|
Mustafa
Kemal, Arap harflerini terk edip, Avrupa'ya entegre olmak için tez
elden Latin harflerine geçiş yaptı. Ancak 600 yıllık
bir İmparatorluğun arşivini de uzun zaman ulaşılmaz
kılacaktı. Belki böylesi daha iyiydi kendilerince. Arşivler,
kurcalanırsa, iyi şeyler çıkmayabilirdi. Durduk yerde
moral bozmanın bir gereği de yoktu. Avrupalılar da
genç Türk Cumhuriyeti'ne göz kırpıp duruyorlardı.
Türkiye, onca zamandır, buna rağmen hala Avrupa uluslar
topuluğuna entegre olamadı, ne zaman olacağı
da belli değil.
1928 den beri vatandaşın
Türkçe konuşması ve Türkleşmesi için sonu gelmez
bir uğraş sürdürüldü Türkiye'de.. Tekçilik adına
nice renklere kıyıldı, nice güller solduruldu. Ülkenin
bu renkli atlası, kimi kafatasçıları çileden çıkartıyor
diye, renklere, yani güllere kıyıldı. Ama onlara
inat gene de bir çok renk, varlığını korumayı
başardı, bu günlere dek gelindi.
Bu günden sonra da, imkanı
yok ret ve inkar anlayışı para etmez. Kart-Kurt,
dağ Türkleri vs. gibi tanımlara kimse kanmaz. Zaten geçmişte
de çoğu kişi bu safsatalara inanmamıştı
ama, bu ülkede soluklanan her kes, bu ceberut devleti çok iyi tanıdığı
için, gazabına uğramaktan kaçındı. Bugün, Kürtlerden
çok Kürtçü, yani kraldan çok kralcı kimi ''aydınlar''
dün neredeydi diye sormak da geliyor doğal olarak insanın
içinden. Hadi gene sormayalım, her kesin ettiği yanına
kalsın.
Fazla uzatmadan kimi traji-komik
olaylara ve kimi durumlarda kişilerin takındığı
tavırlara bir göz atalım. Bilindiği gibi Türkçe Ural-Altay
dil gurubundandır. Kürtçe ise Hint-Avrupa dil gurubundan. Bu
anlamı ile her iki dil komşu bile değildir. Her dilin
kendi mecrasında kendine özgü kuralları var. Cümle tabanı,
ses ve fonetik ile öteki dil kuralları bakımından
da her iki dil arasında ciddi farklar var. Keza seslerin işaretlenmesi,
yani alfabelerdeki harf sayısı ve bu harflerle ifade bulan
seslerin yapısı da farklılık gösteriyor.
Kürt alfabesinde var olan
ve önemli işlevlere sahip olan, tüm Avrupa uluslarının
da, ortaklaştığı kimi harfler (x, q, w, é, î,
û) Türk alfabesinde yoktur. Kürtçe de ise bir tek 'ğ' (yumuşak
g) harfi bulunmuyor. Ötekilerin tümü bolca var. Görüleceği
gibi Kürtçe alfabe, harf sayısı olarak Türkçeden daha
geniş bir alfabedir. Bu, Latin harfli Kürtçe alfabe için böyledir.
Lakin Kürtler Latin alfabesi (Suriye ve Türkiye), Sansikrit-Arap
Alfabesi (iran ve irak) ve Kıril alfabesini (Rusya ve Kafkas
Cumhuriyetleri) kullanmaktadırlar. (Bu realite, ilgili ülkelerde
de karşılaştırıldığında,
görülecektir ki, örneğin Arap Harfli Kürtçe alfabe de, Arap
alfabesinden farklılık ve zenginlik gösterir..)
Kürtlere, soylarına
uymayan bir yığın soyadı verildi ama, nüfusa
yazma aşamasında, isimlerin yazılması da ciddi
sıkıntılar doğurdu. Bazı Kürtçe İsimler
Türkçe alfabeye sığmadı. Örneğin Xoxê, yerine
Hohe, Kewê yerine, Keve, Zêrê
yerine Zere, Sêvê, yerine Seve, Qero; yerine Kero, vb. gerçek isimlerden tamamen farklı anlamsız
ve mantıksız adlar yazıldı. Başka çare
de yoktu zaten. Çünkü alfabe hepsi o kadardı. Yani Kürtlerin
de Kürtçe sığabileceği bir alfabe değildi.
Kadının adı
Dûrê. Soyadını da Abi koymuşlar.
Türkçe çağrıldığında: Dur Abi diye çağrılıyor. Adamın adı
Zir. Soyadını da Deli koymuşlar.
Askerde : Zir
Deli olarak çağrılıyor
ve doğal olarak alay konusu olmaktan kurtulamıyor. Keza,
çocuğa Qardeş adı
verilmiş, soyadına da Abi. Sınıfta
Kardeş
Abi diye çağrılıyor
ve adından ötürü hicap duyuyor. Bu yüzden Kürtler, Türklerle
iç içe geçip, birlikte yaşamaya başladıkları
günden beri bir çok bakımdan Türkler tarafından alay konusu
edilmişlerdir. Bu sistemli bir politikaydı ve topluma
enjekte edildi.
1940' lardan sonra Kürt
direnişleri kırıldığı halde, Kürt
varlığının hala varlığını
sürdürdüğü görülünce, bu kez de Kürtleri, pis, kuyruklu, eşkıya,
arlanmaz, uslanmaz, vahşi, görgüsüz, kaba, medeniyetsiz gibi
göstermek kaydı ile aşağılama yoluna gidilmiştir.
Sistem bu horlamayı ve aşağılamayı desteklemiş
ve sesini çıkarmamıştır. Tersine bu
durumu beslemiştir. Kürt sorunun sosyolojik evreleri
araştırılırsa bu politikaların sistemli
ve bilinçli yürütüldüğü görülecektir.
Son yılara dek, İçişleri
bakanlığının genelgesine aykırı olan
isimleri, nüfus idareleri kayıt etmiyor, hatta bu durumu savcılığa
bildiriyor, savcılık da koğuşturma yapıyordu.
Çocuklarına kendi dillerinde isim verdikleri için yargılanıp,
hatta ceza alan kaç millet var acaba dünyada. Yoksa sadece Kürtler
mi? Ya da yasaktır diye devletin gazabına uğramamak
için, çocuklarına istedikleri adları veremeyen kişiler,
başka nerelerde var.? Hala bile nüfus dairelerine bir Kürtçe
isim kaydı için gittiğinizde, yanına birde Türkçe
isim koşulu isteniyor. Mehmet Şoreş, Aslı Berfin,
Hasan Jiyan vs. Elimdeki kompütür bile bu ayırımı
yapıyor şu anda. Oda Kürtçe yazdığım zaman
sözcüklerin altını kırmızıya çiziyor. Demek
ki, sistem kompütüre kadar nüfuz etmiş!..
Adam
doğan çocuğuna Şiyar adını koymuş.
Ne yapmışlarsa bedelini, cezasını da ödemek
kaydı ile, fikrini değiştirmeyince, kaymakam çağırmış
ve konuşmuş. O da ikna edemeyince, bu kez yüzbaşı
başka bir uygulama başlatmış.. Uygulama şu;
''Kendi rızamla, kanunları da hiçe sayarak oğluma
Şiyar adını koydum. Gelecekte,
oğlumun başına adından ötürü her hangi bir olay
gelirse, kimseyi sorumlu tutmayacağımı, davacı
olmayacağımı teahüt ederim. İmza.''
Birbirlerine her bakımdan
uyumsuz ad ve soyadlara rastlarsanız, bilin ki birini aile,
yani anne- baba koymuş, ötekini de, devlet. Jiyan Öztürk. Azad Turkoğlu, Baran Türköz, Rizgar Türksoy
vs. Bu örnekleri çoğaltabiliriz.
Bu örneklerde soyadlar, devletin bilinçli olarak eskiden beri koyduğu
soyadlardır. Adlar ise, son zamanlarda anne ve babaların,
-biraz da gevşeyen koşullara dayanarak- çocuklarına koyduğu ön adlardır.
Kısacası mızrağı
çuvala sığdırmak zor dostlar ama ne yapalım,
bu ülkede yaşıyoruz, bize neyi reva gördülerse boyun eğiyoruz.
Özlüğümüze ilişkin yapılan hiçbir işlemde rızamıza
baş vurulmamıştır. Kimlik sorunumuz, tartışmya
sokularak yeni ve anlamsız, yersiz bir dizi tanımlar ikamet
edilmek isteniyor. Bu politikalara son zamanlarda çanak tutan Kürt
güçleri yok mu diye soracak olursanız; var. Hemde hala binleri
peşinde sürükleyen güçler var. Bu da bizim gerçeğimiz.
Şimdi söyleyin bakalım biz Kürtler ne yapmalıyız.
Dövüşmekten yorulduk, öldürülmekten usandık.
Latif
Epözdemir. Bu soyadının ne anlama geldiğini bilen
varsa lütfen bana bildirsin...
latifepozdemir@hotmail.com
|