Enfal ve kayıplar konusunda yaptığı çalışmalarla tanınan bayan Adalet Ömer, haftalık Medya gazetesinin 334-335 ve 336. sayılarındaki “Belgelerin Dilinden” adlı köşesinde, Enfal ile ilgili elde ettiği belgeleri yayınlamaya devam ediyor.
Adalet Ömer, köşesinde, Nogresalman hapishanesinden sağ kurtulmayı başaran Nesrin adlı kadının anlattıklarına yer veriyor:
“Bir gün hamile olan kadınlardan birisinin doğum sancıları tuttu. Diğer kadınlar, nöbetçilerden doğumda kullanılacak bazı şeyler istediler. Ama nöbetçiler yardım etmek yerine üslerine haber verdiler. Bunun üzerine yaklaşık 10 kişi doğumu seyretmeye geldi, kahkaha attılar, küfür ve hakaretlerde bulundular. Bu sahneye tanık olan biz kadınlar o an ölmek istedik.
“Her 2-3 gece bir, kızları ve genç kadınları bir araya getiriyorlar, tekme tokatla oynatıyor, direnenleri kamçılıyorlardı. Daha sonra birkaçını yanlarında tutuyorlar, ötekilerini koğuşlara gönderiyorlardı. Koğuşlara geldiklerinde hep birlikte ağlıyor, yüzlerce kez ölmek istiyorduk.”
Adalet Ömer, Salman kazası Sağlık Ocağı arşivlerinden elde ettiği Nogresalman kurbanı 15 kişinin daha adlarını, doğum tarihi ve yerlerini belirtiyor. Elde edilen vefat belgelerinde, yaşları 3 ile 88 arasında değişen 15 kişinin ölüm nedenleri olarak, kalp krizi, aşırı ishal ve nefes darlığı olarak gösteriliyor. Adalet Ömer, ölenlerin sağlık ocağına gitmediklerini, cezaevi sorumluların verdikleri isimlere göre sağlık ocağı doktorunun vefat belgesi düzenlediğini anlatıyor.
“Özel silahın” Kullanılmasına Onay Bizzat Saddam’dan
Adalet Ömer, yayınladığı bir belge ile, Saddam Hüseyin’in bizzat “özel silah”ın (kimyasal silah) kullanılmasına onay verdiğini ortaya koyuyor. Askeri İstihbarat Başkanlığı’nın, 25 Mart 1987 tarihinde, “Çok gizli, şahsa özel ve acil” başlığı altında Saddam Hüseyin’e gönderdiği 25 sayfalık raporda, “İran uşağı” ve “bozguncuların” (BAAS rejimi resmi söyleminde peşmergeler, Kürt yurtseverleri, İran uşağı, bozguncu ve benzeri benzetmelerle ifade ediliyordu, Dema Nû-Hewlêr) kaldıkları yerlerin tespit edildiği; iç güvenliğin sağlanması için “bozguncuların” temizlenmesi gerektiği belirtiliyor ve bunun için de “özel silah”ın (kimyasal silah) kullanılmasına izin verilmesi talep ediliyor. Raporda ayrıca hardal ve sirayin gibi kimyasal maddelerden bahsediliyor. “Özel silah”ın gerektirdiği malzemenin yeterli olmadığı belirtilen raporda, eksikliğin giderilmesi için iki yol öneriliyor. Birincisi, eldekilerin öteki malzemelerle karıştırılarak kullanılması, ötekisi ise eksikliklerin giderilmesi için operasyonların bir ay ertelenmesi. Askeri İstihbarat Başkanlığı, raporunda birinci yolu tercih ettiğini de dile getiriyor.
Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in, söz konusu rapora verdiği 29 Mart 1987 tarihli “çok gizli, şahsa özel ve acil” başlıklı cevabında,
“iyi sonuç alınması için özel silahın kullanılması uygun görülmüştür. Bozguncuların yok edilmesi için ne gerekiyorsa yapılmalıdır. Gerekli olduğunda konuyla ilgili öteki askeri birimlerle ilişki kurun, vurmadan önce bizi bilgilendirin” deniliyor.
Adalet Ömer, kimyasal silahlarla vurulan ilk yerleşim birimlerinden Dola Balisan, Şeyh Wesanan, Sergelu, Bergelu, Melekan, Mavat, Caferan vb. yerlerde yaşananları anlatırken özetle şu bilgileri veriyor:
“15 Nisan 1987 tarihinden 27 Mayıs 1987 tarihine kadar gerçekleştirilen kimyasal silah saldırılarında çocuk-yaşlı, kadın-erkek 134 kişi öldü, 346 kişi yaralandı. Rejim, yaralıların hastanelere gönderilmelerini engellemek amacıyla bölge abluka altına aldı. Hewlêr hastanesine kaldırılanlardan 92 erkek ötekilerden kopartılarak askeri karargaha getirildiler ve bir daha onlardan haber alınamadı. Yaralı kadın ve çocuklar ise Halifan kazasına getirilerek sokağa atıldılar. 1991 Kürt baharından sonra, askeri karargahta ortaya çıkartılan bir toplu mezarda 66 kişinin cesedine rastlandı.”
Adalet Ömer, en fazla can kaybı ve yıkıma yol açan Üçüncü Enfal Saldırılarının 14 Nisan 1988 tarihinde Germiyan’da yaşandığını ve bu nedenle 14 Nisan’ın Enfal’ı anma günü olarak tespit edildiğini belirtiyor.
Adalet Ömer, Üçüncü Enfal saldırısına ilişkin olarak, Kürdistan Cephesi’nin 1989 yılında, BM İnsan Hakları Komisyonu’na sunduğu rapora yer veriyor. Raporda, sadece Mart ve Nisan aylarında, Süleymaniye ve Kerkük bölgesinde yaşanan kayıplardan tespit edilenler yer alıyor. Buna göre:
İki ay zarfında 728 köy ve kasaba yerle bir edildi, yerinden yurdundan edilen 40 bin aileden 16 bini hapishanelere tıkıldı. Bunlardan 7407 kadın Dubz’da, 5600 kadın Yaycı Nahiyesinde hapsedildiler. Geçen sürede 4560 kadın ve çocuk hapishanelerde can verdi. Yaşları 6 ay ile bir yıl arasında değişen yüzlerce çocuk 50 Dinar karşılığı satıldılar. 7640 erkek kaybedildi. Kadınlar her türlü ahlak kurallarında uzak olan, hayasızca saldırılara ve tecavüzlere maruz kaldılar.
“Enfal Kurbanları Babam, Annem ve Kardeşlerim Gibi ölmek İstiyorum”
Adalet Ömer, Medya’nın 338. sayısında, “Belgelerin Dilinden” adlı köşesinde, Nogresalman’ın 8. Bölümünde kalan Gelavêj adlı bayanın anlattıklarına yer veriyor. Gelavêj iç çekişleri ve ağlama eşliğinde şunları söylüyor:
“Bir müddet sonra aramızda belirtileri aşırı ishal, kusma, titreme olan salgın hastalık baş gösterdi.Hemen her gün genç, yaşlı 3-4 kişi ölüyordu. Bir gün bacım ve küçük erkek kardeşimin durumu kötüleşti. Aşırı derecede zayıflamış, incelmişlerdi. İnleyerek su istiyorlardı. Annem ise ağlayarak tanrıya yalvarıyordu. Koğuştaki herkes ağlamaya, bağırıp çağırmaya başladılar. Nöbetçiler içeri girip koğuştakileri kamçıladılar, susmamamız halinde bizi öldüreceklerini söylediler Aniden anamın haykırışı yükseldi. Erkek kardeşim ruhu göğe yükselmişti. Cellatlar, kardeşimin cesedini anamın kucağından kopartarak alıp götürdüler. Ne yaptıklarını şimdi bile bilmiyorum.”
Bir başka şahidin anlattıklarından cesetlerin ne yapıldığını biliyoruz. Nogresalman hapishanesinde ölen ya da öldürülenler, ya doğrudan köpeklerin önüne atılıyordu ya da üstleri az bir toprakla örtülüyordu, ki köpekler kolaylıkla çıkartıp yiyebilsinler. Nogresalman şahitlerinden birisi, insan eti yemeye alışan köpeklerin et bulamadıklarında hapishanenin çevresinde kurtlar gibi dolaştıklarını, nöbetçilerin, aralarında yeni doğmuş bebelerin de bulunduğu kişileri, canlı-canlı köpeklerin önüne attıklarını anlatıyordu.
BAAS cellatlarının insanlık dışı uygulamalarını gözyaşları eşliğinde anlatan Gelavêj, “işkence ve eziyetler sonunda iş yapamaz duruma geldim” diyerek çatlaklarla dolu ve sarılı ellerini gösteriyor. Gözyaşlarını, Enfal kurbanlarının sembolü haline gelen siyah eşarpla silen Gelavêj, “Enfal Kurbanları Babam, Annem ve Kardeşlerim Gibi ölmek İstiyorum” diyor.
Adalet Ömer, Salman kazası Sağlık Ocağı arşivlerinden elde ettiği Nogresalman kurbanı 10 kişinin daha doğum tarihi ve yerlerini belirtiyor. Elde edilen vefat belgelerinde, yaşları 2 ile 98 arasında değişen 10 kişinin ölüm nedenleri olarak, kansızlık, kalp krizi, aşırı ishal ve nefes darlığı olarak gösteriliyor. Adalet Ömer, sağlık ocağı çalışanlarının ölenlerin sağlık ocağına getirilmediklerini, cezaevi sorumluların verdikleri isimlere göre sağlık ocağı doktorunun vefat belgesi düzenlediğini anlattıklarını yazıyor.
198 Alman, Amerika, Mısır, İsviçre ve Hollandalı Şirketler, Irak’a Toplu İmha Silahı Satmışlar
Kürdistan’da Enfal adlı örgütün başkanı Zeman Abde, 690 sayılı Aso gazetesine yaptığı açıklamada, 198 Alman, Amerika, Mısır, İsviçre ve Hollanda şirketinin Irak’a toplu imha silahı sattıklarını dile getirdi. Zeman Abde, bir gönüllü, topladıkları belge ve dökümanları BAAS rejimi sorumlularını yargılayan mahkemeye sunarak kararların oluşmasına katkıda bulunan birisi.
Zeman Abde, 198 şirketten 182’sinin Alman, geri kalan 16’sınında Amerikan, Mısır, Hollanda ve İsviçre şirketleri olduğunu dile getiriyor. Özellikle Amerika şirketlerinin sattığı ama kullanılmayan silahların taşıdığı tehlikelere dikkat çeken, Zeman Abde, Irak ve Kürdistan hükümetlerinin söz konusu şirketler aleyhinde tazminat davası açabileceklerini; bu konuda, Kürdistan ve merkezi hükümet başta olmak üzere, toplumda yaşanan vurdumduymazlığı anlatıyor.
(*)(Kaynak: Dema Nu gazetesi. ) |