Ümetçilik üzerine inşa edildiği varsayılan Osmanlı imparotorluğunda bile resmi din yok iken, 1921- 28 arası Genç Türkiye Cumhuriyetinde de resmi din tayin edilmemeiştir. Resmi din uygulaması 1930 lu yıllardan sonra başlatılmıştır. Bu yılardan sonra ,artık nüfus cüzdanlarında dini İslam yazılmaya başlandı. Resmi din islam diye nüfus kayıtlarında görülürken, gayri resmi olarak Hanefilik de resmi mezhep gibi konuşlandırıldı.Aleviler, sunni-şafiiler ( ki bunların çoğu Kürtlerden oluşmaktadır. ) diğer gayri müslüm kesimler ve tanrıtanımazlar da dahil olmak üzere her kes resmen islam kabul edilmeye başlandı. En azından nüfus cüzdanlarının “ DİNİ “ hanesinde, dinlerine dair gerçekçi bir ibare konulmadan her kese “ Dini İslam “ denildi. Bu Türk cumhuriyetin asimilasyon ve Türkleştirme politikalarına ters de değildi ve resmi ideolojiye hizmet edecek olan bir uygulamaydı.
Bizim bu yazıda üzerinde durmak istediğimiz esas konu İslamın bile nasıl rayından koparılıp “ Türkleştirildiğine dair “ bir kaç örnek sunmaktır.Türkiye de sistem, islamı, merhamet ve vijdan duygularından arındırarak anti Kürt bir yörüngeye sokmuştur. Bölgede yurtsever din adamlarının gururu ayaklar altına alınmış, dini nüfuzlarına ve dokunulmazlıklarına bakılmaksızın ulu orta bir çok kez tartaklanmışlardır.Hizanda namaz üzerinde, namaz kıldıran imam infaz edilebilmiştir.
Türkçü İslam Kürtlerle Barışmalıdır.
Öteki parçalardaki Müslüman Kürtlerin yaşadığı mezalimden asla söz edilmemiştir. Halepçe katliamını kınamak için yapılan gösterilere çoğu kez acımasızca saldırılmıştır.Yani müslüman oldukları halde Kürtler “ Dindaş “ bile kabul edilememiştir. Red ve inkar anlayışı bu teyidi engellemiştir.
Oysa Kürtler, dindaş diye çoğu kez Türk egemenleri ile savaşmakta bile teredüt etmişlerdir. Din adına Malazgirtte, Çaldıranda ve Hamidiye alayları esnasında, Çanakkale ve öteki bir çok alanda, sırf din kardeşliği adına bir çok kez koşulsuz olarak Türklere yardım etmekte de teredüt etmemişlerdir.Bir çok Kürt dini lider, Kürtleri boyunduruk altında tutan devletlerin ırkçı şöven ve katliamcı anlayışlarına karşın, gene de Kürt halkını metanetli olmaya davet etmiştir. Selahaddiné Eyübi ve Bedüzzeman Seidé Kurdi bu durumun en iyi örnekleridir. Ardından da Tarikat kurmuş Kürt din adamları da aynı duygular içinde olmuştur.
Hal böyle iken ne yazık ki Türk islamcılar, Kürtler konusunda kendi ırkçı ve şöven egemenlerinden farklı davranmamışlardır.Kimisi ise “ Türklük guru “ izn vermedi diye “ Bedüüzeman hazretlerini ziyarete “bile gidememiş. Aynı zat, adı geçen Kürt kökenli din bilgininin adı bile anılırken iki gözünden yaşlar akıtmaktadır. Adı Saidé Kurdî olan ulema, bilindiği gibi Bitlis- Hizan ilçesi Nors köyündendir.Bu yüzden zaman zaman o “Seîdé Norsî“ olarak da anılmıştır. Şöven Türk islamcıları, bunu değiştirmiş ve “ Saidi Nûrsi “ olarak anmayı alışkanlık haline getirerek kimlik karartmaya büyük özen göstermişlerdir. Hiç bir yerde Seidin Kürtlüğünden söz edilmemiştir. Kürtler onca zulum altında iken buna karşın, Türk islamcılar hiç bu zulmü din adına bile kınamamışlardır.
Bu bakımdan Türk İslamcılarin, Kürtlerden özür dilemeleri gerekiyor.En azından inandıkları Kürt din adamlarının hatırı bakımından da bunu yapmalıdırlar.Tarikatları için bunu yapmalıdırlar.Gerçek islam vicdanı bakımından bunu yapmalıdırlar.Çünkü gözlerinin önünde Kürtler kurşunlandı, zulum gördü ama onlar seyirci kaldı.Yıllarca sırf din adına çalışıyor diye inançlı Kürtlerden oy aldılar ve hala da almaktadırlar. En radika türk islam hareketlerinin en ön saflarında bile Kürtler yer aldı.Buna karşı onlar kürt kimliğini bile asla kabul etmeye yanaşmadılar. Peki bu şövenizm ve ırkçılık değil de nedir peki. ? Bu tutumlarının kendi egemenlerinden ne farkı var gerçekte. ? Bu yüzden de onlar hiç şüphe yok ki türk egemen sisteminin bir parçasıdırlar.
Kürtlerin, Türkiyede laiklik konusundaki tercihleri
Yukarıda kısaca türk islamcıların nasıl Kürtleri görmezden ve inkardan geldiğini gödüğüne kısaca değindik. Bu konuyu daha da çok enine boyuna açımlayıp tartışmak olanaklıdır.İşte bu yüzden, Türkiyede Kürtler bakımından Laik anti laik diye bir duruş zorunluluğu yoktur.Çünkü bir yanda Kemalistlerin anti-laisizim mücadelesi, öte yandan da Türk islamcıların laiklike karşı tutumu Kürtleri ilgilendirmiyor. Çünkü bu mücadelede kim başarılı olursa olsun Kürtlerin statüsü değişmeyecektir.
Kemalist laik Türkiye ya da Laik olmayan bir Türk yönetim Hangisi Kürtlere karşı özgürlükçü ve eşitlikçi davranır sizce.? Bence hiç biri.Çünkü anti Kürtlük, ırkçılık ve şövenizm her ikisinin da mayasında var. Bu yüzden Kürtlerin potansiyel olarak birini ötekine tercih etmek gibi bir lüksü yoktur.Çünkü Türkiyede Türk islamcılarının Türkçülüğü ve tekçiliği her zaman en önde olmuştur.Türk yanı ağır basmıştır.Onlar önce Türk sonra islamdırlar. Türk islam sentezlerini de oluşturmuşlar ve İslamı da Türkleştirmeyi adeta yaşam felsefesi haline getirmişlerdir.
Kemalistler ve İslamcıların kendi aralarındaki mücadele, bir iktidar mücadelesidir.Devleti yönetme ve devlet etme mücadelesidir. Oysa ki Kürtlerin üniter yapı ile sorunları var.Üniter ve tekçi yapı değişmeden Kürtler anayasal hak eşitliğine kavuşamazlar.İstiklal Mahkemeleri kurulduğunda Kürtler ve şeriat taraftarlarını yargılamak üzere kuruldu, bu bilinen bir şey.Bir çok Kürt ileri geleni ve din adamı yargılanıp siyaseten de uygun görüldüğü için idam edildi.Buradan hareketle aynı gazaba uğramış olmaları bakımından Türk islamcıların mazlum Kürt halkından yana tutum almaları beklenirken, onlar tersini yaparak, Kürtlerin özgürlük talepleri karşısından ötekilerden farklı davranmadılar.
Kürtler hala İslamcıları vefalı davranıp onları ötekilerden farklı görmekteler. Bu yüzden hangi Kemalisti konuşturacak olursanız, Bölgede Kürtlerin islamcıları desteklemesinden muzdarip olduğunu görürsünüz. Kemalistler sözüm ona ilericilik adına gericilere destek sunuyorlar diye Kürtlere öfkeleniyor.Onlar kendilerini ilerici ve islamcıları da gerici olarak yorumlamaktalar. Oysa ki her iki tarafın da ilerici olmadığı çağımızdaki ölçüler göz önüne alındığında görülecektir.Baskıcı ve köleleştirici hangi anlayış ilerici olabilir ki. ?
Kürtler bu yüzden tarihte de bir çok kez Kemalist “ aydınlar “ dan zılgıt yedi. Resmi ideoloji Kürt başkaldırılarının arkasında yabancı parmağının olduğunudan dem vurduğunda islamcılae onları alkışladı.Keza Kemalistler Kürt direnişlerini “ dini “ ve “ şeriat heveslisi “ olarak yorumladıklarında da İslamcılar, Kürtlere reva görülen uygulamalara seyirci kalmakla yetindiler. Dahası arşiv bile yapmadılar. Peki neden. ? Çünkü önce türk sonra müslüman olmayı tercih etmişlerdir.Bir kez olsun dahi islamiyet adına bir tavır takınmayı- kürtler söz konusu iken – denemediler. Yoksa islam zulmü reva mı görüyordu. ? Ya da onlar islamiyeti yanlış mı tanımışlardı. ? Böyle bir şeye olanak var mı. ? O zaman neden Kürtler üzerindeki dinen de kabul edilemeyecek olan baskılara cevaz verdiler dersiniz. ? Türkçü ve tekçi anlayışları dini inaçlarına üstü
Filistin ile dayanışma kampanyaları
Filistin halkı yılardır özgürlük için mücadele vermektedir. Kürtler bu halk arap olduğu ve arapçı mantığın onları köleleştiren bir zihniyet olduğunu iyi bilmektedirler.Arapların da Türkler gibi ırkçı ve şöven olduklarını her kes de biliyor.Yaser Arafat ın en iyi dostlarının Sadam ve Hafız Esad olduğunu da biliyoruz.Sadam ve Hafızın da Kürtlere neler yaşattığını bütün dünya biliyor. İsrailin kendi çıkarları gereği de olsa Kürtlerle dost olduğu ( düşmanımın düşmanı benim dostumdur anlayışının takipçisi oldukları için. ) Saddam ve Hafız da İsraile düşman oldukları ve onu gayri meşru ilan ettikleri halde, ( bu gün dahi İranda bu kervana katılmıştır ve bu anlayış böyle sürüp gitmaktedir. ) Kürtler, buna rağmen Filistin halkının haklı mücadelesini hep destekledi.
Orta doğu barışı denilince hep Filistin sorunu gündeme geldi. O adeta Kürt sorununun üstüne bir perde örttü. Bu durum yıllarca böyle devam etti.Kimsenin filistin sorunu varken Kürtlerle ilgilenmesine tehamül edilmedi. Kürtlerin üzerine Araplar napalm bombaları atarken, Filistin lideri Sadam ile şarp içiyordu. Kürtler gene de Filistinliler mağdur ve ezilen oldukları için hiç onları yalnız bırakmadı.Filistin liderleri bir çok devrimcinin olduğu gibi Kürt devrimcilerin de idolü oldular.Kürtler her şeye rağmen Filistinlilerle dost olmak istedi ve hala da bu böyledir. Ama ne yazık ki, özgür filistin hala da Kürtlerin dostluk için uzattığı eli “ dostçs “ ve “ içten “ sıkmış değil. Gene de Kürtler onlarla dostluk kurmakta ısrarcıdırlar.Her zaman yardımcı olmak da isterler.Buna kimsenin kuşkusu yok.
Türk İslamcıları islamiyet adına Filistinle dayanışma kampanyalarına sarılımış bulunmaktadırlar. Fılistinın artık bir meclisi var ve Filistin dünkü Filistin değil kuşkusuz.Gene de mağdur ve zulum altındakilerle yardımlaşmak ve dayanışma içinde olmak doğru bir tutumdur, insani bir tutumdur. Peki çifte standartlı olmak konusunda ne demeli. ? Yani Kürtler de islam ve de ezilen değiller m. ? Bu kampanyacılar mazlum ve de müslüman kürt halkı için de bir kampanya düzenlemek isterler mi.? Örneğin halepçe katliamında neden böyle insani ve islami davranmadılar. Ülke çapında Kürtlerle dayanışma kampanyaları kurmadılar.? Elbetteki sistemden dayak yemesinler diye insani ve islami davranamadılar. Ya da Kürtler söz konusu olunca insanive islami yanlarını unutuyorlar.
Türkiye Gönüllü Teşeküller Vakfı, İnsani Yardım Vakfı,Mazlumder ve Hukukçular Derneği, başlattıkları geniş bir kampanya ile Filistin Meclisi için destek arayışına koyulmuş durumdalar.Neden. ? Filistin müslümandır diye. Peki Ya Kürtler . Kürtler müslüman değil mi. Hala İran ve Suriyede ( diyelim ki türk sisteminden korkuyorlar ) halk olarak abluka altındalar ve hiç bir ulusal demokratik haklarını kullanamıyorlar . Hukuksuz ve insani olmayan bir baskı görüyorlar. Mazlum durumdalar.Acaba bu Gönüllü Teşekülcüler, İnsani Yardımcılar, Hukukçular ve de Mazlumların haklarını savunanlar, İran ve Suriyedeki topyekun abluka içinde harekete geçmeyi düşünürler mi.? Keşke böyle bir şey olsa. Ama tabi ne ben ne de hiç kimse böyle yapacaklarına inanmaz.
Türk İslamcıların bir de anti Amerikancılığı tutmuş bu aralar.Irak ta Amerikaya karşı duruşları ve anti Emperyalist tutumları nedeni ile yıllarca kurşun sıktıkları koministlerle omuz omuza yürüyorlar.Aynı tutumu, yani anti-emperyalist tutumu her ne hikmetse güney Amerikada takınmıyorlar.Acaba Irakta bir Kürt özerkliğine tehamülsüzlük olabilir mi bu eski düşmanları yan yana getiren durum. ? Abd nin ne olup olmadığı bir tali neden olabilir mi özünde onların yakınlaşmasında. ?
Şimdi eğri otursak bile doğru konuşmanın zamanıdır artık. İslamcıların ortadoğunun geleceği konusunda büyük bir öneme sahip olan ve nüfusu 50 milyona yaklaşan Kürtleri görmezden gelecek kadar bilgisiz olduklarını sanmıyorum. Kimse de böyle düşünmüyor.Acaba bağımsız bir Filistin devleti kuruluduğunda ve bir Filistin ulusal sorunu kalmadığında ortadoğuya barış gelecek mi. ? Kürt ve Kürdistan sorunu çözülmeden bu bölgede barıştan söz edilebilecek mi. ? Büyük çoğunluğu müslüman olan Kürtlerin Türk- Arap ve Fars islamı ile kucaklaşması gerçekleşebilecek mi.? Bölgede İslam Kürtlerle barışmadan rahata erecek mi. ? İslam Kürtlerle barışmadan bölgede özgürce yayılabilecek mi.? Tüm bu soruları Türkçü Müslümanlara sormak istiyorum.
Ya da onların bu ne islamiyet ne de insaniyetle bağdaşan tutumu, Kürt özgürlüğünü engellemeye yetecek mi.? Kürt halkı da Filistin halkı gibi hem mazlum hem de müslüman.Eğer ırkçı değil iseler neden çifte satandartlı davranıyorlar. Irkçılık, şövenizm ve ümetçiliği nasıl olurda iç içe sürdürebiliyorlar, bunu anlamakta güçlük çeken varsa, tek yanıt şudur : Anti Kürtlük....
Ortadoğudaki ve de Kürtleri boyundurluk altında tutan ülkelaerdeki Türkçü ve bil cümle ırkçı islamcılar, Selehadini Eyübi, Bedüzzeman Sedidé Nursi, Şéx Evdilqadıri, Şahé Nexşebenti, Menzil Şeyhini, İmam Şafi,Ebu Mislimé Xoresani, İbrahim Heqqi ve daha bir çok din bilginini, hiç araştırmayı düşünmüyorlarmı. ? Bu şahsiyetlerin Kürt olması, onların inanç dünyalarında Kürtlere karşı bir merhamet duygusu uyandırmaya yetmiyor mu.? Romendiojen ve Şah İsmail başarılı olsaydı halleri nice olacaktı Türkiyede. ? Tarih bilgileri de mi zayıf bizim Türkçü İslamcıların.? Tanrı Türkleri korur inşallah, başka ne diyelim...
Benden şimdilik bu kadar. Bakalım devamla sayın İbrahim Güçlü bu konu da ne diyor.
Müslümanlık-Kürt İlişkileri …
“ İçinde bulunduğumuz tarihsel dönemde Kürdistan Hareketi’nin, toplumsal olarak ve düşünce akımları itibariyle çoğulculaştığı tartışmasız. Kürdistan Hareketi’nin bu çoğulculaşma sürecinde kazandığı en önemli renklerden biri İslami Kürt rengidir. İslami Kürt kesimleri, Kürt ve Kürdistan Sorununu sahiplenmekteler ve İslamın, Türk, ulusal, Kemalist, devletçi yorumunu sorgulamaktadırlar. Başka bir ifadeyle, İslami Kürt kesimleri kendi İslami Kürt Yorumunu ortaya çıkarmaya çalışmaktadırlar.
Devlet ideologları ve İslam Türk Yorumcuları, İslami Kürt kesimindeki bu gelişmeden dolayı büyük bir rahatsızlık içindedirler. İslami Kürt kesiminin Kürtçüleştiği ve Berzani’ye kaymakta olduğu gibi yorum ve tespitlere sahiptirler. Bu nedenle, bu gelişmenin önüne geçmek gibi bir kaygılarının da olduğuna dair şüphe duymamak mümkün değil.
Böyle kritik bir gelişmenin ve durumun ortada olduğu bir dönemde, Mehdi Zana’nın Tempo Dergisinde İslam/Müslümanlık üzerine söyledikleri ve bu görüşlere ilişkini tartışmalar daha anlamlı oldu. Çünkü devlet ideologlarının ve Türk İslam Yorumcularının bu tartışmalardan vazife çıkararak, bu tartışmaları İslami Kürt kesimlerini eski limanlarına döndürmenin bir aracı haline getirmesinin gözden kaçırılmaması gerektiğini saptıyorum.
Ben de, Vakit Gazetesi’nin ve Hilal TV’nin isteği üzerine bu tartışmalara katıldım. Vakit Gazetesi’ne kapsamlı açıklamalarda bulundum. Ne yazık ki, ilk yayınlanmış haliyle, düşüncelerimin sadece seçilmiş haliyle bir paragrafı yansıtıldı: Bu nedenle sorunlu bir durum ortaya çıktı. Hilal TV’nin Haber Programına telefonla canlı katıldım.
Vakit Gazetesi’ne söylediklerimin ve Hilal TV’de yaptığım konuşmaların genel çerçevesini Gelawej okuyucularıyla da paylaşmayı: Tartışmanın anlaşılması ve benim görüşlerimin bilinmesi için gerekli gördüm.
********
Türkiye’de ve bölgemizde içinde yaşadığımız tarihsel dönemde, önemli bir dönüşüm kavşağındayız. Bu nedenle, Kürtler, Türkler, Araplar, Farslar ve birlikte yaşayan diğer etnik topluluklar, değişik dinlere ve değişik düşünce sistemlerine sahip insanlar ve topluluklar olarak birbirimizi daha çok anlamaya, tanımaya ihtiyacımızın olduğunu düşünüyorum. Onun için, karşılıklı söylediklerimizin, önyargısız bir zihniyetle, sorun çözücü, çatışmaları azaltıcı bir kültürle ele alınması gerekir. Yoksa yeni sorunlar yaratmak durumunda kalırız. Zaten Türkiye’de sorun çözücü değil, sorun artırıcı bir kültür, bir düşünce ve davranış tarzı hakimdir. Örneğin benim Vakit Gazetesi’nde söylediklerimin olduğu gibi aktarılmaması, bir sorunu çözmeye çalışırken, yeni bir sorun yaratmıştır. Bundan kaçınmamız gerekir.
Bunun yanında, dünyevi olan düşünce sistemleri ve dünyevi olmayan inanç sistemlerinin yerel yorumlarıyla; Türkleşmiş, Farslaşmış, Araplaşmış yorumlarıyla, siyasal ve sosyal topluluklar, tek tek insanlar, ulusal, etnik, inanç ve dini topluluklar, Kürtler olarak bir sorunumuzun olduğu ortada.
Asıl bu sorun, üzerinde durulacak temel ve hayati bir sorundur.
Kürtler, ezici çoğunluğuyla Müslüman olan bir topluluktur. Êzidi ve Hiristiyan Kürtler de mevcuttur. Ortadoğu Bölgesinde de toplumların ezici çoğunlukları Müslümandır. Ama bunun yanında, Musevi ve Hiristiyan topluluklar vardır. Bunlar yüzyıllardır birlikte yaşıyorlar. Bu bağlamda, Ortadoğu toplumlarının ve tüm insanlığın yaşamını tek bir din çerçevesine sığdırmak olanaklı değildir. Sığdırılmaya çalışılması da hak ve özgürlükleri ortadan kaldıran siyasi sistemlerin, faşist, otoriter ve totaliter sistemlerin ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Bu Durum dünyevi düşünce sistemleriyle de ilgilidir. Yani toplumları tüm hayatlarını, sadece komünizm, liberalizm, faşizm, nasyonal sosyalizm şablonu içinde de kurgularsak karşılıklı toplum ve ulus haklarına saygıyı öngörmeyen, güçlünün egemen ve hegemonik olduğu sistemler ortaya çıkar. Bugün de Ortadoğu’da ve Türkiye’de mevcut olan sistemler, bunlardır.
***************************
Sadece Kürtler de değil, Müslümanlığın gelişme kaynağı olan Arap toplumunun kendisinde de Müslümanlığın benimsenmesi sorunlu olmuştur. Toplumların Müslümanlığı kabul etmeleri, öncesi dinlerde de olduğu gibi, önemli savaşlara yol açmıştır.
Toplumların Müslümanlığı ya da bir başka dini benimsemelerinden sonra, “keşke Müslüman olmasaydık, keşke Müslümanlığı benimsemeseydik” düşünceleri, “keşke Kürt ve Türk olmasaydık” gibi bir anlamsızlığa, sonuca ve çaresizliğe bizi götürür.
Buna bağlı olarak, inançlar sistemi olarak dinlerin, tartışma konumuz olan İslamın tek başına toplumları gerileten, başarısız kılan, bağımsızlığını, özgürlüğünü engelleyen düşünce ve değerler sistemi olduğunu ileri sürmekte, oldukça ilkel ve kaba bir yaklaşım olur. Dinlerin, nesnel kültür değerlerine dönüşmeye başlamasından ve dünyevileşmesindan sonra, bütün diğer değerler ve düşünce sistemlerinde olduğu gibi, toplumların gelişmesine katkıda bulunduğu yada toplumları gerilettiği üzerinde durulması anlamlı olur diye düşünüyorum.
Dinler, inanca dayalı değerler sistemidir. Özellikle tanrı ile kul arasındaki ilişkileri düzenleyen dünyevi olmayan paradigmalardır. Dinler bu sınırları aşıp dünyevileşmeye başladıkları noktadan sonra, dinlerin kendi kendileriyle, toplumlarla da sorunu orta çıkar.
Bu bağlamda Türkiye’de ve Ortadoğu’da İslamı, Kürtler ve Türkler arasındaki ilişkiyi ilerletmesi yada geriletmesi bağlamında ele alırken, “hangi İslam sorununu?” sorduracak ciddi bir somut yapılanmayla karşı karşıyayız. Şunu açıkça belirteyim ki, Kürtlerin, Türklerin, Farsların, Arapların İslamın ümmet ve evrensel yorumlarından uzaklaşan, ana referansları bir tarafa bırakan, İslamın Türk, Arap ve Fars yorumuyla ciddi problemi vardır.
Türkiye’de Türk-İslam Sentezi, Kemalist ve devlet yorumuna sahip İslam bunun en somut örneklerinden biridir. Bu İslami yorum, Kürtlerin haklarının gasp edilmesinde, Kürdistan’da sömürge statüsünün devamında bir araç ve ideeolojij bir silah olarak kullanılmaktadır.
Bütün ulusal ve etnik toplulukların eşit oldukları, bütün etnik ve ulusal toplulukların bağımsızlık, kendi kendini yönetme, kendi diliyle eğitim yapma konusunda aynı haklara sahip olduğu konularının, Müslümanlığın ana referanslarıyla bir sorunu olmamasına ve olmaması gerektiğine rağmen; Türkiye’deki İslami Türk, Kemalist ve devlet yorumunda Kürtlerin haklarının inkarı yoluna gidilmiştir, gidilmektedir. İnsanlar da, İslam adına bu yorumları benimsemiştir. İnançlı insanların, toplulukların, tarikatların, kesimlerin, islami duyarlılığı güçlü olanların bu konudaki suskunlukları da devam etmektedir. Bu da o kesimlerin devletin yanında yer almasına yol açmaktadır. Bu kesimleri, Kürtlerle, diğer toplulukların hak arama davranışlarıyla karşı karşıya getirmektedir.
İşte üzerinde durmamız gereken asıl sorun budur. Yoksa toplumların gelişmesi gerilemesi konuları kapsamlı, karmaşık, nedenleri oldukça farklıdır.
İslami kesim de, 1925 yılında Şeyh Sait ve diğer birçok dini liderin de önderlik ettiği, Kürtlerin hak arama mücadelesine, Kemalizm, islamın devlet ve Türkleşmiş yorumuyla yaklaşmışlar, onu mahküm etmişlerdir. Bu yaklaşım, diğer Kürt Hak Arama Hareketlerinde de devam etmiştir. Bugün de bu yaklaşımda bir farklılaşma söz konusu değil.”
***********
|