Bildiğimiz kadarıyla, bu iki mahlası ayrı ayrı veya birlikte kullanan Fakri Haydari, İçtoroslar yöresinden divan sahibi ilk hakikatçı şairdir. İlk kez, İçtoroslar’da Alevi- Kürt Aşiretler (Ank. 2006) konulu inceleme- antoloji çalışmamızda yer verdiğimiz şairin, elyazması divanı (Divan-ı Haydari) dışında bir de, felsefi konuları işleyen manzum- mensur tarzda Risale-i Haydari adlı elyazması anlatı eseri bulunmaktadır.
Asıl adı Kalender (Ademoğlu) olan ve halk arasında daha çok Kalki Sıle lakabıyla tanınan Haydari, şiirlerinde kullandığı iki mahlas dolayısıyla toplumda Kalender Fakri Haydari sanıyla da bilinir.
Bilindiği gibi Fakri Haydari, İçtoroslar’daki Alxas aşiretindendir. Bu aşiretin kökleri konusunda çeşitli görüşler ileri sürülmektedir. Aşiretin adının, 16. yüzyılda İran’dan kaçarak Osmanlı’ya sığınan Şehzade Elkas Mirza’dan geldiğini iddia edenler olduğu gibi, aşiretin Siverek’ten geldiğini veya Varto bölgesindeki Hormek aşiretiyle ilişkili olduğunu ileri sürenler de vardır. Ancak, bunlar belgelerle kanıtlanamayan iddialar düzeyindedir.
Bize göre, en gerçekçi yaklaşım, bölge aşiretleri arasında uzunca süre çalışma yapan Vet. Dr. M. Nuri Dersimi’ nin yaklaşımıdır. Nuri Dersimi, Sinemilli ve Alxas aşiretlerinin, Atma aşiret konfederasyonundan ayrıldıklarını söylemektedir. Atma aşiretinin, en eski Osmanlı belgelerinde bile yer alması ve bu aşiretlerin, özellikle 16. yüzyıldan sonra belgelerde birarada anılması, bu ihtimali güçlendirmektedir. Ancak, köken olarak ayrı coğrafyalardan gelseler bile, 16. yüzyıldan beri İçtoroslar bölgesinde birlikte yaşadıkları açıktır.
Kalender Fakri Haydari gibi mahalli şairlerin yaşamı ve sanatı, yazılı literatüre yeterince yansımadığı için, sözlü kaynaklara başvurarak onun yaşam serüvenini yansıtmak zorundayız. Bu konuda başlıca kaynağım, Haydari’nin, (Ademoğlu) mahlasıyla şiirler yazan torunu Celal Ademoğlu’ dur. Ademoğlu’nun anlatımlarından ve çalışmalarımız dolayısıyla gönderilen kimi mektuplardan yola çıkarak , Haydari’nin yaşamını şöyle özetleyebiliriz.
Xxx
Alxas ailesi, tahminen 16. yüzyılda kendisine bir yurt ararken, Elbistan kazasına bağlı Sevdilli köyü yakınındaki, tarım ve hayvancılığa elverişli, önemli su kaynaklarına sahip bir araziyi kendilerine yurt edinirler. Alxas ailesi, uzun bir süre bu topraklar üzerinde tarım ve hayvancılık yaparak, geçimini sağlamaya çalışır. Fakat bir süre sonra, bir hayli büyüyen ve genişleyen aileye bu topraklar dar gelmeye ve aile geçimde zorlanmaya başlar. Bu durum, aileden aşirete dönüşen topluluğu, yeni bir yerleşim yeri ve geçim kaynakları aramaya zorlar. Böylece, 12 oğlu bulunduğu söylenen Alxas’ın oğullarından Süleyman’ın torunu ve Kalender’in (Haydari) babası ve aşiretin önde geleni İbil Ağa gelir ve tahminen 19. yüzyılın ikinci yarısında, yanındaki 5-10 adamıyla birlikte tarihi bir geçmişe sahip Beştepe köyünün bulunduğu yere yerleşir.
Kalender Haydari, iki erkek dört kız kardeşin büyüğü olarak, burada tahminen 1872 yılında dünyaya gelir. Babası İbil Ağa da, okur-yazar bir kişidir. Dolayısıyla, küçük yaşlardan itibaren oğlunun eğitimiyle yakından ilgilenerek onu Elbistan’daki bir tanıdığının yanına yollayarak Rüştiye (Ortaokul) Mektebi’nde okutur. Okulda çok başarılı olan Kalender, sınıf arkadaşı, sonraların tarih profesörü Mükremin Halil Yınanç’la birlikte okulu dereceyle bitirir.
Öğretmenlerinin, okutma önerilerine rağmen babası onu okutmayarak, köye götürür. Kalender, bu duruma tepkilidir, ancak yapacak fazla şey de yoktur. O da, o yörelerde dini ve edebi bilgiye sahip insarlarla sohbet etmeye ve kendisini daha da geliştirmeye yönelir. Bu arada, babasından tanıklık ettiği ve kendi döneminde toplumu kuşatan hakikatçılık akımıyla yeniden buluşur ve bu akım üzerinde yoğunlaşır.
Kalender’in annesi İnsaf Hanım’ ın anlatımına göre, İbil Ağa’nın hakikatçılığa yönelmesinde , Dümüklü Ali adıyla Osmanlı resmi belgelerine de geçen Kürecikli Ali Beşik, önemli bir rol oynar. Kürtçe’de Ali Başke sanıyla bilinen bu hakikatçı dervişin İbil Ağa ile buluşması, ağır kış şartlarında bir ay sürer. İkisi arasında, sabahlara kadar devam eden dini- felsefi sohbetler olur. Bu dervişin konuşmalarından etkilenen İbil Ağa ve çevresi, Hakikatçı Aleviliğe yönelir.
Burada anılan ve İçtoroslar Hakikatçılığında önemli bir rol oynayan bu görüşme, büyük olasılıkla 19. yüzyılın son çeyreğindedir. Çünkü, Kürecikli Ali Başke, savunduğu Hakikatçı Alevilik düşüncesinden ve çevredeki etkinliğinden dolayı 1895 yılında, Osmanlı resmi literatürüne (Dümüklü Ali Olayı) olarak geçen bir Kızılbaş- Kürt katliamında katledilmiştir. (Bkz. M. Bayrak: 18-19. Yüzyıllarda
Dersim- Malatya Hattında Kızılbaş Katliamları, Alevilerin Sesi Dergisi, Sayı: Mart/2008)
İşte, bu akımdan etkilenen Kalender Haydari (Ademoğlu) da, bu konularda okuyup- tartışabilecekleri kimselerle çoğu zaman köyde veya kimi zaman başka köylerde sohbet toplantıları düzenler ve sazlı- sözlü meclislere katılır. O zamanlar, Osmanlı döneminin ünlü mutasavvıf şairleri ile Alevi- Bektaşi şairleri sürekli okunmakta ve tartışma konusu edilmektedir.
Kalender’in gezmeyi çok sevmediği, dostlarını genellikle kendi evinde ağırladığı, onlarla bazan haftalarca sohbet ettikleri söylenir. Bu sohbetlere köyden ve Aktil, Kösolar, Yoğunsöğüt, Toprakhisar, Sevdilli, Birêgani (Kokmuş kuyu) gibi çevre köylerden katılanlar olur. En yakın arkadaşları dostu ve müsahibi Birêgani’den Ali Haki (Hoca Ali Doğan), Aktil’den Şükrü mahlasıyla şiirler yazan Şükrü Hasanko ve Hatayi kardeşler, Mamo ve Hüseyin Turunç kardeşler (Malê Turuşi)dir. Burada anılan Hatayi’nin yakınlarından edindiğimiz bilgiye göre, bu muhabbetlere katılan başka isimler de vardır: Kırkısraklı Şıx Mamo, Dallıkavaklı Haydar Bayrak, Söbeçimenli Haydar Bulut ve Aziz Özcan; Qıco Ağa, Kötreli Qaraca Meluli, Doğanşehir’den (sonradan Islahiye) Aşık Mücrimi, Sarız/ İncemağara köyünden Gangozade Cafer, Veyis Dede, Temel Beko, Mehmed Ali (Korto), Nawrozlu- Totolar’dan Mümin Ali gibi.
Öte yandan, Kalender Haydari’nin, 1915 yılında Osmanlı yönetiminin idam ettiği ve Kürtçe ağıtlara konu olan Kürecikli Kasımoğlu Mehmedali’ nin yanısıra Körsüleyman’dan Baloğlu ve Tataruşağı köyünden Kör Mahmut aileleriyle da samimi ilişkileri olduğu belirtiliyor.
Haydari’nin, divanından da anlaşılacağı üzere Arap, Fars ve Osmanlı dillerine hâkim olduğu görülüyor. Zaten bu dilleri eğitim dili olarak almıştır.
Öte yandan, Aleviliğin temel enstrümanlarından olan tanbur/ bağlama ve keman çalan Haydari; zorunlu ihtiyacı dışında mala- servete önem vermeyen birisidir. Ayrıca kör inançlara prim vermez, bu tür davranışlara şiddetle karşı çıkar ve çevredeki insanları da bu konuda ikna etmeye çalışır. Dostları, onun büyük bir ikna yeteneği olduğunu söylerler.
Birgün, yörede „Çıplak“ lakabıyla anılan Hemi Tazı, evine gelir. Haydari’den çekindiği için evde oturmaz, her zaman yaptığı gibi, giriş kapısının karşısındaki kül yığınının üzerinde oturur. Kış günüdür. Köylüler, „divane“ olarak kabul ettikleri Hemo’nun çevresini sararlar ve tapınmaya başlarlar. Haydari,
pencereden bu manzarayı seyrederken, gülerek yanındakilere seslenir: „Mın pır Xwadê dîn, ama mın tu Xwadê ser peslugan nadin!“ der. (Çok Tanrı gördüm ama hiç pöslük Tanrısı görmedim. MB)
Haydari’nin, birçok Kızılbaş önderi gibi muhataplarından biri de, kasabadaki İslam ulemasıdir (!). Nitekim, Kelender de Elbistan’a her gidişinde, oranın varlıklı ailelerinden Nakiboğulları’na misafir olur. Haydari’nin geldiğini duyan kaza Müftüsü ve diğer hocalar; „Kızılbaş Kürt Kalender“i dini yönden köşeye sıkıştırmak ve matetmek için sıraya girerler. Kendilerince, Ehlisünnet inancının ne kadar doğru, Kızılbaşlığın ne kadar bâtıl olduğunu yandaşlarının huzurunda ispatlamaya yeltenirler. Ancak, sözkonusu kişiler, her seferinde, onların kutsal kitabını da son derece kavramış olan „Hakikatçı“ Haydari’nin donanımı ve esprili- mizahi üslubu karşısında hezimete uğrayıp giderler. Bilindiği gibi, bu özellik, Kızılbaşlar’la Sünni Müslümanlar’ın birarada yaşadığı ortamlarda sıklıkla karşılaşılan bir durumdur…
Sonuç
Kalender Fakrî- Haydarî, din ve inanç konularında körükörüne inanmaya sıcak bakmaz. Hakka ibadetin şekli, şablonu olmayacağı inancındadır. Ona göre, mabet insanın temiz özündedir yani tapılacak olan insandır. Şekli din, inancın kirli yüzüdür. Gerçek din insanın temiz özüdür. Dini kurumların, zamanla çıkarlar temelinde kirlendiğini, bozulduğunu gören Haydari; temiz ve saf insanların bu konulardaki duygularının istismar edildiğini gördüğünde, şiddetle karşı çıkar.
Dedelik kurumuna bu ve benzeri nedenlerle karşı çıkar. Ona göre, bazı kişiler aracılığıyla Hakka ulaşmaya çalışmak, beyhude bir uğraştır. Aslolan, insanın kendi özünü tanıması, sahip olduğu kutsal değerlerin bilincine varmasıdır. Çünkü her insan, Hakkın dünya üzerindeki varlığını temsil eder.
Hakka ulaşmak için, aklın ve bilimin yolunu izlemek yeterlidir. Çünkü insanoğlu, yaradılış itibarıyla bu yeteneklerle donatılmıştır. Bu yeteneklerini doğru temelde kullananlar kemâle erer ve dolayısıyla Hakk’la bütünleşmiş olur. Tüm nimetlerin eşit paylaşıldığı, insanın insana zulmetmediği, her bireyin hakkı olan her şeye sahip olabildiği, hak ve adaletin egemen olduğu bir dünya özlemi içindedir…
İşte tarihsel , toplumsal , inançsal, kültürel ve felsefi kaynaklarıyla geçmişten günümüze gelen Hakikatçı Alevilik Süreği ve bu süreğin İçtoroslar’daki şair- dervişlerinden Kalender Fakri Haydari’ nin kısa serüveni…
|