „Yüzellilikler“ İçindeki Kürtler, Yeni Gündem gaz. 27. 1. 2001
3- İsmail Arar: Bir 150’liğin Kitabı/Mes’ut Fani Bilgili, Tarih ve Toplum, Sayı: 59/1988
4- Mehmet Bayrak: Kürdoloji Belgeleri-I, Ank. 1994, s. 120-128
5- Taha Toros: Mesut Fânî Üzerine, Tarih ve Toplum, Sayı: 61/1989
6- N. Kutlay: agy
7- Dr. Mesut Fani Bilgili: Atatürk’ün Hayat Felsefesi, Antakya- Hatay, 1938, s. 3
8- T. Toros: agy
9- İbnülemin Mahmut Kemal (İnal): Son Asır Türk Şairleri, Cilt-I, İst. 1930, s. 704-705
10- Besim Atalay: Maraş Tarihi ve Coğrafyası, İst. 1339/1923; Yeni basım (Osmanlıca’dan çevrimyazı: M. Yusuf Özbaş), İst. 1973, s. 147, 162-163