Düşük yoğunluklu savaşlardan, savaşlara, katliamlara, canlı bombalara, depremlere, sellerde ölenlere, sorgusuz-sualsiz öldürülenlere, idamlara, koyun sürüsü gibi oradan oraya savrulan, ama ne için sürüklendiğini hiç sormayanlara, göçlere, sınırlar arasında sıkışmışlara, onsekizinden küçük olup büyük oyunlardaki katil piyonlara zıt kutup denilen ama söz konusu pay olunca kutup partilerin birleşmesine, okul yerine sokağa çalışmaya giden çocuklara, buz kesmiş bir şehirde buz kesmiş evlerde yaşayan sefil, çaresiz insanlara, sözünü tutmayan sıradanlaşmış, verecekleri hiçbir şey olmamasına rağmen farklı olduğunu direten hükümetlere, laik olmayan ama kanının son damlasına kadar laiklikten ödün vermem diyen bizantinistlere, putperestlere, ozon tabakasının delinmesine, kitlesel katliamlara, ırkçılığa, inkarcı devletlere, ulusallık ile ilgisi olmayan ulusal devletlere, zorunlu göçlere, meclise giremeyen ama zart zurt kapattırılan partilere, gazetelere yalan makaleler yazan gazetecilere, çürümüş yozlaşmış sistem(ler)i devam ettirmeye çabalayan ezberci papağan aydınlara, onlara tapınan insanlara, totalitarizmin içine boğazına kadar batıp, nefes almakta güçlük çekip de onu kutsayan, bu vaziyet için canını veren korkaklara, vatansever özelleştirme sevdalısı satıcılara, tüccarlara, sözüm ona üniversitelerde zenginliğinden ve popülaritesinden etkilenilen şahısların kendini gerçekleştirdiğini diğer koyun öğrencilere örnek gösteren ezberci öğrencilere, küresel ısınma etkilerine, geçmişinden korkan devlet(ler)e, çöken sistemlere, işkencenin alasına, rezaletin daniskasına ve bu durumlara göz yuman muhafazakar güçlerin çelişkilerine, açlıktan susuzluktan kırılan halklara ve bunlara gönderilen maskarasadakalara, isyan şarkılarına, devrimlere, onurlu cesur adamlara ve küçük devletlere, canlı kalkanlara, söz dinlemeyen silah şirketlerine, ölümlerin en öldürücülerine, en utandırıcılarına tanık oldu bu dünya, bu insanlar, sonra biz…
Yaşamak… Bütün mesele yaşamak…
Demokratik addedilen ama kendini güvenceye alan güvenlik mahkemeleri bulunan,
en küçük eleştiriyi cezalandıran, tabuları saymakla bitmeyen, ötekileri,kendi içindeki azınlık ya da değil ama kendi sisteminin aleyhtarı farz edilen, ötekilere karşı elinden geleni ardına koymayan, bazı yasaların elektrikli tellerle çevrildiği, yanaşanın geleceğine koca bir çizik atıldığı, hemen ona dair her şeyin kutsal olduğu ama hep aksinin söylendiği devlet(ler) gördü bu dünya… sonra biz…
Anadilini konuşamayan küçük çocuklar, kendi öz dilinden utanan gençler…
Köyünden çıkmaya mecbur olan ve göç eden aileler, kentlerin kenar mahallelerine yerleşmelerini, işsiz aşsız kalınca,açlığı yaşayınca, yani toplumsal normların, yalanın, gerçeğin, doğrunun, yanlışın değiştiğini ve bu ailelerin bu çocukların hırsızlık(yeni kavram kapkaçcılık), gasp, uyuşturucu satma ve kullanma ve birer potansiyel tehlike olmalarını, dışlanmalarını, suçun sade ve sade onlarda aranmasını gördük…
Geçmişin kafatasçılarının kafatasçı oğullarının sözüm ona bilim yuvalarında, unvanlar almalarını, ödüle boğulmalarını gördü bu insanlar, zırvaları ve methiyeleri üstüne, manipüle ettiği tarihsel bilgiler üstüne, yalan dolan üstüne…
Üniversite(ler)in ve yurtların her koridoruna tünemiş megaloman deliler gördük, özerk denen bu kurumlarda, bilim yuvası denen bu yerlerde tek düşüncenin baskısını, tek düşüncenin örgütlenmesini, parti destekli nizam masalarını, gururu incinmiş bu düzen sağlayıcı nizam maslarının adamlarınca dövülen gençleri, koca topluluk için öteki olana kimlik sorulmasını, masalara öteki olarak teşhir edilmesini, psikolojik baskıdan bunalan, paranoyaklaşmış öğrencileri gördük…
Yaşadık…
Başka bir kimliğe sahip olduğunu iddia edip özünü inkar eden ispiyoncu ‘’küçük adam’’lar gördük…
Egemene soytarılık eden küçük öteki adamları,gençleri…
Yaşamak…
Batıdan ithal kuramlarla kendini inceleyen, kimlik bunalımına kuramlara yaş ve dönem olarak ters düşmüş, evinde arabesk zamanlar yaşayan, kendini anlatamayan, duygularının önüne set çekip bastıran, cesaretsiz, depresif, sosyal fobik, kafası sistemle, hayatla, yalan ve doğru ile, retoriklerle, kitaplarla, ilişkilerle, umutsuzlukla, sevgisizlikle, anlaşılamamışlıkla, fikirsizlikle, güvensizlikle, dünya ile, meslek ile, gayri safi milli hasıla ile, ekonomik ilerlemeye rağmen ekonomik yetersizlikle, şarkıların yalancılığı ile, kitapların, sözlerin geçersizliği ile, kompleks vaziyetleri ile, eksiklikleri ve ödünlemeye çabalarken çırpındıkça batan halleri ile, kafiyesiz ölçüsüz, manası eksik saçmalıklar ve saçmalamaları ile, kendi yaşantılarına ters düşen sözde ideolojilemeleri ile çelişkiler yaşayan, neyin peşinden nasıl gideceğini bilemeyen, aklı karışık mutsuz gençler olduk, ne mutsuz gençler gördük…
Bütün mesele yaşamak…
Tüm bunlara bir şekilde tanıklık eden, yaşayanlarla duygu birliği edebilen ya da yaşayan insanların düşe kalka bir yol bulabildiklerini, sonunda çok şey kaybetmiş olsalar bile çok şey kazandıklarını, bu kazanç ve kaybedişin hangisinin ağır bastığını tartamadıklarını; ama yine de düzenli ve sonunda alt yapısı geçmişten ve yaşamışlıktan, tanıklıktan, paylaşmışlıktan destekli bir hayat sürdürebildiğini ve bu hayatın ve geçmişin verdiği izin ile bu iki varsılın onuru için çaba sarf ettikçe ve savaştıkça ve bir küçük değişim ve gelişim dahi gördükçe , bunun da önemli ve bir adım olduğunu gönül hoşluğu ve memnuniyeti ile söyleyebildiğini ve bundan cesaret alabildiğini ve savaştıkça büyüdüğünü ve sistemlere sığamadığını da anladık…
Yaşamayanların,paylaşamayanların, tanıklık edemeyenlerin nasıl bolluk içinde yozduklarını, çirkinleştiklerini, hayal içinde gerçeklerden kopuk yaşadıklarını, çocuklar gibi yalanlara inanabildiklerini ve gerçekle hayal arasında amaçsız, kaygısız ve bu dünyada yaşayan, çeken, çektirilen o ‘’öteki’’lere karşı saygısız, dejenere bir yaşam içre,zavallı bir şekilde çürüdüklerini gördük…
Yaşamak…bütün mesele yaşadıklarını, tanıklıklarını anlamak ve bunlara karşı bir duruşa sahip olmak…
Çünkü bütün bu rezaletlere, sefaletlere, savaşlara, feci ölümlere, baskılara, işkencelere, açlıklara, yalan üstüne edilen yeminlere, satmalara, sömürmelere, talanlara, göç ve çaresiz sonuçlarına, umutsuz bırakılmalara, geleceğin darbelenmelerine doğrudan ya da dolaylı tanıklık edenlerin ya da yaşayanların balık gibi her şeyi unutmalarını, bunları yapanlara tapınmalarını, putsaygı yürüyüşlerini, ne için tükendiklerini sebepten çok sonuç üzerinden değerlendirme yapan zavallı acınası ‘’dinle küçük adam’’lar gördük…
23 Nisan 2007 |