İran-Irak Savaşı sırasında, Saddam , 1986-1988'yılları arasında, Irak Kürdistan Bölgesinde, Kürtlere karşı; El-Enfal adını taktığı bir imha operasyonu kararı verdi.
“ Enfâl, ziyade manasına gelen "nefl" kelimesinin çoğuludur. İslâm dinini savunmak için yapılan savaşlarda elde edilen sevaba ek olarak alınan ganimet malına da "nefl" denilmiştir. Sûrenin birinci âyetinde savaştan elde edilen ganimetlerin Allah ve Resûlüne ait olduğu ifade edildiği için sûreye bu ad verilmiştir.”)
Saddam Hüseyin'nin 23 Şubat tarihinden 6 Eylül 1988 e dek, Enfal Harekâtını şiddetli bir biçimde sürdürdüğü sırada, Mart ayın ortalarına doğru da, İran Ordusu “ Zafer” Harekâtı adı ile yeni bir saldırı düzenlemişti. Her iki harekat da, Germiyan bölgesinde giderek şiddetleniyordu.
Celal Talabani önderliğindeki PUK ( KYB : Kürdistan Yurtseverler Birliği ) Peşmergeleri; İran Ordusunun desteği ve işbirliği ile, Halepçe kasabasına girdi.
Sadam ;karşı güçlerin ilerlemesini durdurmak için Irak Ordusu'nun Kuzey Cephesi Komutanı olan Korgeneral Alî Hasan al-Majîd al-Tikritî namı diğer 'Kimyasal Ali' ye, gaz bombası kullanmayı emretti.
16 Mart 1988'de zehirli gaz bombaları ile yüklü MiG-23 uçakları, Halepçe kasabasını bombardıman etti.
Kent halkı, çoğunluğu yaşlı, çocuk ve kadın olmak üzere, 7.000'den fazla insanı öldürdü, 10.000'den fazla insan ise yaralandı.Hala bölgede bu kimyasal bombardıman sonucu yaraları düzelmemiş yedi kişi , o ibret verici yaralarla yaşamaktadır. Yaraları hala iyileşmemiştir. yaralandığı tahmin edildi.
19 Ağustos 1988'de her iki devlet, ateşkes imzaladı.
Ancak dört gün sonra, Irak Ordusu , ateşkesi bozup tekrar Halepçeyi işgal etti. Bu esnada da, yaklaşık 300 direnişçi, Irak askerlerince, hunhar bir biçimde katledildi.
Süleymaniye Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Fuat Baban, 7 Aralık 2002 günü, 'The Sydney Morning Herald' gazetesine verdiği 'Experiment in Evil' adlı yazısında :
“ Halepçe'de özürlü doğum oranının Hiroşima ve Nagasaki'nin 4-5 katı olduğunu” söyledi.
Mart 2007’nin Mart ayında bölgede inceleme yapan bir Japon heyet, Halepçe'yi ziyaret eden Japon heyetinde bulunan bir kişi, Hiroşima'ya atılan atom bombası sırasında hasar gören Aogiri (İmparatoriçe Pavlonyası) nin fidesini armağan etmiştir.
Bu saldırının Nagazakiye yapılandan daha büyük olduğu gözlemciler tarafından dile getirilmiştir. Halepçe katliamı yakın çağdaki en büyük soy kırımdır.
Saddam rejiminin ENFAL sırasında, Kürtlere yönelik katliamı yalnızca bununla da sınırlı kalmamış, bu süreçte yaklaşık dört yıl boyunca tüm bölgede toplam 182 00. kişiyi öldürmüş, 5000 den fazla ev yıkılmış, onlarca köy haritadan silinmiştir. Sadece Barzani ailesine mensup 8000 kişi, sağ olarak Basra Vahalarında toprağa gömülmüştür. ( küçük yaştaki kız çocukları hariç : bu öksüz kalmış çocuklar daha sonraları, Arap ülkelerine, özellikle de Mısıra , eğlence yerlerine satılmıştır. Geniş bilgi için bak: Mısıra satılan Kürt Kızları )
Saddam vahşetini daha iyi öğrenmek için Süleymaniyedeki EMNA SUR müzesini gezmek yeterli olacaktır.
Halepçe katliamı sırasında olay yerine ulaşıp vahşet fotoğraflarını çeken gazeteci Ramazan Öztürkün , Ömer XAWER e ait olduğu söylenen fotoğrafı Dünyada ödüller aldı. ( Ömer Xaver beş kız çocuğundan sonra dileği kabul olmuş ve bir erkek çocuğa sahip olmuştu. Bombardıman sırasında Xaver, henüz altı aylık ( Sirwan adını verdiği erkek çocuğu ölmein diye onu kucağına almış ve kendi vücudu ile üstünü örtmüştü.Ne yazık ki, baba oğul birlikte kimyasal gaza teslim olmuş ve ölmüşlerdi.)
Halepçede o gün insanlık katledildi. İnsanlığın doğduğu yerde insanlar, topluca öldürüldü
Uygarlığın beşiği olan yerde Vahşet hayatı teslim almıştı.
İşte tanıkların gazetecilere anlattıkları masumane anlatımlar…
GÖRGÜ TANIĞI- 1 : Nesrin Abdulqadır Muhammed :
“Bombalama sonunda ses değişti. Artık ses eskisi kadar yüksek değildi. Sanki patlamaksızın düşen metal parçaları gibiydi. Bu sessizliğe bir anlam veremedik.”
“Başlangıçta çöp gibi kötü bir kokuydu. Sonra elma kokusu gibi güzel bir kokuya dönüştü. Ardından yumurta gibi koktu.”
“Çok sessizdi, ama hayvanlar ölüyordu. Koyunlar ve keçiler ölüyordu.”
“Herkese yanlış giden bir şeyler olduğunu söyledim. Havada ters giden bir şeyler vardı.”
“Rahatsızlanmaya başlasak da saklanmaya devam etmeye karar verdik. Gözlerimde çok şiddetli bir acı hissettim. Kız kardeşim yüzüme yaklaştı ve ‘gözlerin kıpkırmızı’ dedi. Sonra çocuklar kusmaya başladılar. Çok fazla acı çekiyorlar ve sürekli ağlıyorlardı. Annem ağlıyordu. Sonra yaşlılar kusmaya başladı.”
“Havada kimyasal maddeler olduğunu anlamıştık. Gözlerimiz gittikçe kızarıyordu ve bazılarımızın gözleri yaşarıyordu. Kaçmaya karar verdik. İneğimiz bir köşede yatıyordu. Koşuyormuş gibi hızlı hızlı nefes alıyordu. Sonbahardaymışız gibi ağaçların yaprakları dökülüyordu. Keklik ölmüştü. Etrafta yere çöken duman bulutları vardı.”
“Çocuklar yürüyemiyorlardı, çünkü rahatsızdılar. Kusmaktan bitkin düşmüşlerdi. Onları kollarımızda taşıdık.”
GÖRGÜ TANIĞI- 2 : Muhammed Eli Salih :
“Bir helikopter kasabaya geri geldi ve askerler beyaz kağıt parçaları fırlattılar.”” … askerle rüzgarın hızını ve yönünü ölçüyordu.”
GÖRGÜ TANIĞI-3 : Nuri Heme Ali:
“Anab’a doğru giderken çoğu kadın ve çocuk ölmeye başladı. Kimyasal bulutlar yere yakındı. Ağırdılar. Onları görebiliyorduk. Her tarafta insanlar ölüyordu. Bir çocuk daha ileri gidemeyecek duruma geldiğinde korkudan çılgına dönen ebeveynleri çocuğu yolun kenarında bırakıyorlardı. Aynı şekilde yaşlılar da bırakılıyordu. Koşuyorlar, nefes alamaz duruma geliyorlar ve ölüyorlardı.”
Not: Bu yazı devam edecek.
|