Bir nehrin kıvrımında düşlüyorum seni ve kendimi, bir piyano diyorum, piyano diye mırıldıyorum ve susuyorum, sen keman dinliyorsun ve geçmiş ve gelecekle hesap kitap içinde yürüyorsun, aklın karışık, fikrin bulutun gölgesinde akıyor öylece dingin nehrin üstünden.
Keman diyorsun, susuyorsun…
‘Kemandan dökülen incilerin ne kadarı bizim ne kadarı yabancı’ diyorsun, susuyorsun, kemanın bir sesine gömüyorsun kendinin olanını, yabancıları bulut olup nehre karışıyor.
‘’Konuşurken susmak olmaz mı?’’ diyorsun, ’’beni duymadığında ben aslında çok sesli bir sus’um’’ diyorsun.
Nasıl diyorum, sen kızarmış bir elmanın kırmızı tarafını dişliyorsun. Susman diyorum ben, bazen ne çok şey hissettiriyor diyorum, çakmak çakmak parlayan gözlerinle sesten hür bir soru atıyorsun bana, nasıl diye. Şaşkın şaşkın bakıyorum önce, dilim tutuluyor az, sonra suya bakıyorum, nehir umarsız nehir küs küs akarken, sen susunca ben suslar diyarında kayboluyorum belki de bir süre, sonra suskunluğunun her dakikası sessizlikte bir soru gibi akıyor içime, aklıma değil diyorum. Zamanı düşünüyorum, ilmek ilmek geçerken bir an keman fonunda bir şarkının büyüsüne tutuluyorum, suspusluğun o kadar derin geliyor ki senden geçiyorum, sonra bakıyorum önü sonu karamsar bir gidişin tozlu yollarını tozunu içime berime çeke çeke sürünüyorum.
Bir nehrin kıvrımında düşlerken kendimi;ve seni taze çayırların, çiçeklerin sarhoşluğuna kaptırırken bu düşte, sen sus makamında bir bakış atarken, aklıma yerli yersiz, on iki-on üç yaşlarında bir çocuğun ortaokul döneminde yaşadığı bir an’ı anlatan bir kitabın bir bölümü geliyor. ’’Cemseler kalmış aklında. Sokaklarda ağır tekerlekleriyle dolaşan cemseler…Üstü branda bezleriyle örtülü…cemseler geçiyor sokaklardan branda bezlerinin altında kimler var bilinmeden…cemseler geçiyor hepsi yüklü…’’
Olmaz böyle düş diyorum, olmaz, bu bir düşse eğer neden sade sen yoksun her köşesinde… Ama ayrılık diyorsun her yerde, ailede, dönemde, düşte…
Ses ver diyorum, konuş, dağıt aklımı sözlerinle, olmaz olmuyor, bir küçük çocuk korkusundan kurtulmak için teslim olur düşlerine bir büyük adam kavuşmak için istediğine ve sen ise en pes sesinle ayrılık diyorsun… Girift bir cümlenin enkazı gibi oluyorum kemanın en ayrılık çalınımında, çalınım ki salınımını da anımsattı bir an bu düşün kaldırımlarında.
‘Kendine gel, uyan!’ diyorsun, uyan ki geçiyor zaman… Zaman deyince şiirden bir şemsiye tutuyorum üzerine ’’gidenler , gelenler, düşenler, ah zamanın sonsuzluğunu anlamayanlar…’’ diyordu şiirin bir yerinde, sen uyan diyorsun, uyan ki geçiyor zaman…
İçim burkuluyor, az buz değil içim acıyor düşün en sıradan zemininde, zaman ki düşün de içinde, nehir diyorum çok gür akıyor geçiyor ya da, ama zamanı geç sen de ne olur, ben de olur olmaz düşünüleri, bu keman-piyano fonludüşümde bir sen kal kıvrımında nehrin ve ben susayım, konuş, ağla ama sen susma ne olur… Bırakalım zamanı da, çocuğu da, ayrılık ki başka mecra, konuş sen sade, bir şeyler anlatama olsun keman piyano sesi versin, ben seni göreyim, bu düş öyle kalsın…
Dalıp gidiyorum, düş diyorum aslanım! Düşlerden düş artık, düş diyorum düşlere yoldur…ne düşler gördüm güzel, ne düşler bozdum içler acısı…
Uyan dedi, uyan ki geçiyor zaman, aldırma dedi sonra, düşlerin muzipliğine aldırma…
Haklıydı.
|