Metin Kaygalak, son dönem genç şairlerin en yeteneklilerindendir kuşkusuz. O ve onun gibi, onlarca Kürt kökenli şair, son dönemlerde,Türk şiirine önemli bir soluk aldırmaktadırlar. Çoğu, asimilasyon kurbanı bu şairlerin. Dillerini unutmuşlar, ya da, edebiyatta ve sanatta kullanacak kadar yeter anadil bilgisine sahip değiller demek ki. Niyetlerinden ve duygularından yana asla kuşku yok. Bu Türkiye de , Kürt nüfusun çoğunlukla içinde bulunduğu realitedir. Bu durum, bilinçli bir tercih mi? Bir çok kişi için elbette ki hayır. Zorunlu bir sonuç mu.? Bir çok kişi için elbette ki evet.
Ancak, dil edebiyatın rengi ve tadıdır. Hangi dilde yazıyorsanız, eserleriniz o dilin hazinesine dahil olur.Bunda kızacak, gücenecek bir şey yok. Çoğumuz da bu konuda, hemfikiriz sanırım.Dili ve edebi kökeni ne olursa olsun, dünyada tüm şiirlerin ortak özellikleri vardır. Kelimeleri ancak şiir dans ettirebilir.Kelimelerle bir dans şölenini kurgulayan ise, şairdir.İyi şiir, hangi dilde yazılırsa yazılsın,okurunu şair yapabilen şiirdir. Metin Kaygalak ve Türkçe yazmış daha onlarca Kürt, şiir sanatını özümlemiş kişilerdir. Onlar, vakıf oldukları sürece, hangi dil ilr yazarlarsa yazsınlar,duygu ve düşüncelerini, ustaca en güzel, en özlü bir biçimde ifade etme yeteneğine sahiptirler.İşte Metin Kaygalak ve şiiri.:
"Kürdün serveti şiiridir
O da özlemi ile eldedir,
Özlemi ümidin harcı
Ümidi de şairi ile evdedir."
Avesta yayınları şiir dizisi arasında Metin Kaygalak'ın Suya Okunan Dua adlı kitabını bulmak mümkün. Suya Okunan Dua alışılmışın dışında bir tarz sunuyor okura. Dil, iyi kullanılmış, mistik düşünce birikimini, duygusal imgeler kullanarak bu alanda denemiş, derin ve özlü şiire ulaşma çabası var Metin Kaygalak'ta. Şiirler, disipline edilerek ustaca sıralanmış, kimi zaman, okuru zapt eden, onu şiirlerin temasında dolaştıran bir doku var Metinin şiirinde. Zaten, Kaygalak, Türkçe yazan Kürt asıllı şairler arasında yer alıyor. Şair, kendisi de bir Kürt. Ancak,o, Türk diline hakim, dili, derin imgeler aracılığı ile zenginleştirerek kullanıyor.Şairin şiiri,okuru ister istemez,bir düş gezisine de çıkarıyor.Şiirin dili Türkçe olsa da, tema , çoğunlukla aynı. Kürtler..
"buradayım
cevabın soruyu incittiği yerde
geceye, mürekkep bir aynaya sürçüyor ismim.
kibirsiz taylar dolaşıyor kanımda.
eğri söze susar oldum nasılsa
nasılsa kanserli dilim.
fikrim, fiilini çekiyor,
ne inkar, ne küfür,
vakti geçmiş sefilim.
inandım ki ben
her kandile
gizli yanlış fitilim."
Tarihsel olayların bir seyri, yaşanmış kimi acıların bir resmi, dahası geçmişe yönelik bir nedamet var şiirlerde. Zaman zaman dinsel temalar ve tanımlar, kimi zaman da, tabirler anlatımın akışına koşulmuş. Şiirlerdeki sürükleyicilik, bölüm başlıklarına ve kimi pasajlara duyulan meraktan kaynaklanmış.
"Ölü atların tarihinden aldım muskalı kemikleri
karanlık bir tohuma düşürdüm içimdekileri
kaç oğul geçtim, yaşlı analar.
Yaklaştım kuduran damarlarına cılız yaprağın,
Teberik taşıyla kestim su iplerini.
Çöl bitse de başlar insanda kendi takvimi.
Keşke sabrım olsaydı muskaları anlayacak kadar."
Bilindiği gibi Teberik taşı, Alevi inancında, tarihsel bir rivayetin öyküsüdür. Şair’in kendisi, Alevi inancında olduğunu bilmekteyiz.Bu yüzden,o, şiirlerinde, bastırılmış duygularının varlığına dair,okura ipuçları da veriyor. Sünni-İslam inancının çok koyu olarak yaşandığı bir atmosferden geliyor şair besbelli. Kimlik saklı duruyor ama, duygular şairin o duru özlemlerini açığa vuruyor.
Bir Yılmaz Odabaşı şiir tarzı da gözlemleniyor şiirlerinde Metin’in, ama bu ayrı bir keyif veriyor tabi ki şiirlerine..
”Şaki ve Sait benim cömerdin kapısında,
kutup giden ben;
ant olsun ki berat ve mendil bildim
varlık perdesinde kendi soyumu.
Keşif ve beyan ettim ki her dil
Kendinden menkul bir gizli rüyadır
Her oğul yanar içinden o nasıl bir hülyadır..
Zalim ve cahil
alim ve adil.."
Eğer şiirleri, şiirsel anlatım ile kendi arasına bir sınır koyma özentisi gösterseydi, kuşkusuz çok daha özlü ve derin olabilirdi.Olayları, tarihsel belgeleri ve kimi bilgileri, bir şairin dilinden dilerseniz, mutlaka anlatımında şiirsel bir dokuya rastlarsınız. Bu şairin,yapısında vardır. O istese de, konuşurken,ya da, yazarken, kendini uyaklardan ve şiirsel gizemlerden uzak tutamaz.Kuşkusuz bu şairler için, çok önemli bir eksik değil, belki giderilmesi gereken bir üslup eksiğidir..
Kitap, baştan sona,imgelerle bezenmiş. Kavramların su yüzüne çıkarılması, ustaca seçilmiş sözcüklerle, yine ustaca yapılmış. Bir kavram kargaşası görülmüyor şiirlerde. Şairin çok sık yaptığı bir şey olmasa da, bazen, kavramlar, yerli yerine konulmuş. Yön algısının farkına ısrarla vurgu yapıyor Kaygalak. Bu onun aidiyetine dair, kendini ele veren bir jargondur aynı zamanda. Parçalara ayrılmış bir ana kara, şairin doğduğu parça, kimilerine göre doğu diye bilinse de, şaire göre kuzeydir. Yani, söz konusu olan,bütünü ülkesinin baz alındığında, orası kuzeye düşer…Ülkesinin rızası dışında bölünmüşlüğü, bu yüzden çekilen acılar, biraz da, öfkelendirmekte haklı olarak şairi. Bu öfkesini dizelerine taşırmış olması da, son derece doğal.
"Sizin için doğu
kuzeydir benim için,
kör edin kendinizi
yokluklara vurun
yoksulluklara, dara
ömrümüz o dağlar kadar ağlamaklı
nehirler kadar üzgün ömrümüz."
Metin Kaygalak'ın kitabı 62 sayfa ve iyi bir kağıda basılmış. Okurun zevkle okuyabileceği, okurken de şairi tanımaya çalışacağı bir kitap; kapaktaki Arapça yazıya bakıp kitabın da adı ile uygun düştüğüne kanmamak gerek, çünkü onlar sadece bezemelerdir. Kendi adıma söyleyeyim ki şairin şiirlerini beğenerek okudum, başarılar diliyor ve kutluyorum Metin Kaygalak'ı |