Tarih boyunca her zaman ulusal-demokratik ve insani haklarımızın barış ve özgürlük çerçevesinde bize tanınmasını bekledik durduk. Ancak hiçbir zaman en ufak insani ve demokratik talebimize dahi barışçıl bir eda ve hoşgörü ile yanaşılmadı. Çaresiz silaha sarılıp direnmek zorunda kaldık. Silahlı yöntem sizin üstün olacağınız bir alandı. Bizi hep o mindere yani sizin galip geleceğiniz mindere çekip bizimle güçlü olduğunuz zeminlerde vuruştunuz. Bu nedenle ülkemiz hep kanlı çatışmalara sahne oldu. Hep ölen biz öldüren ise siz oldunuz. Yine de her defasında barış ve kardeşlik nidalarımızı eksik etmedik. İnsaf kıyas vicdan ve merhamet; siz olsaydınız ne yapardınız. ?
Küçük-büyük bir çok kez direnmek zorunda bırakıldık. Soykırım boyutunda katliam ve şiddetle karşılık bulduk. Ama her şeye karşın ulusal ve demokratik taleplerimizden vaz geçmedik. Özgür ve demokratik toplumlar biçiminde gönüllülük esasında ve eşit yurttaşlar olarak birlikte yaşama isteğimizi vurguladık. Siz bunu görmediniz. Israrla “ bölücü” olduğumuzu söylediniz. Katlimize fermanlar dizmek için olmadık bahaneler yarattınız. Biz size kendimizi anlatmaya çalıştık. Siz anlamak istemediniz ya da işinize öyle geldi. Kıyas, vicdan ve merhamet : Siz olsaydınız nasıl davranırdınız
Tarihte, 1839`dan başlayarak 1843`te , 1878`de , 1921`de, 1925`te , 1926`da 1927`de, 1930`da, 1937`de; 1980 ve 1984 ten bu güne dek, hep kanlı vurgunlar ve baskınlara tanık oldu coğrafyamız. Kuşkusuz kendimizi savunmak isterken sizden de insanlar öldü. Biz onlar için de çok üzüldük, bu üzüntümüzü bile içten ve samimi bulmak istemediniz. Oysa ki biz karşılıklı ölümler olmasın istiyorduk. Ama size malzeme lazımdı saltanatlarınızı sürdürmek için. Ve siz de bu durumu fırsat bildiniz. Kirli savaşı ne pahasına olursa olsun sürdürdünüz. Devlet içinde şiddet üreten “terör “ örgütleri oluşurdunuz. Paravan ve taşeron örgütlerle bizi yıldırmaya çalıştınız. Ülkemizde onlarca provakasyon yaratarak kan döktünüz. Biz size derdimizi anlatamadık. Bizi dinlemediniz. Barış eli uzattık olmadı. Ateşkes ilan ettik olmadı. Silahlar sussun dedik dinlemediniz. Ülkemiz barut kokusu ve kan kokusu ile ağır bir hayatı sürükleyerek buraya kadar geldik. Siz olsaydınız aynı sabrı gösterecekmiydiniz.? Kıyas, vicdan insaf ve merhamet edin. Elinizi vicdanınıza koyup öyle yanıt veriniz. Ne olacaktı tavrınız. ?
1071 yılında Malazgirt Ovasında Alpaslan’nınız tutsak düşmek üzere iken bizi yardıma çağırdınız, din kardeşliği adına imdadınıza koştuk., Haçlı Ordularına karşı yardımınıza geldik ve sizinle sırt sırta savaştık. Size kucak açıp yeni bir vatan sahibi olmanıza yardımcı olduk. Hala da siz bu önemli günü anarken” Türklerin Anadolu’ya Geçiş Tarihi” olarak yad ediyorsunuz. Biz sizi Romen Diyojen’den kurtardık ve koruduk. Kıyas, vicdan ve merhamet :Tüm bu dostane girişimlerinize karşın yaşanmış onca haksızlık size reva görülseydi tavrınız ne olurdu.
Bir çok yerde; her keresinde yaptığınız gibi; Silistre`de de, destanlara konu olacak kadar yiğitlik göstermiş olan Fata Reş’i tarihte anmak bile istemediniz. Ansanız dahi kimliğini inkar ettiniz. Her ne hikmetse siz onun kimliğini gizlediniz, ama kahramanlığını kendi hanenize yazdınız. Biz olsun ortak düşmana karşı yapılması gereken budur deyip sineye çektik. İnsaf ve merhamet edin. Siz olsaydınız aynısını yaparmıydınız.?
Çanakkale`de omuz omuza savaştık. Mezar taşlarında adımız ve lakaplarımız var. Her yıl etkinliklerle bu günü anıyorsunuz. Anzaklar’ dan bile söz ediyorsunuz ama bir kez olsun : “orada Kürtlerde savaştı ve öldü” dediniz mi.?o gün eğer Çanakkale geçilemedi ise bunda bizim hiç mi katkımız yok. İnsaf edin. Vicdan ve merhamet ölçülerinde davranın. Size iyilik yaptık. Ya siz ne yaptınız bu güne dek bizim için. Peki siz olsaydınız acaba Çanakkale’ de bizim için aynı fedakarlığı yapacakmıydınız.?
Urfa, Maraş ve Antep`te büyük cesaret ve kahramanlık örneklerini sergileyerek Emperyalistleri bu coğrafyadan koparıp attık. Ağzımıza bie kaşık bal sürüp Urfa’nın adını “Şanlıurfa” Antebin adını “ Gaziantep” ve Maraşın adını da “ Kahramanmaraş” olarak değiştirdiniz. Oysa ki bizim bu ünvanlara değil özgürlüğe ihtiyacımız vardı. Bu bizim hakkımızdı. Ama siz bize çok gördünüz. Siz olsaydınız bizim yerimizde, tavrınız nasıl olurdu.?
Lozan`da iki ayrı devlet olsun semedik, iki kardeş halk eşitlik ve özgürlük temelinde birlikte yaşamalıdır dedik, siz bu antlaşmanın maddelerinin hiç birine uymadınız. Biz gene de kaderimize razı olduk. Kusur mu işledik.? Ya siz olsaydınız tutumunuz ne olurdu.?
1914 yılında “Amele Ölüm Taburları”nı kurmak yolu ile 300 binden fazla Rum ,Ermeni ve Kürt işçisini öldürdünüz, eliniz kana bulandı. Buna karşın “vatandaşlık” duygusundan ve “ Misaki” milli aidiyetinden vaz geçmedik. Kiyas ve vicdan, siz olsaydınız nasıl davranırdınız.?
Her zaman, sizinle kol kola, yan yana, ekmek , özgürlük ve demokrasi doğrultusundaki mücadelelerinizde sizin yanınızda olmayı ödev bulduk. Demokratikleşmeyi ısrarla savunduk. Faşizme ve sömürüye karşı direndik, mücadele ettik. “ Bu bizi ilgilendirmiyor” demedik. Ayırımsız bu mücadeleyi kendi mücadelemizin bir parçası gibi gördük, bedel ödedik. Vurulduk, tutuklandık, işkencelere ve çarmıhlara gerildik. Sizinle birlikte hücrelerde çürüdük, idama mahkum edildik, iplerde sallandık . Asla pişmanlık duymadık. Tersine onur duyduk, birlik ve dayanışmadan geri kalmadık. Kıyas, vicdan ve merhamet : Siz olsaydınız nasıl davranırdınız.?
Genç yaşta idama giden çocukların çoğu bizim ülkemizdendi ve onlar son sözlerinde bile yaşasın Türk- Kürt kardeşliği dediler, biz onların bu yiğitliklerini alkışladık, tavırları ile gururlandık. Bizim durumumuzda olsaydınız, Siz de gururlanırmıydınız.?
Manevi dünyanızı süsledik, bunun için asla pişmanlık duymadık gurur yapmadık, buna rağmen siz bizi dindaş bile kabul etmek istemediniz, biz ise sizin için her zaman “din kardeşi” deyip sizi kolladık.Kiyas ve merhamet edin, siz olsaydınız aynı şeyi yaparmıydınız.?
Bugün temel kabul ettiğiniz İttihad ve Terakinin kurulmasında Abdullah Cevdet ve İshak Sıkuti adlı iki Kürt aydının çok büyük katkıları oldu. Bu parti hızla “Türkçü” olmaya doğru yol alınca, bu kişiler de ayrılmak zorunda kaldılar. Bu partinin ilk icraatı olarak , sürgünler, kıyımlar, katliamlar ve olağanüstü durumlar baş gösterdi. Kıyas, vicdan ve merhamet,İttihatçıların iktidar olduktan sonra bize yaptıkları size reva görülseydi, tavrınız ne olurdu.?
Kendileri de birer Kürt olan zatlardan biri sizin için “ Türkçülüğün Esaslarını” yazdı, şimdi el kitabı niyetine okuyorsunuz. Ziya Gökalp sizi ulus yapmak için ne teorilere zemin hazırladı, biliyorsunuz. Siz onun da Kürt olduğunu unuttunuz. Onun kentinde soydaşları için sıra sıra darağaçları kurdunuz. “Türkçe bilmeyenin vatana ve millete faydası olmaz” diyerek İstiklal Mahkemesinde -sırf Türkçe bilmediği için - 16 yaşında bir Kürt gencini idam ettiniz. İnsaf ve merhamet edin. Sizin dışınızda kim böyle yapar.?
Bir diğer zat ki mallarını müsadere ettiğiniz Bedirhan ailesinden geliyordu:Cemal Kutay, dil kültür ve tarih alanında Ulusal İnşanız için, 180 den fazla kitap yazarak bu işlerinizi derleyip toparladı. Özcesi, sizi ulus olarak var etmek konusunda önemli çalışmalarda bulunduk. Onun aile fertlerinin başına getirmediğiniz şey kalmadı. En son Kahireye sürgün ettiniz. İnsaf edin aynı şey size yapılsa tavrınız ne olurdu.?
Elinde kılıcı ile bütün Ortadoğuyu seferden sefere İslama katan zatı muhteşem Selehadini Eyübi, bizim soyumuzdandı, kendinize mal ettiniz. Dindaşlık adına ses etmedik. Rıza gösterdik. Kıyas, vicdan ve merhamet :Siz olsaydınız tavrınız ne olurdu.?
Egemenliğiniz altındaki büyük bir halk kesiminin İnanç ve dinsel alanda biat ettiği Bediuzzeman Said, Bitlis ilinin Nors köyünden bir Kürttü. Siz onun kimliğine tehamül bile etmeyip manipüle ettiniz, yıllarca sürgünlere ve zindanlara saldınız. Onun hitabelerini ve risalelerini kendinize rehber ve kılavuz kabul ettiniz. Ama onun bir Kürt olduğunu aklınıza bile getirmek istemediniz. Türklüğünüz İslamcılığınıza üstün geldi. “Türklük” gururunuz buna, onu Kürt olarak kabul etmeye izin vermedi. Bu konudaki “ riyakarlığa” siz olsaydınız nasıl bir yanıt verirdiniz.?
Bizi dövdünüz; çırpındık, direndik sonra onca katliam yetmiyormuş gibi halk önderlerimizi yakalayıp idam ettiniz. Biz sizi Allaha havale ettik. Sustuk, sindik. Siz olsaydınız ne yapardınız.?
İdam ettiğiniz direniş liderlerinin mezarını da sakladınız. Hala da dedelerimizin mezarlarını göstermeye niyetiniz yok, gizli arşivlerinizi hala sır gibi saklamaktasınız. Başınıza ne çok bela sarmışız meğer. Kıyas, vicdan ve merhamet : Siz olsaydınız nasıl davranırdınız.?
Kılamlarımızı ( şarkılarımızı) aldınız; özünden uzaklaştırdınız, “Türkü” diye adlandırıp kendinize onlarla folklör hazinesi oluşturdunuz, bir şey demedik . Aynı melodileri birlikte tekrarladık. Bunu sorun yapmadık, gurur meselesi yapmadık. Siz de böyle yaparmıydınız.?
Aynı coğrafyada birlikte yaşadığımız kardeşlerimizi bize kıydırdınız, size itiraz etmedik. Hamidiye Alayları adında hemen tümü Kürt olan para-militer bir ordu oluşturup, sözüm ona “ din “ adına bize katliamlar yaptırdınız. Tarih karşısında vebal altında bıraktınız. Sizden kuşku duymadık, iyi niyetli olduğunuza inandık. Din adına bu cihada evet dedik. Oysa ki sizin niyetiniz “ tehcir “ ve “ soykırmak” imiş. Bunu sonradan öğrendik.Bizi kötü emellerinize alet ettiniz. Sineye çektik. Durduk yerde toprakdaşlarımızla aramız açıldı. Bunun hesabını sormadık. Siz bizim yerimizde olsaydınız ne yapardınız.?
Hamidiye Alayları ile işiniz bittikten sonra, Sarıkamışta Allahuekber dağında bu alaylara mensup 80 bin evladımızı bilerek soğukta bırakıp donmalarını ve ölmelerini başardınız, ses etmedik . Siz olsanız kabul eder miydiniz.?
Çocuklarımızı henüz beş yaşında iken bizden koparız bilmedikleri dil ve törelere entegre ettiniz, özümlemeye ve asimilasyona tabi tuttunuz, cehaletten kurtulma adına sesimizi çıkarmadık .Siz olsanız ne yapardınız.?
1924 yılında aralarında Kürt Hamdi Paşa ve Kürt Mustafa Paşa’nın da bulunduğu 150 Kürt aydınını sürgüne gönderdiniz. Çünkü Kürt olmak “ suçunu” henüz doğmamışken işlemişlerdi. Sesimiz çıkmadı.Kıyas, vicdan ve merhamet : Siz olsaydınız nasıl davranırdınız.?
“ Eğitimde Birlik” adı ile “tevhidi tedrisat kanunu” çıkardınız bizi kandırıp Ana dilimizle eğitim yapma şansımızı elimizden aldınız ses etmedik , siz de bizim yaptığımızı mı yapardınız.?
Harf Devrimini çıkardınız, biz de “olur” dedik itiraz etmedik böylece bizim ile diğer ülkelerde yaşayan kardeşlerimiz arasındaki kültürel alışverişimizi engellediniz birlik ve kardeşlik adına ses çıkarmadık . Siz olsaydınız ne yapardınız.?
Umum Müfetişlikler, Mecburi İskan Kanunu, Şark Islahat Planı, Tunceli Kanunu, Olağan Üstü Hal Kanunu , Sürgün ve Sansür Kararnameleri ve daha nice zorba kanunlar çıkarıp bizi sindirmek istediniz ama biz yine ulusal demokratik mücadelemizden vaz geçmedik.Adımızı asiye, hayine işbirlikçiye çıkardınız. İnsaf ve merhamet, elinizi vicdanınıza koyun, siz olsaydınız kabul edermiydiniz.?
Kasri Şirin,Lozan, Sevir ve daha bir çok antlaşma ve sözleşmelerle önümüzü kesmek istediniz biz yine inatla “ özgürlük” dedik. Siz demezmiydiniz.?
Siz kapattıkça biz yeni partiler kurduk. Bilmeden Türkiye bizim yüzümüzden Partiler Mezarlığı oldu. Bizim yerimizde siz olsaydınız tepkiniz ne olurdu.?
Özalp’ta 33 yoksul insanımızı suçsuz yere katlettiniz ve buna benzer davranışlarınızı hep tekrarladınız, etnik çatışma olmasın diye sineye çektik; çünkü her şeyi unutup yine de sizinle kardeş olarak yaşamak istedik .Siz olsaydınız böyle davranırmıydınız.?
Gerek sağ ve gerek sol örgütlerinizin ve siyasi partilerinizin en ön saflarında çarpışanlar hep bizim halkımızın evlatlarıydı, size kanıp birbirlerini öldürdüler, engel olamadık. Siz ise gerilip bu kardeş kavgası karşısında keyif çattınız. . Kıyas, vicdan ve merhamet : Tüm bunlar size reva görülseydi tavrınız ne olurdu.?
Suçsuz günahsız yüzlerce ailenin ileri gelenini Sivas kampında toplayıp onurlarını ayaklar altına aldınız, daha sonra da onları sürdünüz, itiraz edemedik .Siz böyle bir şey kabul edermiydiniz.?
Coğrafyamızın her taşına tepesin “ Vatandaş Türkçe Konuş” diye yazdınız. Türkçe konuşmak için dilinizi öğrendik ve çoğumuz şimdi Türkçe konuşuyoruz. Siz bizim yerimizde olsaydınız aynı şeyi yaparmıydınız.?
Okullarda “ Kürtçe Konuşma Kolu” açtırdınız, gece okullarında kadınlarımıza Türkçe öğretmek istediniz, Türkçe öğrenemeyip mecburen Kürtçe konuşan insanlarımıza para cezası verdiniz. Size yapılsa kabul edermiydiniz.?
Bizleri diri diri avlulara toplayıp yaktınız, yine de çoğaldık, hamile kadınlarımızın karınlarını süngülerle deldiniz, günahsız bebelere kıydınız, Kendinizi bizim yerimize koyun ve insaf edin.Tüm bunlar size yapılsa ne yapardınız.?
Yıllardır sürdürdüğünüz bu kirli savaşın faturası çok ağır oldu, biliyoruz. Halkınızın mutluluğundan kısıp savaşı sürdürdünüz. Bizim yüzümüzden emekçi halkınız da sefalete sürüklendi. Buna karşın bizimle ve sorunlarımızla yüzleşmek istemediniz.Doğru yaptığınızdan emin misiniz.?
Özel kanunlar ve kanun kuvvetinde kararnameler çıkarmak sureti ile ana dilimizi yasaklamak ve imha etmek istediniz. Bizde ısrarla ana dilimizle konuşmakta, okuyup yazmakta inatla ısrar ettik, dilimizin unutulup yok olmasına izin vermedik. Siz olsaydınız aynı şekilde davranmazmıydınız.?
Ne oldu da 1959 yılında, Ülkemizin, şehirlerimizin, ilçelerimizin, köylerimizin, mezralarımızın, adlarını değiştirip “Türkçeleştirdiniz”, Erzurum"un 653, Mardin"in 647, Diyarbakır"ın 555, Van"ın 415, Sivas"ın 406, Kars"ın ise 398 köyünün adları bir gecede haritadan silindi , çocuklarımıza anadilimizden isimler koyamadık. Koyanlarımızı hapse attınız. Vicdan, kıyas ve merhamet siz olsaydınmız nasıl davranacaktınız. ?
Aslında tüm Latin alfebelerinde olduğu gibi sizin de alfabenizde olduğu halde ,sırf bizimle ortak yanlarınız çoğalmasın diye sizin hiç kullanmadığınız Q,X,W,Ê harflerini kullandık diye bize çeza yağdırdınız. Kıyas, vicdan ve merhamet : aynı durum size reva görülseydi tavrınız ne olurdu.
Faili-meçhul cinayetlerle yüzlerce evladımızı göz altında kaybettirdiniz.Öldürüp yol kenarlarına attınız. İsteseydiniz bir günde failleri bulabilirdiniz. Bulmadınız. Yüreğimiz kan ağladı. İnsaf ve merhamet etmediniz. Ölüm makineleriniz barışseverlerin üstüne kin kustu. Galeyana gelmedik.Sakin olduk, barışa ve özgürlüğe dair umutlarımızı yitirmedik.Siz olsaydınız, bu durumda nasıl davranırdınız.?
Ulusal çoşkumuzun simgesi olan Newroz bayramında kırlara doluştuk, meydanlarda lastikler yakıp eğlenceler düzenledik. Yıllarca bu çoşkuyu bile bize çok gördünüz. Her yıl Newroz sevincimizi kursağımızda bıraktınız. Newroz yaklaştıkça gerilim ve korkuda arttı.Bayram sevincimizi çoğu kez geçmişte kana ve yasa boğdunuz. Gene de bizi engellemeyince bu kez de, bu bayrama da en sonunda kondunuz. Yine de bir şey demedik. Siz de demezmiydiniz.?
Onlarca köyümüzü yaktınız; beş binden fazla köyümüzü, bombalarınız ve toplarınızla yaşanamaz hale getirdiniz.Boydan boya yaşadığımız coğrafyaya Yüz binlerce ton bomba attınız.Size dur diyen çıkmadı.Aynı şey size yapılsaydı, tavrınız ne olurdu.?
Cezaevlerinde ve özellikle de, Diyarbakır 5 nolu’ da onlarca gencimizi işkence çarklarında acımasızca öldürdünüz, sesimiz çıkmadı. Bizim yüzümüzden katil oldunuz. Alanlarda bu uygulamalarınıza bakıp “ katil” diye haykıranlara da tehamül etmediniz, haykıranlara da kurşun yağdırdınız. 12 yaşındaki UĞUR’un 38 kurşun saydınız o incecik bedenine. Kıyası nefis yapın, size yapılsa kabul edermiydiniz.?
Cizre Yeşilyurt köylülerine dışkı yedirdiniz.Kıyas, vicdan ve merhamet : Size aynı şey yapılsa, o durumda nasıl davranırdınız.?
1994 te halkın oyları ile seçilip meclise girmiş olan Kürt Milletvekillerini dokunulmazlıklarına aldırmadan bir gün içinde yaka paça toplayıp göz altına aldınız; aynı gün dokunulmazlıklarını kaldırıp ceza evine gönderdiniz, yıllarca ceza evlerinde yattılar. Siz böyle bir zulmü kabul edermiydiniz.?
Keza sizin bize reva gördüğünüz bunca zulmü, siz rahatsız olmayasınız diye, belki de dile getirmemeliydik. Her şeye karşın,kaderimize razı olmalıydık. Ama biz böyle yapmadık feryat ettik haykırdık. Siz de aynı şeyi yapmazmıydınız.?
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde bizim yüzümüzden, 2009 yılına dek 5 yılda hakkınızda 11.100 dava açıldı ve 85.738.000. Tl. para cezası ve tazminat ödemek zorunda kaldınız, kendinizi savunmak üzere avukat bulamadınız, adınız kötüye çıktı, bütçeniz sarsıldı. Siz dönüp acısını yine bizden çıkarmaya çalıştınız. Sustuk, sesimizi çıkarmadık. Siz ne yapardınız.?
Biliyoruz tüm bunları yapmamamız gerekiyordu. Ama yaptık. Bağışlayın .Saklamayın siz olsanız bizim yerimizde siz de aynısını yapardınız.Kıyas, vicdan, merhamet: Size yapılmasına asla izin veremeyeceğiniz bu kötü uygulamalara nasıl olur da izin verdiniz.?
Unutmaya haziriz, her şeye karşin adil , eşit ve özgür koşullarda birlikte yaşamak istiyoruz.uzatin ellerinizi helalleşelim. |