Literatürde, Güney-batı Dersim olarak geçen Koçgiri’ nin tarihini Dersim’den, Dersim’in tarihini de Kürdistan tarihinden soyutlamak mümkün değil, kuşkusuz. Geçmişte, bugünkü Tunceli, Elazığ, Erzincan, Bingöl illerinin tümüyle Sivas, Malatya, Muş ve Erzurum illerinin bir bölümünü içine alan Dersim; büyük bir eyaletin, başka deyimle memleketin adıdır.
Tarihten bu yana birçok uygarlığa beşiklik etmiş Fırat- Dicle boylarının en kuzey ucundaki havzada bulunan Dersim, bu yönüyle başta Urartu uygarlığı ve kültürü olmak üzere birçok uygarlığın ve kültürün de varislerinden biri konumundadır. Günümüze kadar ulaşan bu kültürel dokuda; sözkonusu kültür ve uygarlıkların önemli izleri vardır.
Eyalet, 17. yüzyıl ortalarında Osmanlı- Safevi devletleri arasında imzalanan ve aşağı yukarı bugünkü sınırları belirleyen Kasr-ı Şirin Anlaşması’ na kadar ağırlıkla Safeviler’e bağlıydı. Yine tarihten beri Ermeniler’le yanyana ve içiçe yaşayan Kızılbaş Kürtler’in yurdu olan bu eyalet; Osmanlı ve Safevi imparatorluklarının kesişme ve tepişme bölgesinde bulunduğu, daha önemlisi etnik ve kültürel bazda egemen yönetimlerle çeliştiği için sıklıkla göçlere sahne olan bir memlekettir. Çünkü bölge insanı dinsel ve kültürel dokusundan dolayı, iki tarafa da yaranamıyor, dahası güven vermiyordu.
Bundan dolayıdır ki, doğu ve batı yönünde bölgeden gerçekleşen perakende göçlerden sonra, 17. yüzyılın başlarında I. Şah Abbas döneminde Dersim’den Horasan eyaletine bir zoraki göç yaşanıyordu. Şah Abbas, Hazar Denizi’nin güneydoğusunda kalan Horasan eyaletine, kendisine bağlı bulunan Dersim bölgesinden onbinlerce aileyi göçürtüyor ve kuzeydeki Sünni Özbekler’in ve Türkmenler’in akınlarını engellemek için sınır korumasına veriyordu.
Aynı yüzyılın ortalarına yakın imzalanan Kasr-ı Şirin Anlaşması’yla bölge yönetimi ağırlıkla Osmanlılar’a geçince; Şah Abbas tarafından oraya yerleştirilmiş ailelerden binlercesi eski yurtlarına yani Dersim’e geri dönüyorlardı. Boşalan topraklara yerleşen Kızılbaş Kürt topluluklardan önemli bir bölümü, önceki sâkinlerin gelmesiyle yerlerinden koparak daha batıdaki bölgelere akıyorlardı. Aşiret yapısı bakımından, bugünkü Dersim aşiretleri ile Horasan aşiretleri arasında büyük benzerlikler bulunmaktadır.
Dolayısıyla, güney-batı Dersim’de konuşlanmış bulunan Koçgiri’ nin tarihi ve toplumsal yapısı Dersim’e sıkısıkıya bağlıdır. Daha 18. yüzyıl sonlarında, Osmanlı Sadrazamı Kör Yusuf Ziyaeddin Paşa’nın, Kürdistan’daki tenkil
4
(cezalandırma) harekâtından Koçgiri bölgesi de nasibini almıştır. Birçok çatışmalara sahne olan bu harekâtın başlangıcında, Sadrazam ve Serdar Kör Yusuf Ziyaeddin Paşa da, eski Osmanlı yöneticileri gibi Kızılbaş Kürt kökenli bölge halkının İslama aykırı davrandığı gerekçesiyle suçlamada bulunmuş ve bir gecede hileyle 150 aşiret reisinin başını keserek, aşiretleri te’dip etme yoluyla (edeplendirme, hizaya getirme ) ıslah etmeye kalkışmıştır. Bu ıslah (!) hareketlerinin, 19. yüzyıl boyunca bölgede devam ettiği görülecektir .(3)
Celal Erdönmez, „Tanzimat Devrinde Koçgiri Aşireti’ni Islah Çalışmaları“ üzerinde yoğunlaşan bir araştırmasında; aşiretlerin dinsel- inançsal- kültürel- etnik yapılanmasını ve boyutunu dikkate almadan, konunun salt iskân ve ıslahat boyutunu öne çıkarır. Birlikte izliyoruz:
„Aşiretler artık bir iç iskân unsuru olarak kullanılmaya başlanmış, XVII ve XVIII. yüzyıllar boyunca bu şekilde yerleşik hayata geçirilmeye çalışılmışlardır. Tanzimat’tan önce aşiretlerin yerleştirilmesi iç güvenlik, vergi, asker temini, üretimin artırılması gibi klasik ıslahat gerekçeleriyle yapılırken, Tanzimat sonrası bu gerekçeler Tanzimat prensipleri ve uygulanması manzumesinde görülmeye başlandı. Tanzimat vaatleri, ahalisinin tamamı yerleşik hayat yaşayan Batı toplumlarından mülhem olduğu için devlet adamları Osmanlı toplum yapısını da Batı toplumlarına benzetmeye çalışmışlardır. (…)
Tanzimat devrinde hâlen konar-göçer halde bulunanlar yanında, önceki iskân mahallerini terk ederek konar-göçer hallerine dönmüş olanlar da bulundukları yerlerde iskâna tabi tutuldular. İskân gerekçelerinin başında, bunların giriştikleri eşkıyalık hareketleri, vergilerinin zamanında toplanamaması, asker alınamayan bu unsurlardan asker temin edilmesi ve ziraî hayatı bunlar vasıtasıyla güçlendirme istekleri gibi hususlar gelmektedir. (…)
Birçok aşiret kendi isteği ile yerleşmeyi kabul ederken, buna yanaşmayanlar askeri operasyonlarla yerleştirilmişlerdi. Yerleşmeler eski yaylak ve kışlak alanlarda, boş ve hâli topraklarda yeni köy ve kasabalar kurulması suretiyle yapılmıştır. (…)
Tanzimat devri iskân faaliyetlerinde, iskân çalışmalarının yanında ıslah hareketleri de görülmektedir. Böyle durumlarda iskân, ıslahatın başarılı olmasında ilk şart gibi telakki edilmektedir. Yani ıslahatın kalıcı olması ıslahata tabi tutulan konar-göçer ahalinin muayyen bir bölgede iskân edilmiş olmasına bağlıdır.“ (4)
1865/66 yılları arasında, askeri bir birlik olan Fırka-i İslâhiye aracılığıyla özellikle İçtoroslar’da gerçekleştirilen bu iskân ve ıslah hareketinden sonra, konuyu Koçgiri aşireti’ ne getiren araştırmacı, sözlerini şöyle sürdürüyor:
„Bu tarz ıslah hareketleri Doğu Anadolu’daki aşiretler üzerinde de tatbik edildi. Bunlardan birisi de Koçgiri aşineti ve ve aşirete tatbik edilen ıslah proğramıdır. (…) Hemen ifade etmek gerekir ki, ıslahat proğramları her aşirete tatbik edilmemiştir. Koçgiri aşireti örneğinde görüldüğü gibi, aşiretin kısmen devlet kontrolünden çıkmış olduğu haller ve aşiret idaresinde karşılaşılan problemler bu işte esas sebepleri teşkil etmiştir.“ (agy)
Koçgiri Aşireti’nin ıslah nedenlerini; 1- Aşiretin yönetiminde karşılaşılan güçlükler, 2- Aşiretin giriştiği eşkıyalık hareketleri, 3- Vergilerin toplanamaması ve 4- Aşiretten asker alınamaması gibi hususlara bağlayan araştırmacı; Aşiretin bütünüyle Dersim sancağına bağlanmadan önce Sivas eyaleti, Rumili (Sivas- Malatya bölgesi), Bozok eyaleti (Yozgat bölgesi) ve Trabzon sancağı arasında geniş bir alana yayıldığını belirterek, sözlerini şöyle sürdürüyor:
„Aşiret ahalisinin üç ayrı sancak sınırları arasında dağınık halde bulunmaları sebebiyle idarelerinde ciddi sıkıntılar görülmektedir. Aşiret, Dersim sancağına ilhak edildikten sonra merkezden işlerine müdahale olmamasına rağmen, bu bölgede bulunan kaymakamlar ve müdürler Aşireti layıkıyla idareye muvaffak olamamışlardır.“ (agy)
1850’li yıllarda Koçgiri Kaymakamlığı yapan Abdi Bey başta olmak üzere gelen yöneticilerin uyguladıkları mali ve idari yolsuzlukların halkı canından bezdirdiğini vurgulayan araştırmacı; Sivas, Dersim ve Karahisar-ı Şarki sancaklarında dağınık şekilde yaşayan Aşiretin, egemenlik altına alınmasının ve karşılaşılan problemlerin çözümlenmesinin, merkezden uzaklaşıldığı oranda zorlaştığını eklemektedir.
Bölgede görülen eşkıyalık hareketlerinin genellikle sosyo- ekonomik şartlarda görülen bozulmalara bağlı olarak ortaya çıktığını belirten yazar, „ Koçgiri Aşireti’nin bağlı olduğu Dersim bölgesinde XIX. yüzyılın ikinci yarısında görülen isyan hareketleri adeta bölgenin karakteristik özelliği haline gelmiştir“ belirlemesinde bulunmaktadır.
Koçgiri Aşireti’ nin, 1848 yılında Dersim sancağına katılmış olmasına rağmen, aşiretin bütünüyle bir düzenliğe kavuşturulamadığını hatırlatan araştırmacı, bunda Osmanlı ordusuna asker vermeme düşüncesinin de büyük rol oynadığını vurgulamaktadır. Bu amaçla, Koçgiri aşireti reisi Diyab Ağa’ nın 40 kadar adamıyla birlikte yakalanarak Ruscuk’ta ikamete memur edilmesinin ve ona 700-800 Kürt milisiyle yardıma gelen ünlü eşkıya Kara Eybo’ nun İstanbul’da kürek cezasına çarptırılmasının da sonucu değiştirmediği anlaşılmaktadır.
Osmanlı idari yapısı içerisinde aşiretlerden kaza oluşturulmasına ilişkin uygulama, Koçgiri Aşireti’ne de uygulanmış ve Aşiret, Dersim Sancağı’nın 1848 yılında yeniden kurulması sırasında bu sancağa bağlı bir kaza haline getirip vergilendiriliyor.
Askeri yöntemlerle sonuç alamayacağını anlayan Osmanlı yönetimi, Aşiret yetkilileriyle görüşme yolunu seçerek, 23 Eylül 1854 tarihinde Dersim Sancağından yönetilen Koçgiri Aşireti kazası müdürlüğüne, daha önce sürgüne yollanan Aşiret Reisi Diyab Ağa atanıyor.
Daha sonraki dönemlerde, Dersim ile Kçgiri’nin diyalogunun koparılması amacıyla, Koçgiri Aşireti’nin bulunduğu Karahisar-ı Şarki ve Dersim Sancakları’ndan bazı yerlerin birleştirilmesiyle bağımsız bir kaymakamlık kurularak, bu kaymakamlık Sivas’a bağlanıyor. Daha sonraki süreçte ise, Koçgiri Aşireti isminin kaza ile özdeşleşmesinin önlenmesi için, aşiret köyleri Karayel, Zara, Divriği, Beydağı ve Hafik gibi kazalara bağlanarak, dağıtılmaya çalışılıyor ki, bu, Osmanlı’nın öteden beri yaptığı bir uygulamadır.
Erdönmez, bu gerçekliği şu sözlerle itiraf ediyor: „Tanzimat devrinde, merkeziyetçiliği artırmak için eyaletlerin fiziki sınırlarının daraltılarak hacimce küçük, paraca güçsüz yönetim birimleri oluşturulması yoluna gidilmişti.“ (agy)
Tanzimat döneminde ıslahat programının uygulandığı başlıca aşiretlerden birisi de Koçgiri Aşireti olduğu halde, zamanla derebeyleşen Aşiret reislerinin, ileride devletin başına gaileler çıkarmaya devam ettiğini söyleyen yazar, sözlerini şöyle noktalıyor: „ Alınan bütün tedbirlere rağmen Dersim bölgesinde bulunan aşiretleri ve münhasıran da Koçgiri Aşireti’ ni itaat altına almak mümkün olmamıştır. Nitekim Milli Mücadele devrinin ilk yıllarında da isyan hareketlerine girişmişlerdir.“ (Bkz. agy,s.113)
1920’li yılların başlarında askeri veteriner- doktor olarak görev yapan Kürt aydını Nuri Dersimi’ nin söyledikleri de, yukardan beri anlatılanları doğrular ve tamamlar niteliktedir:
„Koçgiri Aşiretleri, katıksız Kürt aşiretleri olup, Sivas vilayetine bağlı Zara ilçesinin Ümraniye , Karacaviran, Bulucan ve Beypınar nahiyeleri çevresinde
300 köye yerleşmişlerdir. Koçgiri bir ilçe oluşturulmasına uygun olduğu halde, bölgenin tamamen Kürt olması dolayısıyla; Zara ilçe merkezi seçilmiştir. Bölge tamamen dağlık, ormanlık ve verimlidir. Beydağı ve Yılanlı sıradağları önemlidir.
Koçgiri aşireti, Zara ve Divriği ilçeleri arasındaki Doğu alanını ve Erzincan’ın Refahiye, Kercanis, Suşehri ve Kuruçay ilçeleri sınırındaki bütün köyleri işğal etmektedir. Adı geçen ilçeler ahalisi bu aşiretin gelenek ve kültürüne bağlıdırlar. Doğudan Erzincan vilayetine, Kuruçay, Kemah ve Dersim sınırına, güneyden de Arapgir’in Atma aşiretine kadar uzanan bu aşiret; kuzeyden Suşehri- Şebinkarahisar bölgesiyle de sınırdaştır.
Koçgiri Aşiretleri, Dersim’den ayrıldıklarını ve birkaç yüzyıl önce bu bölgeye geldiklerini ve öz annelerinin Şeyh Hasanlı olduğunu savunurlar. Gelenekleri, kültür ve fizyonomileri tamamıyla Dersimliler’e benzer ve Dersim’le bağlarını korumaktadırlar. Dilleri Kurmanci’dir. Oniki büyük kabiledirler ki en meşhurları Badillan,Saro, Baro, Garo, İbo, Balo, Zaza ve eski Koçgirililer’dir. Bazı araştırmacılar, Koçgiri aşiretlerini 10 ile 20 bin haneden ibaret göstermişlerse de, 1921 Koçgiri Hadisesi’ne kadar 30 bin haneden ibaret bulunduğunu, o havalideki incelemelerime dayanarak beyan edebilirim.
Koçgiri Aşiretlerinin, Yavuz Sultan Selim döneminde zorla göçürtülerek bu bölgeye gelmiş olmaları ihtimali büyüktür. Fakat bu Aşiret, Osmanlı İmparatorluğunun nüfuzuna asla girmemiştir. Daima silahlıdırlar ve çok miktarda savaş tüfekleri ve cephaneleri vardır.
Koçgiri Aşiretleri, büyük sayılarda hayvana sahiptirler. Dersimliler’e göre, eğitim görmüş insanları daha fazladır. Doğuştan zeki ve yurtseverdirler.
Aşiret reisleri, İbo kabilesinden Mustafa Paşaoğlu Alişan ve Haydar idi. Konak merkezleri Boğazviran’dır. „ (5)
Koçgiri aşiretinin bu coğrafik, tarihsel ve toplumsal konumu, bir çağdaş destana şöyle yansıyacaktır:
Koçgiri aşiretinin yaşadığı yer
Koçbaşı gibi bir yerdir
Bir yanında batı fırat
Bir yanında kızılırmak vardır
ibolar/ zazalar/ sarular
kerteller ve balular
birbirinden savaşkan
koçgiri aşiretinin boyları bunlar
Gelip çatınca karalı günler
ellibini birden hazır
sanki bozatlı hızır
darda cara ulaşan
başlarında paşaoğlu haydar
ve kardeşi alişan
Hafik/ zara/ suşehri/ refahiye
kuruçay/ ovacık/ kemah ve kangal
içi köz dolu bir bakır mangal gibidir
bu mangal kürdistan’ ın yüreğidir
Kürdistan
nakışı kilimlere işlenmiş
acılı destan
Kürdistan
biraz mazdek biraz babek
ve biraz da nuşirevan (6) |