Gerek Anadolu ve Mezopotamya Aleviliğinin hümanist, toplumcu, demokratik ve çağdaş yorumu olarak kabul edilen Hakikatçı Alevilik; gerekse Alevi müziği ile âşıklık ve şairlik geleneğinin gelişkinliği açısından Binboğa- Nurhak- Engizek ve Nemrut dağ silsilesini içine aman İçtoroslar Bölgesi özge bir yere sahiptir.
Geleneksel dedegân Aleviliğin ötesinde; Hakikatçı Aleviliğin dölyatağı ve merkezi İçtoroslar bölgesidir. Bu Hakikatçı Alevilik akımı, bölgede dedegân Aleviliğini de etkilemiş ve daha toplumcu, hümanist ve müzikalitesi yüksek bir çizgiye ulaştırmıştır. Bu farkı, yöre mürşid, pir ve rayberlerini başka yörelerdeki meslektaşlarıyla karşılaştırdığımızda rahatlıkla görüyoruz.
Yöredeki Sinemilli pirlerini/ dedelerini diğer bölgelerdekilerden ayıran önemli bir fark da, hemen tümünün Alevi töre ve törenlerinin müzikal bölümünü yürüten zâkirlere gereksinme duymadan, her iki işlevi birlikte üstlenmeleridir. Bu özellik, onlara ayrıca bir üstünlük sağlamaktadır.
Sinemilli pirlerinin, Dersim bölgesinin Keban/Maden yöresindeki Sultan Sinemilli Ocağı’ ndan geldikleri biliniyor. Yüzyıldan fazla bir süre içinde Dersim- Maraş hattında devam eden bir göçün ardından, bugünkü yapılanmaya ulaşıldı.
Bölgenin en büyük aşireti olan Sinemilli, hem bir Alevi- Kürt Ocağı’nın , hem de bir Aşiret konfederasyonunun adıdır. Bu Ocaktan gelen birçok pir, yürüttüğü erkânla İçtoroslar’a özgü renk ve motifleri de olan Geleneksel Aleviliği yaşatırken; bu kurumu eleştirerek ortaya çıkan ve kendisini klasik dedegân düşünceden üstün gören „Hakikatçı Alevilik“ akımı da, 19. yüzyılın ortalarından itibaren İçtoroslar Aleviliğini etkileyerek, birçok önemli şairin, ozanın ve âşığın yetişmesine öncülük ediyordu.
İçtoroslar’da Alevi- Kürt Aşiretler (Ank. 2006) konulu bir inceleme- antoloji çalışmamda, bu yörede yetişmiş 100’den fazla şair, âşık ve ozana yer vermiştim.
Geçmişte medrese eğitimi almış şairlerin eserleri daha çok Osmanlıca iken; âşıklık geleneğine bağlı ozanlar, Türkiye’de uygulanan asimilasyoncu kültür politikalarından dolayı ağırlıkla Türkçe yazıyorlardı. Otantik Kürtçe aşk ve sevda türküleri ise daha çok sözlü gelenekte kalıyordu. Bunlardan günümüze ulaşabilen 300 dolayında kılam, stran, şin (ağıt) ve durik (şarin/ mani) örneğine ilk kez Kürt Müziği, Dansları ve Şarkıları (Ank. 2002) konulu çalışmamızda yer vermiştik. 1950’li yıllarda kentlere göçle başlayıp, 1960 Askeri darbesi politikalarıyla hızlanan Türkçe söyleme uygulamasının ardından; özellikle son 20-30 yıllık süreçte kimi âşık ve halk ozanlarıyla sanatçıların yeniden Kürtçe söyleyişe yöneldiklerini görüyoruz.
İçtoroslar Alevi kültürünün gövdesi Maraş yöresi ise, ana kolları da Sivas’a, Malatya’ya ve Nesimi, Şah Hatayi ve Fuzuli yoluyla Mezopotamya coğrafyasına ve kültürüne uzanıyordu. Bunlara, Anadolu’da yetişmiş Pir Sultan Abdal, Virani, Kul Himmet, Dertli ve Emrah gibi büyük Alevi ozarnları da eşlik ediyordu.
400-500 yıl önce yaşamış bu büyük Alevi ozanlarının deyişleri, Alevi kültürünün sözlü taşıyıcıları pirler, dedeler, hakikatçı dervişler ve âşıklar yoluyla günümüze taşınırken; bu kültürel geleneğin mahalli temsilcileri olan dengbêjler, ozanlar ve âşıklar aracılığıyla daha da zenginleştiriliyordu.
Yirminci yüzyıla gelindiğinde İçtoroslar yöresinde Fakri Haydari, Ali Haki, Şükri, Meluli, Mücrimi, Cafer Baba, Seyid Meftuni, Perişan Güzel, İbreti, Haşimi, Nizari, Günahkâr İsmail, Garib Kâmil, Nesimi, Mahzuni ve Hüdai gibi birçok ozan bu yolun güçlü devamcıları olarak ortaya çıkarken; bölgeden daha birçok halk ozanı yazılı literatüre giriyordu.
Bu nedenle, İçtoroslar yöresi deyişlerinin temel kaynaklarından bir bölümünü bilinen klasik Alevi ozanları oluşturuyorsa, önemli bir bölümünü de sonradan yetişen ozanlar ve âşıklar oluşturuyordu. 1930’lu ve 40’lı yıllarda Fakrî Haydarî ve sekiz mahlasla şiir yazan Ali Haki gibi yöre şairlerinin eserleri yaygınlıkla icra edilirken, 1950’li yıllardan sonra Melulî ve Mücrimî gibi şairlerin deyişleri yörede büyük beğeni kazanıyordu.
Kul Hasan, Kul Ahmet, Nesimi Çimen, Yetimi, İsmail İpek, Vicdani, Meçhuli, Nurşani, Turabi, Şah Sultan, Fedayi, Temeli, Figani ve Emekçi gibi ozanların tümü bu kültür ortamının ürünleriydi. Bunlardan bir bölümü salt politik kesimlere hitabederken, Meluli ekolünden gelenler daha çok Alevi toplumuna sesleniyordu. Mahzuni ise her iki kesime de hitabeden farklı bir kişilikti.
Yöre Âyetlerinin/ Deyişlerinin Dili ve İçeriği
İçtoroslar bölgesi Alevilerinin tamamına yakını Kürt kökenlidir. Dolayısıyla bu kültürün taşıyıcıları olan pirler, hakikatçı dervişler, âşıklar ve ozanların da büyük bir bölümü Kürt kökenlidir ve gündelik yaşamlarında çoğunlukla Kürtçe konuşurlardı. Hatta Alevi töre ve törenlerinin sözel bölümünü de daha çok Kürtçe yürütürlerdi. Müzikal bölümde ise hem Osmanlıca,hem Türkçe, hem de Kürtçe deyiş ve ezgilere yer verirlerdi. Hem edebiyat dili hem de ibadet dili, Kürtçe’nin aleyhine bir gelişme çizgisi izledi ve gerek eski Kürtçe gulbangların, gerekse Kürtçe âyet/ deyiş ve kılam/ türkülerin büyük bölümü kaybolup gitti. Ancak, gerek Kürtçe gerekse Türkçe âyet ve deyişlere eşlik eden ezgiler, hemen tümüyle Kürdî makamlardı yani Kürt müziğine özgüydü.
Bir ülkede egemen dil ve kültür hangisiyse onun lehine, azınlık ve ardıl dillerin ise aleyhine bir gelişme yaşanıyor. Bugün Alevilerin bağlı bulunduğu mürşid, seyyid, pir, dede ve babalar’ ın, bilimsel deyimle bablar’ ın Dersim, Elazığ, Malatya, Tokat, Merzifon ve Lazkiye gibi yerlerdeki Ocaklar’dan çıktığı; Alevi- Bektaşi müziğinin en gelişkin olduğu yörelerin de Maraş, Malatya, Adıyaman, Urfa, Antep, Tokat, Sivas, Dersim, Erzincan, Çorum yöreleri olduğu bilinmektedir. Buna rağmen, etnik kökeni ne olursa olsun bu coğrafyadan çokan kültür adamları ürünlerini genellikle başat dil olan Türkçe’de vermektedirler ve bu olgu gerek deyişlerde gerekse ibadette yansımasını buluyor.
Öte yandan, çok sayıda Ermeni aşuğunun da bu edebiyata katkı sunduğu bilinmektedir. Alevi- Bektaşi Edebiyatında Ermeni Aşıkları (Ank. 2005) konulu bir çalışmamızda bu türden 100’ü aşkın aşuğa yer vermiştik.
Bilindiği gibi, Kürtçe deyişle tambur, Türkçe deyişle bağlama; Anadolu ve Mezopotamya Alevi törenlerinin vazgeçilmez çalgı aracı ve adeta kutsal simgesidir. Onsuz ibadet düşünülemeyeceği gibi aynı saz günlük yaşamın da vazgeçilmez bir enstrümanıdır. Bundan dolayıdır ki, sözkonusu enstrüman Aleviler arasında „Telli Kur’an“, deyiş ve nefesler ise „Âyet“ olarak nitelendirilmektedir.
İçtoroslar’da dini motifli bu müziğin yanında, giderek etkisini yitirse de yöreye özgü otantik bir Kürt müziği de her zaman varolagelmiştir. Son denemlerde bölge sanatçıları adeta küllerinden yeniden doğarak, bu kültürün gönüllü neferleri gibi ortaya çıkmakta ve gruplar oluşturmaktadırlar.
Özetle; İçtoroslar’da Sinemilli pirleri ile Hakikatçı dervişler’in gerek Alevi toplumunun kendi içinde barışçıl yaşamasında, gerekse otantik Alevi müziğinin
günümüze ulaşmasında önemli bir işlevi olduğunu belirtmeliyiz. Özellikle Hakikatçı dervişlerin, gerek Aleviliğin çağdaş yorumuna, gerekse güçlü bir Alevi edebiyatının doğmasına önemli katkı sunduğunu vurgulamalıyız.
|