C. Erdönmez ve benzeri resmi ideolojiye yakın duran araştırmacılar, Dersim bölgesinde ortaya çıkan tüm eylemleri „eşkıyalık hareketleri“ olarak nitelendirip, bunların „etnik ve siyasi talepler içermediğini“ savunsalar da (bkz. Agy,s.106) , bu iddia tarihsel ve toplumsal gerçekliklerle bağdaşmamaktadır. Aşağıda değişik boyutlarıyla aktaracağımız „Milli Kurtuluş İçin Ermeni ve Kürt Komitesi“ örgütlenmesi, bunun çarpıcı örneklerinden olduğu gibi, sonraki gelişmelerin de önemli bir habercisi niteliğindedir.
Fransız Burjuva Devrimi’nin titreşimleri Osmanlı İmparatorluğu’nu da sarmalamış ve Batı memleketlerinden başlayarak etnik ve ulusal temelde ayaklanma hareketleri başgösteriyordu. Bu kimlik arayışının etkilediği Doğu’lu milletler ve azınlıklar da giderek seslerini yükseltmeye başlamışlardı. Bu etkilenişin ilginç örneklerinden biri de Dersim bölgesinde yaşanmıştı.
1864 yazında Ermeni liderlerinden Atom Karapetyan, temsilcilerini Dirican’dan Yukarı Dersim’e (Dêrsima Çiya), 20. yüzyılın ilk yarısında Dersim’in dini/siyasi lideri Seyid Rıza’ nın babası Seyid İbrahim’ e gönderir. Temsilciler, on gün boyunca Seyid İbrahim’in evinde kalır ve kendisiyle konuşurlar. Seyid İbrahim, sonunda tüm aşiret reislerinin katılacağı bir toplantı yapılmasını önerir. Toplantı, 10 Ekim 1864’te Pertek’te başlar. Toplantıda, bir temsilci heyetinin, Türk hükümeti nezdine gönderilip, Dersim’in kendi kendini idare etmesi hakkının barışçıl yollardan talep edilmesi önerisi yapılır. Bazıları bu öneriye karşı çıkarak, Dersim’in statüsünü korumak için silaha sarılma önerisini getirirler. Bu durum, toplantıyı ikiye böler; fakat sonunda bir heyet oluşturularak İstanbul’a gönderilmesi ve sorunun barışçıl yollarla çözülmesi kararı benimsenir. Ancak Yukarı Dersimliler, bu karardan hoşnut kalmazlar.
Dersim’in elçileri 1865 yılı Martında İstanbul’a doğru yola koyulurlar. Fakat daha oraya varmadan, jurnalcılar, heyetin gidiş nedenini İstanbul’a haber verirler. Heyet üyeleri İstanbul’a varır varmaz hükümet tarafından tutuklanarak zındana atılırlar ve ancak iki yıl sonra 2 Nisan 1867’de serbest bırakılırlar.
Serbest bırakılan üyeler, Atom Karapetyan başkanlığında Balaban’a (Harput yöresi) gitmek isterler, ancak yörede istenmediklerini duyunce Yukarı Dersim’e giderler. Uzunca bir süre orada kaldıktan sonra, silahlı bir ayaklanma başlatmak için aşiret reisleriyle konuşurlar ve ayaklanmaya hazırlanmaları konusunda onları ikna ederler. Gelişmeleri haber alan hükümet çevreleri, onların kendi yerlerine dönmelerini kolaylaştırır.
Önceki girişimden düşkırıklığına uğrayan heyet mensupları, bir süre sonra Atom Karapetyan’ın başkanlığında Xinzoresk (şimdi Elazığ merkeze bağlı Örençay) köyünde Ermeni ve Kürt liderlerinin katıldığı bir toplantı yaparlar. Toplantıda, özeleştirilerini yapıp, eski yanlışlarını kabul ederek, artık hiç bir zaman hükümete güvenmeme ve yeni bir silahlı ayaklanma başlatma kararı alırlar.
Bunun için de, Ermeniler’le Kürtler arasında örgütlü bir mücadelenin gelişmesi ve Xol adlı silahlı bir saldırı müfrezesinin kurulması için çalışacak „Milli Kurtuluş İçin Ermeni ve Kürt Komitesi“ adlı bir örgütün kurulması gereği üzerinde durulur ve 6 Ocak 1868’de 14 kişilik bir Komite kurulur. Bu Komitenin üyeleri şunlardır:
- Xaçik (Haçik) Minasyan
- Grigor Karapetyan
- Halişe’nin oğlu Seydo
- Kamer Mısto’nun oğlu İsmail
- Ahlat’lı Ahmed’in oğlu Ali
- Hen’li Miko’nun oğlu Uso (Yusuf)
- Reyis’li Ömer’in oğlu Miko (Hagob)
- Gal’li Hasan’ın oğlu Temir
- Sarkis Pağdo’nun oğlu Piğdo
10-Süleyman Pero’nun oğlu İbrahim
11-Azakans Adam’ın oğlu Nersik
12- Manukans Gabo’nun oğlu Manuk
13- Sulo Xudo (Süleyman Hıdır) nun oğlu Mehmet.
Milli Kurtuluş İçin Ermeni ve Kürt Komitesi’nin amaçları şunlardı:
- Türk işgalcılarına karşı her alanda savaşmak,
- Dersim’de Ermeniler’le Kürtler’den Xol (Hol ya da Ğol) adlı silahlı saldırı birlikleri kurmak,
- Yaşları 18 ile 30 arasındaki Ermeniler’le Kürtler, Xol birliklerine katılabileceklerdi. Katılacakların, aynı zamanda Xol komutanlığıyla beş kişilik komite tarafından seçilmiş olmaları gerekiyordu.
- Her Xol birliği 25-50 kişiden oluşacaktı.
- Xol komutanı, yaşı 30’a varmış ve savaşta beş kez kahramanlık göstermiş insanlar arasından seçilebilecekti.
- Xol’un resmi dili Zazaca olacak ve ancak Kürtçe bilen Ermeniler Xol üyeliğine seçilebileceklerdi.
- Xol’un yeri, eylem ve sırları hakkında düşmana bilgi veren üyeler komutanlık tarafından kurşuna dizileceklerdi.
- Xol’un Komite’yle ilişkilerini ancak bir kişi bilecekti.
- Xol komutanı, eylemlerine ilişkin bilgileri ancak Komite tarafından atanmış olan bu kişi aracılığıyla Komite’ye iletebilecekti.
10-Komite ya da Xol’a üye olanlar, bir çoban gibi faaliyetlerini yürütecek, Dersim ve Balaban’ın ( Balaban aşiretinin yerleşik olduğu alanlar Harput ve Erzincan bölgelerindedir MB) her yöresinden, olup bitenlerden haberdar olacaktı.
11-Komite, iç yönetimlerini koruyan Yukarı Dersim aşiret reisleriyle ilişkilerini geliştirecek, Xol’un eylemleri ve Türk askerlerinin yaptıklarıyla ilgili olarak onları sürekli bilgilendirecekti.
12- Haçik Minasyon (Başkan), Halçêns Sêko (Dersim’in temsilcisi) ve Atom Grigor Karapetyan (Sekreter) , Komite’nin başkanlık divanına seçildiler.Başkanlık Divanı, Xol Komutanlığına emir verme ve olağanüstü durumlarda Komite’nin yerine toplanma yetkisine sahipti.
Proğramını belirledikten sonra Komite çalışmalarına başlar. Herşeyden önce hükümetin elinde maşa haline gelen, topluma baskı yapan ve kirli işlerini haince yürüten ağa ve beylere karşı harekete geçer.
Komite üyeleri, Şah Hüseyin Bey ve Sait Bey’ le ilişki kurarak, hükümete karşı ortaklaşa savaşmak için anlaşırlar.
Silahlı Xol birlikleri 1868 Ağustos’unda 40 Ermeni ve Kürt köyünü elinde bulunduran ve köylülere baskılarıyla büyük acı çektiren Halil Ağa’ ya karşı saldırıya geçerler. Sırtını devlete dayayan Halil Ağa, çeşitli vaadler ve aldatmacalarla saldırının üstesinden gelmeyi becerir.
Komite çalışmalaranı fazla ilerletemez, üyeleri arasına ikilik girer, halkla ilişkileri zayıflar ve adım adım dağılır. (7)
Dersim bölgesindeki bu yeni yönelişte, kuşkusuz Islahat Fermanı’nın din, inanç ve sosyal yaşam konusunda getirdiği haklar kadar, Batılı misyon ve uzmanların da etkisi vardı. Bu nedenle, Hans- Lukas Kieser’ in, „Protestanlar, Ermeniler’le komşu olan Aleviler’i etkilemiş, eğitmiş ve onlara toplumsal eşitlik ile bölgesel özerklik gibi ortak politik düşünceleri aşılamışlardır“ yolundaki görüşlerine biz de katılıyoruz ve esasen üstteki örnek de bunu doğrular niteliktedir. (8)
Yine Kieser’in dediği gibi; „bazı Kızılbaş gruplarının kendi kimliklerini ve toplumsal rollerini yeniden tanımlama girişimleri Osmanlı çıkarlarına dokunmuştu ve Alevilerin haklarını genişletme fikrine şiddetle karşı çıkıyordu.“
Gerçekten Islahat Fermanı’nın diğer azınlıklara getirdiği haklara rağmen, bu tarihlerde özellikle Kızılbaş Kürtler ve Ermeniler üzerindeki baskılarda bir artma görülür. Bu, önce bölgedeki misyonerlerin daha sonra da yerli halkın baskıya maruz kalmasıyla kendisini gösterir. 19. yüzyılın ikinci yarısında, özellikle Mazgirt bölgesinden Kangal yöresine gelen ve gerek Ermeniler , gerekse Batılı gezginlerle yakın diyalogu bulunan Baba Mansur Ocağı’na bağlı Hakikatçı Pirler üzerinde uygulanan baskılar ve sürgünler, bunun tipik göstergelerindendir.
Bu anlamda, II. Abdülhamid yönetimi gerek Kürt Alevileri gerekse Ermeniler açısından bir dönemeç niteliğindedir. O, ne pahasına olursa olsun bu iki unsuru elde tutmak amacındadır. O, bir yandan Müslüman ve Türk unsurlar lehine ekonomik ve sosyal fermanlar çıkarırken; bir yandan da „İslâmi birlik“ stratejisi temelinde, Sünni Kürtler’i yanına çekebilmek için Hamidiye- Aşiret Alayları uygulamasına başvuruyordu. Bu yöntemle, Sünni ve Alevi Kürt blokunu
parçaladığı gibi, Ermeniler’e karşı kullanacağı bir güç de yaratmış oluyordu. Bu yöntemle, Sünni Kürtler’i kendine bağlayan Abdülhamid’in, Alevi ve Ezidi Kürtler’e dönük politikası, onları Hanefi- mezhep, irşadçı din adamları yoluyla Sünnileştirmeye çalışmaktı.
Abdülhamid’in, Alevi ve Ezidiler’i Sünnileştirme politikası bütünüyle başarılı olamamış, ancak Kürt blokunun parçalanmasında ve bir güvensizlik ortamının doğmasında başarılı olmuştu… Ve bu güvensizliğin titreşimleri Koçgiri Ulusal Kurtuluş Hareketi’ne kadar uzanıyordu…
Nitekim Dr. Nuri Dersimi, anılarında bu gerçekliği şu sözlerle itiraf ediyordu:
„İstanbul’da Kürdistan Teali Cemiyeti’nin toplantılarına katılıyordum. Bir aralık Cemiyetin bir toplantısında söz aldım ve Alevi- Sünni Kürtler arasındaki soğukluğu gidermek için bir an önce bir heyetin Alevi Kürt bölgelerine gönderilmesini önerdim. (Çünkü yapılacak herhangi bir örgütlenmenin ardından başlayacak harekatın, Alevi Kürt bölgelerinde yürütülmesinde, Sünni Kürtler’in ilgisiz kalacağı ve Sünni Kürt bölgelerinde çıkacak milli kurtuluş harekatlarında ise Alevi Kürtler’in ilgisiz kalacağı hatıra gelebilir. Ve Türk hükümeti kuvvetleri de bu ayrılıştan istifade eder) yolundaki savunmam genel kurul heyetince şiddetle reddedilmişti. Maalesef Kürdistan’da gerçekleşen isyanlarda, nitekim Sünni Kürt isyanlarında Alevi Kürtler alakadar olmadılar ve Alevi Kürt isyanlarında ise Sünni Kürtler kesinlikle alakadar olmadılar. Ve bu suretle her iki mıntıka isyanları da Türk hükümeti lehine sonuçlanmış oldu.“(9)
|