Türkiyenin Kürt sorunu hala var ve öyle anlaşılıyor ki, bir süre daha da varlığını koruyacak. Akademi ve bilim çevreleri dahil olmak üzere Kürtlerle ilgili realitelere eskiden olduğu gibi inkarcı mantıkla yaklaşma tutumundan vazgeçmiş görünen çevreler, bu kez de sorunu Kürtlerden soyutlayarak çözüm yollarını araştırmaya koyuldular. Öyle ya “Türkiye Kürtleri” ya da “Türkiyenın Kürdistanı” siyasal terminolojideki yerini korudukça doğal olarak Türkiyenin Kürt sorunu da olacak. Peki ifade edilen biçimi ile gerçek Kürt sorunu aynı şeyler mi..? Ya da Türkiye koşullarında Kürt halkının kendi geleceğini belirleme hakkı nasıl sağlanacak ve bu süreçler yaşanırken Kürtlerin duruşu nasıl olmalıdır?
Red ve inkar politikaları geç de olsa, -verimsiz görüldüğünden mi yoksa ikna edici özelliğini yitirdiğinden midir, her neyse,- terk edildi. Türk tarafı, Kürtlerle ortak bir geçmiş yaratamadı. Bunun sancılarını çekiyor. Ezen ve ezilen ilişkisini yok edemedi. Kürtlerden müstakbel Türkler yaratamadı. Geçmişten bu güne, Türkleştirme yolunda harcanan tüm emekler boşa gitti.
Askeri ve ideolojik, akla gelebilecek tüm yöntemler sınandığı halde Türkler Kürt “sorunundan” bir türlü kurtulamadılar. Diğer bir deyişle, Kürtler sorun olmayı bu günlere dek sürdüregeldiler. Yatılı bölge okulları, yetiştirme yurtları, örgün ve yaygın eğitim, gece okulları, Köy Enstitüleri, Halkevleri, Türk Ocakları, Olgunlaşma Enstitüleri vs. gibi temel asimilasyon kurumlarının tüm uğraşlarına rağmen Kürt olgusu yok edilemedi.
Tevhidi Tedrisat (eğitimde birlik) yasası, özünde Kürt eğitim kurumlarını yok etmeye yönelik bir yasaydı. Ancak o bir güzel boyanarak piyasaya sürüldü. Boyalı ve kafaları karıştıran, muğlaklık içeren yapısı ile, bir süre amaca hizmet etti. Ama o bile red politikalarını besleyemedi. Dolayısı ile nereden bakarsanız bakın Türk tarafı - geçmişteki politikaları bakımından sabıkalı bir durumda olduğu için - Kürtlerle geçmişe ilişkin olarak ortaklaşamadı, ortak, soylu ve övünülebilir bir geçmiş kuramadı.
Acaba, ortak bir geçmiş kuramamış, dolayısı ile Kürtlerinden kurtulamamış olan TC, AB sürecinde Kürtlerle ortak bir gelecek kurmayı mı düşlüyor? Eğer öyle bir niyeti varsa bunu nasıl gerçekleştirecek? Kürtler kendi sorunlarının çözümünü Türklere havale edip geleceklerini bu kötü geçmişe sahip resmi anlayışa mı bırakacak. Ya da Türk tarafı güven tazeleyecek mi, bu konuda samimi ve inandırıcı adımlar atabilecekmi? Kürtlere sorunlarının ne olduğu sorulup, onları yürekten ve sükunetle dinleyen olacak mı? Kürtlerin rızasına dayalı bir çözüm formülü hayata geçirilebilecek mi?
Kürtler, yılardır ortadoğunun dört zalim yönetimi altında ezilip sömrülüyorlar. Her türlü ulusal ve demokratik hakları baskı altında. Bu dört zalim devletten İran: “Yıllarca Kürtler var ama hakları yok” dedi. Irak: “Kürtler var biraz da hakları var”, Türkiye: “Kürtler yok, kendini Kürt kabul edenler de dağlı Türklerdir” dedi. Suriye ise “Kürt yok Kürdüm diyenler Arap bile değiller” tezini sürdürdü. Ama şimdilerde Kürtler Irakta de facto da olsa fiili bir devlet kurarak kendi gelecekleri konusunda söz ve karar sahibi olmayı başardılar.
Kürt yurdunun bu parçası bölge barışına önemli katkılar sağlıyor. Bölgenin demokratikleşmesi konusunda iyi bir adım olarak değerlendirilmesi gerekirken, Kürt Federe yönetimi ağır bir ideolojik kuşatma altında. Ne yazık ki, en çok da kendine sol ve komünist diyen çevreler —ki öteden beri gizli anti- Kürt oldukları Kürt halkı tarafından biliniyor. -Anti emperyalizm adına demokratik federal yönetime saldırmaya devam ediyorlar. Saddam yanlısı direnişçi ve teröristleri selamlayıp mücadelelerini desteklediklerini her fırsatta dile getiriyorlar. En paşa babaları bile -ki doksan yılı aşkındır komünistliği konuşuluyor- islamcı - solcu itifaka cevaz vermekten geri durmuyor. Eskiden Kürt sorununa ilişkin bir gelişme olduğu zaman milli mutabakat kuruluyordu. Şimdilerde bu mutabakata dolaylı da olsa Türk solcuları, sol kemalistler ve komünistler de katılmaya başladı. Kızıl elmacılık ise geleceğin parlak ideplojisi olma yolunda hızla yükseliyor kuşkusuz.
Türkiye çok kültürlü bir yer. Bu kültürlerin Türk olanı dışında ötekilerin hemen tümü yoğun bir asimilasyona ve etnik temizliğe tabi kılınmış. Kürtlere asimilasyon, Ermenilere ölüm, Rumlara sürgün, Alevilere müslümanlaştırma bir devlet politikası olarak benimsenmiştir.
Güdülen Türkleştirme politikaları sonucu Lazlar ciddi bir şekilde etnik ve ulusal erozyona uğratıldı. Çerkezler ve Gürcülerin yeni jenerasyonları artık dedelerini bile tanımıyor. Onlara Türk oldukları empoze edildi ve böylece Türkçü ideolojinin angajmanları arasına girdiler. Ermeniler kalan son bireyleri de kurban gitmesin diye 100 yıldır ağızlarına çektikleri bandı hala çıkaramadılar. Alevilerin bir kısmı alevilik islamiyetin bir koludur deyip Kemalist ideolojiye entegre oldular. Rumlar ise gidiş o gidiş hala kendilerinden haber alınamıyor. Ancak Kürtler, kendi coğrafyalarını herşeye karşın terk etmedi ve onlar tarihin her döneminde ulusal hakları için, hep direndiler. Bu direniş bu gün de devam ediyor Kürt coğrafyasının her karışında...
Öte yandan nicedir orta doğudaki son siyasal gelişmeler Kürt ve Kürdistan sorununa yeni yaklaşımlar getiriyor ve bu sorun şimdi siyasal gündemlerde, ilgili ülkeler nezdinde yoğun bir şekilde tartışılıyor. Büyük Ortadoğu Projesinde Kürt ve Kürdistan statüleri de konuşuluyor artık. En kötü çözüm önerisi bile, çözümsüzlükten, önerisizlikten ve görmezlikten daha iyidir kuşkusuz. En azından Kürtler bakımından bu böyle. Öyle görünüyor ki, ilgili ülkeler Kürtlere ilişkin yeni düzenlemelere gitmezlerse, önümüzdeki ilk on yıllık dönemde, sürprizlerle karşılaşabilirler.
Kürtleri boyunduruk altında tutan ülkelerin yani Türkiye, İran, Irak ve Suriyenin gütmüş olduğu ırkçı, şöven ve baskıcı uygulamalar karşısında adı geçen ülkelerin iç kısımlarına doğru Kürt coğrafyasından ciddi bir göç yaşandı. Artık bu ülkelerin başkentlerinden tutun hemen her kentine kadar yoğun bir Kürt nüfusla karşılaşmak mümkündür. Bu durum en bariz olarak Türkiye’de gözlemlenmektedir. Aslında egemen ülkeler bakımından bu bir bakıma sevindirici bir durumdur çünkü onların entegrasyon ve mültecileştirme siyasetlerine denk düşüyor, kendi coğrafyasından, ulusal değerlerinden ve kültüründen kopup, kendi coğrafyasının dışına itilen insanlar süreç içerisinde kendi uluslarına yabancılaşmış bireyler haline dönüşüp, kişilik erezyonu sorunu yaşamaktadırlar. Her ne kadar bu mülteci kişiler geldikleri metropollerde yerleşik insanların ekmeğini ve pastasını küçültmeye ve onların huzur ve mutluluğunu, yaşama standartlarını olumsuz yönde etkilemeye başlasalar bile sonunda sistem içinde eriyip, egemen ideolojiye, resmi anlayışa mahkum olarak yaşamlarını sürdürmeye başlarlar.
Özellikle Türkiye’de başta İstanbul olmak üzere, Adana, Mersin, Bursa, İzmir ve Antalya gibi büyük kentlerin nüfusunun büyük bir kısmını Kürtler oluşturmaktadır. Bugün İstanbul nüfusunun neredeyse dörtte biri, Mersin ve Adana’nın yarısından fazlası, Antalya, Bursa, İzmir ve Ankara’nın nüfusunun dörtte birinden fazlası artık Kürtlerden oluşuyor. Öteki Türk bölgelerinde de durum pek farklı değildir. Bugün Türkiye’deki Kürt nüfusun yüzde kırkından fazlası kendi coğrafyasının dışında yaşamaktadır.Hal böyle iken Kürt sorununu Kürdistan sorunundan ayırmak gereklidir, bu bakımdan Irak’taki Kürdistan bölgesindeki Kürtler bakımından özgürleşmek bağımsız bir devlet kurmakla mümkün olabilir. Eğer bir federasyon yapılacaksa bu Araplar ile Kürdistan coğrafyasının dışında yaşamak zorunda bırakılmış olan Kürtler arasında özerklik temelinde olmalıdır. Bu durum İran ve Suriye içinde farklı değildir. Suriye, İran ve Irak Kürt bölgelerindeki Kürt nüfusun onda biri oranındaki bir kısmı kendi coğrafyasının dışında yaşamaktadır ve onların sorunu egemen iktidarlar açısından önemli bir sorundur demokratik ve adil bir biçimde çözüme kavuşturulması gerekir. Demin de dediğimiz gibi Kürt coğrafyasında yaşayan Kürt nüfus ile egemen ülke coğrafyasında yaşayan Kürt nüfusun sorunları birbirinden farklı çözümler gerektirmektedir.
Türkiye’de ise çok daha vahim bir tablo vardır. Türkiye’de Kürt nüfusun yaklaşık yarısı Türkiye’nin iç kısımlarına göç etmek durumunda bırakılmış ve mülteci haline getirilmiştir. Hal böyle iken Türkiye’de de Kürdistan bölgesindeki Kürt sorununun çözümü ile Türkiye içlerine yayılmış olan Kürtlerin ulusal demokratik haklarının elde edilmesi sorunu birbirinden farklı anlamlara gelmektedir. Federasyon tezi bir bütün olarak coğrafi temelde ele alınmalı ve tartışılmalıdır. Bu bakımdan Kürtlerin bütünü açısından ulusal özgürlük adına federasyonu dayatmak ve tek geçer yol olduğunu savunmak pek de doğru sayılmaz. Coğrafi temellerde bağımsız Kürt devletleri oluşturulması gerekmektedir. Bunlar beş altı ayrı Kürt devleti olabilir. Daha sonra bu devletler kendi aralarında bir üst organizasyona gidip bir federasyon oluşturabilirler. Zazaların, Soranların, Hewremanların, Lurlar ve Goranların neden ayrı birer özerk yönetimleri olmasın ki? Bundan kim ne zarar görür? Yada Ankara Haymana çevresi ve Konya Kulu çevresinde neden özerk Kürt yönetimleri olmasın? Çünkü nüfusun büyük bir kısmı Kürt keza Türk devleti batıya yayılmış olan Kürt nüfusunu eline sopa alarak gerisin geriye kovalayacak mı? Bunu yapamayacağına göre öyleyse Türkiye’de ki yönetim en kötü örneğiyle Lübnan’da olduğu gibi bir federasyonlaşmaya gitmek durumundadır.
Bugün dünya üzerindeki nüfusu elli milyonu geçtiği halde bağımsız devleti olmayan tek ulus Kürt ulusudur. Kürtler özgürlük ve bağımsızlık için çok acı ve çok ağır bedeller ödediler. Hiç kimse Kürtlerin iyi savaşamadığını ve kahraman bir halk olmadığını iddia edemez. En azından Kürtlerle savaşmış olanlar böyle bir şeyi asla iddia edemezler çünkü Kürt coğrafyası, direnişler coğrafyası olarak bilinmektedir. Kürdistan ülkesinin her iki yakası yani Mezepotamya ile Urartu bölgeleri yüzyıllardır Kürt direnişlerine sahne olmuştur. Ancak hala bir bağımsız devletleri yoktur ve bu durum Kürtlere reva görülemez, kabulu imkansız bir şeydir.
Kürt aydınları bu düşünceleri ileriye sürdüklerinde, Türk siyaset ve düşünce adamları her ne hikmetse dünyada ulus devlet teorisinin aşındığını iddia ederek, kıtalar arası yakınlaşmalardan bahsederek, sınırların giderek kalktığından bahsederek, Kürtlerin bulanık suda balık avlamaya çıktıklarını ileri sürmektedirler. Yani öyle görünüyor ki yediden yetmişe hiç kimse Türkiye’de Kürt halkının bağımsız devlet kurma hakkını savunup, bunu bir hak olarak pratiğe geçirilmesi noktasında çaba göstermemektedir. Hal böyle iken Kürtler nasıl kendi kaderlerini, onları doğru anlamayn insanların eline bıraksınlar ki? Hangi ulus böyle bir aymazlık içinde olur ki? Bazıları Kürtlerden şunu istiyor; siz oturun, silahlarınızı da bırakın, mücadele de etmeyin, haklarınızdan da söz etmeyin. Biz zamanı gelince sizinle ilgili bazı düzenlemeler yapacağız, gelin bize teslim olun, bize güvenin. Eğer haklarınız söz konusuysa onu da yine biz veririz. Yıllarca bu baylar komünizm için de aynı şeyi söylediler. “Komünizm gelecekse bu ülkeye onu da biz getiririz!“
Şimdi sormak lazım, ortak bir geçmişi olmayan ve ortak bir gelecek kurmak konusunda da güven vermeyen bir siyasal konjonktür içinde Kürt sorununu Türk sorunu gibi görmek veya Türkiye’nin Kürt sorununu Kürtlerin kendi sorunuymuş gibi algılamak ne kadar doğrudur? Özcesi şudur; geçmişte ve gelecekte ortaklaşamayan, ortaklaşamamış iki halk nasıl olurda bir şemsiye altında yaşamaya bırakılır? Sırf subjektif niyetlerimiz ve duygularımız bu yöndedir diye her iki halkı bir çatı altında yaşamaya ikna etmekteye çalışmaktan ve zorlamaktan vazgeçmeliyiz.
Kürt halkı, her halk gibi kendi geleceğini kendisi tayin etmeli ve belirlemelidir. Biz kendi irademizi, Kürt halkının iradesinin yerine ikame etme mantığından vazgeçmeliyiz. Bugüne kadar Kürt sorununu herkes tartıştı bir tek Kürtler tartışamadı. Dahası Kürtlere nasıl yaşamak istediklerine dair kimse fikir sormadı. Eğer sorulmuş olsaydı -ki iki yıl önce Güney Kürdistan’da bu soru sorulduğunda yüzde doksan bağımsızlık demişti – bağımsızlıkçı düşünce öncelikli olurdu diye düşünüyorum. Kürtlerin yaşamış olduğu bütün ülkelerde özgür ve demokratik koşullarda yapılabilecek bir referandumdan bağımsız bir Kürdistan’ın çıkmayacağı ne malum?
Bu sonuca hazır mıyız?
Evet, Kürtler, Türkler, Araplar, Farslar ve ötekiler böyle bir sonuca kendinizi hazır hissediyor musunuz?
Eğer hazır değilseniz yavaş yavaş kendinizi alıştırmaya başlarsanız iyi olur.
latifepozdemir@hotmail.com |