Kimlik kavramı hem
geniş bir alana yayılmış, hem de görece tanımlar
içermektedir. Kimin hangi kimlikle nasıl ve ne şekilde
nerede yer alacağı konuları kafa bulandırmaya
birebirdir. Çünkü kimlik günümüzde salt etnise ile sınırlı
değildir. Örneğin küresel ve global kimlik, artık
çağımızda bir çok insanın kullanıp sahiplendiği
bir kimliktir. Örneğin, Ayşe kadındır, Kürttür,
zaza lehçesi konuşur, alevidir, çevreci, vejeteryan ve yüksek
mimardır dersek, Ayşenin kaç kimliğini vurgulamış
oluruz. Akademik, cinsel, mesleki, politik, etnik, dinsel, özlük
vs. gibi kimliklere vurgu yapmış oluruz. Peki Ayşe
şimdi hangi kimliği ile ve nerede nasıl yer alırsa
özgürlüğüne kavuşacak.?
Ulusal kimliklerin altı
ve üstü olmaz. Kürtler bir ulustur ve sorunları siyasaldır.
Dolayısı ile Kürt sorununun çözümü de siyasal yöntem
ve değişimlerle olanaklıdır. Sorun anayasal
vatandaşlıkla da bitmez, Turk yerine Türkiye deseniz
de sorun çözülmez, bu deve kuşu siyasetidir. Bu sorundan
kaçıp kurtulmak mümkün değildir. Anayasanın başlangıç
maddeleri ve birçok Türk yanı ağır basan yönleri
yeniden hazırlanmadığı sürece, özüne dokunmadan
yapılacak değişimler sorunu gidermez, tersine yaralar
ve ortada bırakır. Ünitercilik, tekçilik ve tümcülük
düşüncelerinden vazgeçilmeden, Kürtler de Türklerin kullandığı
tüm hak ve özgürlüklerden tam ve eşit olarak yararlandırılmadan,
Kürt hak ve özgürlükleri açıkça anılıp anayasal
güvencelere kavuşturulmadığı sürece, Kürt
sorununa çözüm getirmek olanaklı değildir. Yapılacak
tartışmalar bu noktadan sonra yapılmalı diyoruz.
Böyle diyoruz çünkü, irademizi
halkın iradesinin önüne koymak gibi bir hakkımız
yok. Ancak özgür koşullarda, halk demokratik bir şekilde
kendi geleceğini kendi belirleyebilir. Bu da günümüzde iki
biçimde mümkündür. Ya demokratik eşit ve gönüllü ve isteğe
bağlı federasyon, ya da ayrılıp bağımsız
devlet kurmak. Kuşkusuz Kürtlerin kendi devletlerini kurması,
ülkesini birleştirmesi kadar doğal ve insani bir hak
yoktur. Bu ise tümü ile Kürtlerin kendi tercihine bırakılmalıdır.
Her ne hikmetse her kes Kürtler için bir şeyler istiyor ama
kimse Kürtlere bir şey sorma gereği duymuyor.
Kimi sol ve Kemalist ideologlar
ise, Kürtlerin bağımsız devlet kurma ihtimalini
ideolojik olarak çürütmek adına bir başka bulanıklık
yaratıyorlar. Bu bayları da anlamak lazım tabi.
Onlar gözlerini açar açmaz, tek devlet, tek millet, vatan, millet,
sakarya gibi ninnilerle büyümüşler. Ceberut devletleri de
onları papağan gibi kendi doğrularını
tekrar etmeye mahküm kılmış, arada bir sopasını
gösterip korkutmuş. Dahası bir çember çizmiş devlet.
Sağcılık da, solculuk da, iktidar da muhalefet
de bu çember dahilinde olacak demiş. Aksi durumlarda zındanlara
abone bileti hatırlatmış..
Şimdi böyle bir kuşağın
sorunları kısa zamanda doğru kavrayıp doğru
çözümler önerebileceğine inanmak doğru olur mu. Kırılma
noktasına dokunmadan bu sorun çözülür mü.? Bence hayır.
Gelgelelim ulus devletin miadına. Küreselleşen ve yakınlaşan
dünyanın bir çok yerinde uluslar, ulusal devlet olarak yaşamlarını
devam ettirmekle yetinmiyor olabilirler. Sosyal refah düzeyi,
toplumsal kalkınma ve ilerleme, kıtalararası işbirliği
ve yakınlaşmayı zorunlu kılıyor olabilir.
Tüm bu durumlara gelmeden
önce her birinin birer ulusal devleti vardı ve kuşkusuz
onlar ulusal sorunlarını ayrılıp devlet kurma
şeklinde çözmüşlerdi. Yeni pazar alanlarının
bulmak, bölgesel güç oluşturmak sureti ile rekabet ve pazarlık
güçlerini arttırmak ve daha geniş kaynaklara ulaşabilmek
büyük ve güçlü örgütlülükler gerektirir. Tüm bunları anlamak
mümkündür. Bu yakınlaşmalara dair her birimizin taraf
olduğu bir düşünce sistematiği de olabilir.
Yeni dünya düzenini onaylarız,
onaylamayız bu başlı başına ayrı
bir konu. Ama hem yeni düzeni eleştirmek, kıtalar arası
güç temerküzüne karşı gelmek hem de ulus devlet teorisinden
vaz geçmek, bu tez miadını doldurdu demek, doğulu
düşünürler açısından ne kadar gerçekçidir. AB,
ABD ve Japonya'nın başını çektiği ekonomik
ve siyasal kutuplaşmalar, üçüncü dünya halkları ve gelişmekte
olan ülkeler açısından birer emperyalist tehlike ifade
ediyor olabilir. Sağcı ya da solcu olmak başka
bir şey, ama gerçekçi olmak çağımızda güvenilir
olmanın en başat koşuludur.
Hiç uluslaşmayı
tamamlayamamış, ülkesi ve milleti ile bütünlük olmayıp
bölünmüş olan bir ülkenin özgürlüğünün önüne, ''Niye
ulusal devlet peşinden koşuyorsun devletlerin yok olduğu
bu çağda. Bu doğru bir yol değil'' belgisini koymak
haksızlık değil midir? Hiç devlet kurup özgür koşullarda
gelişip serpilememiş halklar ve kütlerler açısından,
onların kaybolmuş tarihsel ve kültürel miraslarını
yeniden geri kazanmak, dil, tarih ve coğrafya için bağımsız
örgütlenmelere gereksinme yok mudur?
Şimdi, gerçekçi olmak
gerekir. Kürtler ulus olarak birliğe kavuşmadan, parçalı
ülkelerini birleştirip özgürlüğe dair tüm sorunlarını
çözmeden bize devleti lüks görebilirler mi.? Ya da "biz devlet
istemiyoruz, nasıl olsa var olanlar da yıkılıyor,
sonunda biz de yıkacaksak kurmaya ne gerek var" derler mi,
deseler bile ne kadar gerçekçi olur.
Ulus devlete karşı
gelirken Büyük Orta Doğu Projesini de hatırlamakta yarar
var tabi ki. Dünyanın ekolojik dengelerinin de hızla
değişmekte olduğunu, bu yüzden yaşamın
her alanında çağın gerekli ve zorunlu kıldığı
değişimlere de hazırlıklı olmak gerektiğini
söylemeye gerek yok. Siyaseten kimi şeylere karşı
olsanız dahi, olay vücut bulduktan sonra bir duruşunuzun
olması gerekiyor. İşte ben değişen dünyadaki
gelişmeler karşısındaki duruşa ulusal
çıkarların gözetilmesi esasına dikkat çekmek istiyorum.
Kürt Sorununun
çözülmesi yolunda seslendirilen öteki çorak önermeler üzerine
Yukarıda bu sorunun
alt-üst kimlik gibi geçiştirilemeyeceğini söyledik.
Bu sorunun siyasal bir sorun olduğuna da dikkat çektik. Bu
yüzden tekrardan kimlik konusuna dönmeyeceğiz. Ancak ondan
daha verimsiz ve belirsiz olan bir başka konuda var ki, ve
de ne yazık ki bunun baş mimarlığını
da sözüm ona 'Kürtler' yapmaktadır. Demokratik Cumhuriyet.
Bu tamamen içi boş bir kavramdır ve kasıtlı
olarak geliştirilmiştir. Soylu ulusal değerlerin
erozyona uğratılmasıdır. Kürtleri Kemalizim'le
bir olmaya davet etmek ve hedef şaşırtmaktır.
Keza Kürtlere, azınlık
demek ve soruna kültürel haklar ve Kopenhagen Kriterleri çerçevesinde
yaklaşmak, Kürtlerin ulus gerçeğini görmezden gelmektir.
Bir ulusal sorunda bireyi ön plana çıkarıp, birey haklarını
ulusal hakların önüne koymak, ulusal sorunun çözümünü belirsiz
tarihlere ertelemek demektir. Ulusların kendi kaderlerini
tayin hakkı ilkesi, istisnasız tüm uluslar için geçerli
bir haktır. Her türlü uluslar arası sözleşmelere
ve uzlaşmalara evet ama halkların ve ve milletlerin
bağımsızlığına da saygılı
olmak bir erdemliliktir. Kürtler azınlık değillerdir.
Sözde Türk vatandaşı olarak adlandırılan Kürtlerin,
kendilerini sömürgeleştiren devletlere bundan gayri bir yararları
olmaz. Kürtler kendi vatanlarının üstünde ulusal yönetimleri
altında vatandaş olarak yaşamayı arzulamaktadırlar.
İzmir ne kadar Kürt
vatanı ve coğrafyası değilse Diyarbakır
da Türk vatani ve coğrafyası değildir. Bunda gücenecek
bir şey yok. Türkler 900 yıldan fazladır Kürdistan
toprağındalar. Yüz yıla yakın bir zamandan beri
Türkler, Araplar ve Farslar Kürtlerin yeraltı ve yerüstü
kaynaklarını sömürüp yağmalıyorlar. Her fırsatta
Kürtleri dövmekten de geri kalmıyorlar. Bu yüzden vatandaşlık
bağı, karşılıklı olarak sağlam
ve güçlü bir şekilde gelişmemiştir. Çünkü Türkler,
Araplar ve Farslar Kürdistanı vatan değil işgal
etmişlerdir. Hala orduları oradadır ve Kürt halkına
olmadık ezyetler çektiriyorlar. Bu yüzden mevcut anayasaları
ile ortak vatandaşlık olanaklı değil. Eğer
Kürtler özgürce seçim yapma hakkına sahip olsalar, şüphesiz
böyle çorak ve muğlak bir formülü seçmez.
Bir diğer sorun demokrasi
sorunudur. Eskiden bize 'Reel' sosyalistler kızıyordu.
Diyorlardı ki : "Bırakın Kürt sorununu, nasıl
olsa sosyalizm gelirse bu sorunların tümü çözülür" böylece
bizi ulusal mücadeleden alıkoymak istiyorlardı. Sosyalizmi
bir terminatör olarak gören bu dar anlayışla, sosyal
şövenizmle epey uğraşıldı. Oysa SSCB,
70 yıllık süreçten sonra dağıldığında
enkazın altından uluslar ve ulusal sorunları çıktı.
Yugoslavya, Çekoslovakya ve Sovyet Rusya da sistemin çökmesi ile
birlikte halklar arası kapışmalar da başadı.
Görüldü ki sosyalizm de oralarda ulusal sorunu yeter ölçüde çözememiş.
Şimdilerde, kimi beyaz
adamlar Kürt sorununun bir demokrasi sorunu olduğunu ısrarla
savunuyorlar. Demokrasiyi sahiplenmek ona inanmak güzel ve erdemli
bir iştir. Ancak ona haksızlık yapıp iftıra
etmek doğru değil. Cünkü Kürt sorunu salt birey sorunu
değil. Politik bir sorundur ve direk olarak devletin yapısı
ile ilgilidir. Yani, Türkiye'ye demokrasinin gelmesi, Kürdistan'ın
özgürleşmesini güvence altına almayabilir. Ama tersi
doğrudur. Kürt ve Kürdistan özgürleşirse, TC deki demokrasiye
de güvence olur. Devletin Üniter yapısı değişmez
ise bu biçimi ile her iki halkın birlikte yan yana yaşaması
da güçleşir. Ancak Kürt sorunu çözülürse Türklerin sosyal
yaşam düzeyi de yükselir. Savaşa ve asimilasyona harcanan
bunca para Türk halkının mutluluk ve refahından
kısılmaktadır.
Burada bir gerçeği
kabul etmek gerekir. Yabancıların Kürt sorunu ile olan
ilişkileri ve soruna duydukları ilgi ortadadır.
Ancak eğer ezelden beri böyle bir sorun yok idiyise, yabancılar
böyle bir sorunu ne var edebilir ne de kaşıyıp
kışkırtabilirler. Demek ki sorun var ki dış
güçler de Türkiye ile olan ilişkilerinde, bu sorundan yararlanmak
istiyorlar. Ama öküzün altında buzağı aramanın,
komplo teorileri geliştirmenin bir anlamı yok, ayrıca
gereği de yok. Eğer yabancılardan rahatsız
iseniz demokrat olur, oturur bu konuyu tartışır,
doğru çözümü de bulur uygularsınız. Böylece yabancılar
da sizi bir daha rahatsız etmez.
Kasıtlı ve bilinçli
olarak hemen tüm Kürt başkaldırıları için
böyle yakıştırmalar yapıldı. Her zaman
bu hareketlerin arkasında yabancıların varlığı
işaret edildi. Ancak şu ana kadar bir tane bile aklı
başında belgeye rastlanamamıştır. Ne
Şêx Seid' de ne Seyit Rıza ve ne de diger ulusal hareketlerde...
Kaldı ki, Mustafa Kemal'in Avrupalılarla kurtuluş
savaşı sürecinde geliştirdiği ilişkiler
bir çok boyutu ile biliniyor. Kürt hareketlerinde yabancı
parmağı arayanların temel amaci ise, Kürtleri aşağılayarak,
onları küçük görerek, uluslararası iliskiler gelistirmelerini
önlemeye yöneliktir.
Önceleri, Saddam Irak işgali
altındaki Kürdistan toprağında hem tüm zenginlikleri
gasp edip talan ediyor, hem de Kürtleri dövüyordu. Şimdi
ise, Kürtler kendi kendilerini yönetiyor, zenginliklerini de ülkenin
kalkınması yolunda değerlendiriyorlar. Bu nedenle
tüm Kürtler, Güneydeki durumu büyük bir coşku ve sevinçle
karşılıyorlar. Zaten önemli olan da Kürtlerin memnun
olması. Kim buna güceniyor ya da öfkeleniyorsa da zararı
kendine. Kürtler doğru yolda ilerliyorlar. Güney, öteki tüm
parçalara da önerilebilinecek en iyi asgari modeldir.
Kürt Sorununu
çözmek için
ne tür adımlar atmak gerekir?
Sorunun en can alıcı
noktası burasıdır zaten. Eğer çözüm doğrultusunda
doğru tanı konulmuş ve bu tanılardan hareketle
çözüme yönelik özgür tartışmalar yapılabilinirse,
sorun olacak bir şey kalmayacak. Neler yapılabilinir
:
1-Bir
kere, her şeyden önce, şiddete dayalı askeri çözümlerin
tümünü bir yana bırakmak gerekir.
2-PKK'yi
devletin oyuncağı olmaktan kurtarmak, bu olanaklı
değilse, PKK-MGK ve öteki derin cemaatleri, JİTEM ve
varsa öteki illegal örgütleri, (kontrgerilla vb.) halkın
etkilenebileceği pozisyonlardan uzak tutmak.
3-Bir
ulusal irade yaratıp taraf olarak tayin etmek, söz ve karar
sahibi kılmak
4-Sivil
demokratik insiyatiflere fırsat vermek, askeri insiyatifleri
çözüm noktasında etkisiz ve yetkisiz kılmak.
5-Bir
sivil alan yaratıp bu alanı genişletmek.Bu alanda
yeni, anlaşılır bir dil yakalamak.
7-Geniş
siyasal birliktelikler konusunda somut çabalar geliştirmek
ve bu birlikleri örmek. Demoratik ve sivil oluşumların
yerinden yönetilmesine özen göstermek.
8-
Blokçu, sultacı, ben merkezci mantıklardan vazgeçmek,
resmi görüşten tamamen kopup demokratik anlayışı
geliştirmek, ipotekli ve icazetli siyasetten uzak durmak
9-
Kürtlerin itibarlarının iadesi için gerekli adımları
atmak
10-Güney
Kürdistan Federe Devleti ile dostane ilişkiler kurup geliştirmek,
öteki Kürdistan parçalarındaki Kürt örgütleri ile kardeşlik
temelinde ilişkiler geliştirmek.
latifepozdemir@hotmail.com