Bilindiği gibi, Türkçü İttihad ve Terakki yönetimi, genişleme uğruna Alman militarizmiyle Birinci Dünya Savaşı’na girmiş , savaş sonunda yenilgiye uğramış ve bunun üzerine toprakları galip devletlerce işgal edilmişti. Bu yenilgi İttihad ve Terakki hareketini alabildiğine geriletmiş, oluşan boşluğu bu Türkçü harekete muhalif diğer Osmanlı partileri doldurur. 1908- 1920 yılları arasında 20 dolayında demokratik Kürt örgütü kurulmuş ve bunlar 15 dolayında dergi ve gazete çıkarmaktaydılar. Bu örgütlenmeler arasında siyasi partiler bulunduğu gibi, Kürdistan Teali Cemiyeti gibi yaygın kitle örgütlenmeleri de bulunuyordu.
İşte, Osmanlı’nın bu yenilgisi ve işgalinden sonra, başta iktidara geçen Hürriyet ve İtilaf Fırkası olmak üzere, kimi Osmanlı siyasi partileri Kürtler’le ittifaka başlıyorlardı. Sözgelimi o zaman Selamet-i Osmaniye Fırkası adında bir parti doğrudan kendi proğramına, Kürdistan’a muhtariyet verilmesini öngören bir hüküm koyuyor. Öte yandan, Osmanlı İla-yı Vatan Cemiyeti adında yaygın
örgütlenmelerden biri, yine Kürtler’e özerklik öngören bir hükmü doğrudan kendi proğramına koyuyordu. Daha da önemlisi, yine İttihad ve Terakki’den sonra ikinci büyük güç olup iktidara geçen Hürriyet ve İtilaf Fırkası doğrudan Kürdistan Teali Cemiyeti ile ilişkiye geçerek, Kürtler’e özerklik verilmesi temelinde bir Anlaşma yapıyordu. Kürdistan Teali Cemiyeti ile Ferid Paşa kabinesi arasında imzalanan bu Anlaşma’da aynen şöyle deniyor:
Belge
„Proğramında esasen mahalli yönetim biçimini kabul eden Hürriyet ve İtilaf Fırkası Genel Merkezi ile Kürdistan Cemiyeti arasında, aşağıdaki madde üzerinde tam anlaşma sağlanarak, her iki taraf Tanrı’nın yardımına dayanarak ülkenin kurtuluşu ve halifeliğin haklarının korunması için ortak çalışmaya söz verirler.
Madde: Çoğunlukla Kürt halkının oturduğu memleketler siyaset olarak İslâm halifeliğine ve Osmanlı saltanatına bağlı olmak şartıyla, toplam halkın çoğunluğu tarafından seçilecek bir Emirin başkanlığı altında özerk yönetime sahip olacaktır. 20 Aralık 1918
Karesi( Balıkesir) Mebusu Konya Mebusu Hürriyet ve İtilaf Fırkası
Vasfi Zeynel Abidin Genel Merkez Mühürü
Kürdistan Cemiyeti Üyesi Cemiyet Üyesi Kürdistan Cemiyeti
Kürdizade Said Mehmed Ali Mühür
Başkan
Seyid Abdülkadir
Bu aşamada, Kürdistan Teali Cemiyeti üyeleri arasında Dersim’den şu ünlü şahsiyetler de bulunmaktadır: Vet. Dr. Colikzade M. Nuri Dersimi, Eczacı Sarıoğlu Hüseyin Hüsnü Bey, Miralay Dersimli Halil Bey, Dersimli Tıssiye Öğrencisi Necib, Sarı Saltıklı Dersimli Halil Bey, Koçgirili Alişêr Efendi, Koçgirili Alişan Bey, Koçgirili Haydar Bey.
Kürdistan Teali Cemiyeti’nde dile getirilen kuşkulara ve tartışmalara rağmen, Cemiyet yöneticilerinin aracılığıyla Dersim bölgesinde askeri veteriner doktor olarak görevlendirilip, Koçgiri Ulusal Kurtuluş Hareketi’nin organizasyonuna doğrudan katılan Nuri Dersimi, 1952 yılında yayımlanan ünlü eserinde bile Koçgirili üyelerin isimlerini açıkça vermekten imtina ederken, Dersim katliamını yöneten Jandarma Albayı Nazmi Sevgen, bu isimleri açıkça ifade eder.
Aslında, etnik ve inançsal kimliğiyle Dersim toplumunun hiç bir dönem Osmanlı yönetimleriyle bütünüyle barışık yaşadığı söylenemez. Bu gerçeklik, Jandarma Genel Komutanlığı’nca 1933/34 yıllarında basıldığını sandığımız gizli Dersim raporunda da yansımasını bulur. Raporda şöyle deniyor: „ Aleviliğin en kötü ve tefrika değer cephesi Türklük’le aralarındaki derin uçurumdur. Bu uçurum, Kızılbaşlık itikadıdır. Kızılbaş, Sünni Müslüman’ı sevmez, bir kin besler, onun ezelden düşmanıdır…Bu, o kadar ileri gitmiştir ki Kızılbaş, Türk ile Sünni ve Kürt ile Kızılbaş kelimesini aynı telâkki eder.“ (10)
Aynı Rapor’un bir başka yerindeyse, adeta hayıflanılarak şöyle denmektedir: „Eğer Yavuz’un garazı Dersim’in yalçın dağları içine girebilmiş olsaydı, herhalde Dersim’i de bugün maddi ve manevi başka bir yol üzerinde görürdük“.
Oysa, Dersim toplumu, ülke yönetiminde herhangi bir yenileşme ve özgürleşme hareketi olduğunda onun peşinde koşmaktan geri durmamıştır. Islahat (Yenileşme) Fermanı’nın yayımlanmasından sonra, bizzat Seyid Rıza’nın babası Seyid İbrahim’ in öncülüğünde Ermeni komşularıyla birlikte İstanbul Hükümeti nezdinde yaptıkları girişim bunu gösterdiği gibi; 1908 Meşrutiyet Devrimi sonrasında Dersim içlerinden Harput’un merkezine doğru binlerce kişinin bayrak, flama ve silahlarıyla yaptıkları dayanışma gösterisi de, bunu açıkça göstermektedir.
„Özgürlük“ şiarıyla ilan edilen Meşrutiyet Devrimi sonrasında Dersim’de bulunan Amerikalı gezgin Henry Riggs, bu gerçekliği şöyle ifade etmektedir:
„1908 Devrimi’nin ülkeye Anayasal bir hükümet getirmesinden sonra, Jöntürkler, Dersim aşiretleriyle bazı taktiklerle yeni ilişkiler kurmaya çalıştılar. Öğretmenler ve siyasi liderler Dersim’e gönderildiler. Yeni özgürlüğün onların da olduğunu, onu paylaşabileceklerini onlara anlatmaya çalıştılar. Bir Kürt siyasi kulübü kuruldu. Vakti gelince bu örgütün mensupları büyük bir bağlılık töreni düzenledi. Binlercesi, uçuşan bayrakları ve omuzlarında tüfekleriyle Harput’un merkezine doğru yeni hükümete bağlılıklarını bildirmek için yürüdüler. Bu insanlar için, artık tüm Türkiye’deki ırklara olduğu gibi kendilerine de yeni bir gün doğuyordu.“ (11)
Burada, dikkati çeken hususlardan biri, bölgede bir Kürt siyasi kulübü’ nün kurulmuş olması; diğeriyse özellikle bu kulüp üyelerinin destek gösterisi düzenlemiş olmalarıdır.
1911 Yılında yayımlanan Rusça bir başka Rapor’da da, Dersim’e ilişkin şu durum değerlendirmesi yapılmaktadır: „Daha önce ve 1909 yılında Dersim’e
Türkler tarafından büyük askeri seferler yapılmış olmasına karşın, şimdi Dersim Kızılbaşlarını yatışmış saymak mümkün değildir. (…) Şimdi Dersim’de durum sakin görünmektedir; fakat Türkler her zaman Kızılbaşlar’a nefret ve düşmanlıkla yaklaşmakta, Kızılbaşlar da aynı şekilde cevap vermektedir. Bunun sonucunda Türkler, şimdiye dek Dersim’i güvenli bir şekilde geçememektedir. Kürtler ve bölge Hıristiyan halkı arasındaki ilişkiler genelde dostçadır. Daha önce olduğu gibi, Dersim Kürtleri bölge Türk yönetiminden hoşnut değildir ve Hükümetin hiç bir vaadine inanmamaktadırlar.“ (12)
Buradaki iki belirleme önemlidir. Biri, Dersim toplumunun deneyimleri sonucu Osmanlı/Türk hükümetlerine güvenmemesi; ikincisi ise Kızılbaş Kürtler ile Hıristiyan Ermeniler’in dostane ilişkiler içinde olmalarıdır.
Her iki olgunun da tarihsel ve toplumsal gerçeklikleri vardır. Gerçekten de, 1908 Devrimi’nden hemen sonra bile Dersim’i dize getirme amacıyla bölgeye askeri harekât düzenlenmiş ve bu askeri birlikler içinde Hamidiye Alayları da görev almıştır. Üstelik bu birlikler, halka zulüm uygulamakta normal ordu birliklerinden hiç de geri kalmamışlardır.
Dersim’deki Kızılbaş Kürtler’le bölge Ermeniler’i arasındaki ilişkilere gelince. Açık ve gizli belgelerin de ortaya koyduğu gibi; bu iki topluluk arasındaki ilişkiler her zaman diğer topluluklarla olan ilişkilerden daha iyi olmuştur. Bu dostane ilişkiler devletin gizli belgelerine de yansımıştır.
Sözgelimi, bizzat M. Kemal tarafından 1925’ten sonra Şark İlleri Asayış Müşavirliği’ne atanan Prof. Hasan Reşit Tankut, o tarihten sonra hazırladığı çeşitli etno-politik inceleme raporlarında, bu yakınlığa sıklıkla vurgu yapar:
„Dersim Alevileri Ermeniler’i çok severler. Vatana ihanet etmiş, Türk kanunlarına topluca karşı koymuş âsi Ermeniler, Dersim’de bir ana kucağı bulmuştu. Bu Ermeniler, Rus ordusu Dersim dağlarına dayandığı zamana kadar esirgendiler ve sonra Rus ordusuna katıldılar ve gittiler. Bugün bile Dersim’de bir Dersimli kadar serbest ve mutlu yaşayan Ermeniler vardır.“ (13)
Tankut, gerek 1930’larda hazırlayıp yayımlayamadığı gizli „Zazalar“ araştırmasında, gerekse 1960 Askeri Darbesi sonrasında hazırlayıp yönetime verdiği Kürdistan’a ilişkin Etno-Politik İnceleme Raporu’nda; ilginç bir anekdot aktarır. Kendisi, 1913’te Mülkiye Mektebi’ni bitirerek Sivas vilayeti emrine verilmiştir. Hafik’in bir Alevi köyünde gecelediğinde, „Din ve âdetçe
Dersim’e bağlı olan Koçgiri dedelerinden biri“ ile karşılaşır. Wilson ilkeleri çevresinde, Ermeniler’in statüsünün belirlenmesi ve kendilerine özerklik verilmesi için bir plebisit yapılması öngörülmektedir. Tankut, yöredeki Kızılbaş Kürtler’in eğilimlerini öğrenmek ister. Koçgirili pirin cevabı açık ve nettir: „Ermeniler’le kan ve gövde biriz, aramızda din farkı soğan zarı kadar incedir. Aliyullah, bizi hak dine çevirmiş de onun için Hıristiyan Ermeniler’den ayrılmışız.“ (Bkz. Age,s. 472)
Tankut, bu cevap karşısında şaşkına döner ve daha sonra şöyle der: „Bereket versin Birinci Cihan Savaşı patladı da bu uğursuz projenin uygulanması o zaman için mümkün olmadı. Yoksa o illerde Aleviler’in hiç olmazsa önemli bir kısmı Ermeniler’den yana oy verecekti.“ (age,s. 219)
Tankut, raporun bir yerinde de, „Zaza- Koçgiri İsyanı’nın kahramanlarını Dersim’deki seyyidler koltukluyordu ve oralarda olan bitenlerin yankıları Munzur Dağı’nda büyüyor, dalgalanıyor ve gönül duygusu yürek çarpıntısı halinde çalkalanıp duruyordu“ sözleriyle de, Dersim- Koçgiri birlikteliğine başka bir cepheden vurgu yapıyordu… |