Bilindiği gibi, zaman zaman kimi “ünlü “ kişiler, özellikle Kürtlere ve Kürt coğrafyasına ilişkin direkt ya da dolaylı olarak hakaret ve aşağılama boyutunda açıklamalar yapmaktadır. Ne yazık ki, bunu kendilerinde bir hak ve ayrıcalık olarak görmekte ve bu işi de bir marifet saymaktadır, bu baylar ve bayanlar. Ardından da, her fırsatta da, aynı kişiler, “ Atatürk’ ün Evlatları “ ya da “ Cumhuriyet Çocukları” olmakla övünüp böbürlenmektedirler. Böyle inandıkları için mi yoksa yalakalık yapmayı “geçer bir akçe” gördükleri için mi hadlerini aşıyorlar, bilinmez.
Daha önceleri Bayan Ebru ŞALLI, gene Diyarbakırlıları kötüleyen açıklamalar yapmıştı. O zamanlar Bayan Şallı’nın bir “ mantosu” yoktu. Yani yaslandığı, dayandığı, “ olamzsa olmaz saydığı” bir destek, bir yastık yoktu arkasında. Ta ki bir tekstilci veliaht edininceye kadar. Yoksa Şallı Ebrunun ne özelliği vardı ki Televizyon ekranlarında boy boy görüntüler sergileyecekti. Ne zaman ki “mantosu” oldu, işte o zaman Allah da, Ebruya “ yürü ya Şallı “ dedi.
Gerçi “ Kaydırmaca alemi” de diyebileceğimiz magazin dünyası, sansasyonel ve asparagas haberler ile ; yalan dolan açıklamalarla hayat bulmaktadır. Bu arada, “şöhretin yolu, yönetmenin odasından geçer “ sözünü de yabana atmamak gerek. Bu yol, sanatsal yetenek yoksunu divaneler için geçerlidir doğal olarak.
Şallı Ebru, şanına ve de şalına uygun düşsün diye Diyarbakırlıların “ pis” koktuğunu ya da, benzer bir şey söylemişti. Bayan Şallı, bu eylem ve söyleminden ötürü hiç koğuşturmaya uğramadı.
É Kaydırmaca “ aleminden kimileri de” manto” olarak pis ilişkilere bulaştı, mafya bozuntularını ve sözde kabadayıları arkasına alarak; karşılığında da, kim bilir nelerinden vaz geçerek gündemde kalmayı yeğledi, yeğlemeye devam ediyor.
Ekran maymunları, palyaçolar gibi o kanal senin bu kanal benim; kanal kanal dolaşıp, ileri geri açıklamalar yapmaya, uygunlu uygunsuz pozlar vermeye devam ediyor. Kimileri gündemde kalmak için akla hayale sığmayacak komiklikler ve basitlikler ve şaklabanlıklar yapmaktan geri kalmıyor. Onlar için, her yol mübah, her şey feda şöhret yoluna, çünkü bu yolun tek yol olduğunu belletmişler onlara.
Ayrıca da, bu tür kişilere kısaca “ medya liboşları “ dendiğini biliyoruz.
Dahası kimileri sırf ekrana çıkmak ve gündeme girmek için, tüm bunların yanı sıra; servet harcamaktan da, geri durmuyorlar. Bu sefillerin gerçek hayatında ise o kadar tırajik, dramatik gerçekler var ki ne siz sorun ne de ben söyleyeyim. Onlar asla bu gerçeklikleri ile yüz yüze gelmek istemezler.
Örneğin kiminin babası aç ve biçare, kiminin anası hasta derman beklemekte ve buna benzer yürek sızlatan manzaralar, TV, ve gazetelerin renkli sayfalarını doldurmaktadır. Özcan, Güzide, Kibariye ve daha akla gelmeyen bir dizi “ ünlü” nün ailelerinin durumu. Buna karşın, bu “ kaydırmaca “ aleminin oyuncuları, hiç sahneden inmediler ve bir günlük bile olsa, “ sineyi aileye” dönmediler.
Çoğu zaman bunların bir kısmı, işi daha da ileri götürerek ailesini ret ve inkara kalkıyor.
Birkaç ay önce de Aysun adında, “ aynı yolun yolcusu” bir başka “kaydırmaca alem” örgüt elemanı : “ nasıl olur da benim oyum ve Adıyaman’da mağarada yaşayan birinin oyu aynı sandığa girecek “ diye, konu mankenliği yaptığı televizyon programında açıklamalar yapmıştı.
Bu “ teneke” kafalının da söyledikleri yanına kar kaldı. Hakkında hiçbir soruşturma açılmadı. Dahası Kayacı Aysun,işi daha da ileri götürüp görüşlerini defalarca tekrarladığı halde, uyarılmadı bile.
Kayacının bir ailesi var mı yok mu bilemem ama, acaba onun ailesi ile mağaralar arasında nasıl bir ilişki var ki soyadı “Kayacı” olarak kütüğe geçmiş.
Dekolteleri ve bilerek arada bir sahnelediği “ firikikleri” dışında – bir de içi boş bir tenekeye benzeyen kafası- ne hüner ve marifeti var sizce bu hatunun.?
Ben bir şey görmedim.
Kim bilir belki de, başkaca da marifetleri vardır, ama biz bilmiyoruz.
Son olarak da, Demet Akalın diye bilinen bir divane, Bodrumda, şarkı söylerken seyircilerin onun belden aşağısı ile ilgilendiklerini görünce, ”Ne Moron moron bakıyorsunuz, Dağdan mı geldiniz Diyarbakır’dan mı “ diyerek neden kendisini alkışlamadıklarına kızdı.
Adı Demet Akalın olan şu densize hele bir bakın ki, neler de söylüyor. Bu nankör kadın Diyarbakıra gittiğinde kimi “ ahmaklar” tarafından sedyeye oturtulup geçmiş zaman “ azize”lerine yapıldığı gibi el üstünde taşındığını ne çabuk unuttu.!
Bu beyni karıncalı ve paslı hatun, ne zamana kafasının içindeki saksıları kıracak acaba.? Diyarbakır’lılarla bir sorunu mu var acaba.? Beklentilerine yeterince yanıt mı bulamadı da böylesine açıklamalar yapıyor.
MORON, psikolojik bir terim .Bu söz, eğitimi olanaksız geri zekalı anlamına gelmektedir. Bu sözcük aslında en çok Demetin üstünde şık duruyor. Ne dersiniz.?
Özrü kabahatinden büyük “ Akalın.? ? ” gelen tepkiler üzerine belediye başkan ile görüştüğünü, Diyarbakır’a gideceğini, özür dilediğini, yanlış anlaşıldığını, gidip orada okul yaptırmak istediğini ve daha bir çok “ nedametli” laf etmeyi de ihmal etmedi. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu Akalın Demet. Aklın neredeydi sahnede o sözleri söylerken.?
Tüm bu saçmalıklar ve hakaretlere karşın Demet Akalın da, her hangi bir soruşturma ya da koğuşturmaya tabi tutulmadı.
Eğer tüm bunlara karşın Belediye demeti Davet ediyorsa belediyeyi hep birlikte kınamalıyız.
Buna karşın gene gidecekse:
Hava alanında binlerce Diyarbakırlı onu protesto etmelidir.
Yüzü kızarmadan Diyarbakıra gidecekse, hiç bir otelde ona yatacak yer verilmemeli, hiç bir lokantada kendisine yemek verilmemeli, hiç bir araç kent içinde onu dolaştırmayı kabul etmemelidir.
Onurlu Diyarbakırlılar Demet Akalın hakkında maddi ve manevi tazminat davası açarak unun mahkum edilmesi için ne gerekiyorsa, yapmalıdırlar.
Hiçbir Kürt Demetin kasetlerini almamalı.
Diyarbakır’daki ve de diğer yerlerdeki Diyarbakırlı kasetçiler ve müzik marketler kasetlerini raftan indirip satışını durdurmalıdır.
Böylece, belki. “Akalın” Demet, gider ordu evinde kalır, askeri jiplerle kenti gezer, karavanadan yemek yemek zorunda kalır.
Bu da “ Mehmetciğe “ Diyarbakır halkının bir kıyağı olsun . Hem de, Demetin de “ halk çocuklarına yarar” bir hizmeti olmuş olur.
Demet, Diyarbakır’da, bir konser de, askerlere verse fena mı olur mesela. ?
Eratın gözü bayram etse kötü mü olur.?
Eminim Böyle olursa Demet bir daha asla Diyarbakır’ı unutmaz ve bu kadim kent hakkında ileri geri saçmalamaz.
O Diyarbakır ki, insanlığın doğduğu yerdir.
O Diyarbakır ki, uygarlığın yayıldığı yerdir
O Diyarbakır ki, sırlarını surlarına gömmüştür.
O Diyarbakır ki, kaç bin yıldır zulme ve aşağılanmaya boyun eğmemiştir.
O Diyarbakır ki, tüm Kürtler için bir onur abidesidir
O Diyarbakır ki, kıblesidir, özgürlüğün ve kardeşliğin…
Demetin Kararan alnı, nasıl gerçekten de Akalın olur, onu bilemem ama bakın bu ülkede gerçekten sanatsal hünerleri ile kitlelerin gönlünde taht kurmuş iki değerli sanatçı duyarlılıklarını nasıl dile getiriyor, sorumluluklarını nasıl yerine getiriyor.
Bülent Ersoy televizyon programında,” bu savaş benim savaşım değil, başkalarının savaşı için gül gibi oğlumu ölüme göndermem “ dediği için hakkında dava açıldı.
Tüm Kürtler Bülent Hanımı alkışlamalıdır.
Dayanışma mesajı anlamında her Kürt hemen gidip bir CD sinsi almalıdır. -Ben aldım bile-
İnadına Diyarbakır’da Bir caddeye ya da bir sokağa Bülent Ersoy adı verilmelidir.
Bülent Ersoy’un davasına tüm Kürt avukatlar Müdahil olarak katılıp onu gönüllü olarak savunmalıdır.
Savaş karşıtları Bülent Ersoy’u fahri üye kabul etmelidir.
Bülent Ersoy, barış anası ilan edilmeli ve kendisine hümaniter çevrelerce barış ödülü verilmelidir.
Dünyadaki tüm Kürtler Bülent Ersoy’u fahri yurttaş ilan etmelidir.
Tarkan, daha önceleri “ askere gidip kardeşlerimi öldürmek istemiyorum” diyerek kardeş kavgasını benimsemediğini gösterdi.En son olarak da, Hasankeyfi ziyaret ederek, doğal varlıkların yok olmaması yolunda dayanışmasını gösterdi.
Kendisini kutluyoruz.
Dostluğu ve sıcaklığı için Tüm Kürtler ona teşekkür borçludur. Sanatçı duyarlılığı ve erdemliliği bu olsa gerek.
Bülent Hanımı ve Tarkan Beyi ,seversiniz sevmezsiniz bu ayrı bir konu, ama bu duruşları karşısında, her yurtsever,bu iki sanatçıya, kendilerine, saygı göstermek durumundadır. Ben gösteriyorum.
Bu ülkede Türklüğü aşağılamak suç ve bu konuda bir çok insan ceza aldı, alamaya devam ediyor da. Bu konuda herkesi bağlayan yasa maddesi var.
Peki, ya Kürtlüğü aşağılamak serbest mi.? Bu durumda , 301 ve 302. maddeleri işletme imkanı var mı.?
Demet “Akalın” , “Devletin hakimiyeti altında bulunan toprakların bir kısmını ayrı gibi göstermek” diye başlayan yasaları ihlalden yargılanabilir mi acaba. ?
Eğer serbest değilse bu eylemi yapanlar hakkında hangi yasa maddesi işletilmeli.
Bu suçu işleyen bayan Şallı, Kayacı ve Akalın gibileri yargılanacak mı. ?
Sayın cumhuriyet savcıları, basındaki haberlere dayanarak bu haberleri suç duyurusu kabul edip mahkeme yoluna seferber edilemez mi Demet. ?
Tüm “ vatandaşlar “ Anayasa ve yasalar karşısında eşittir.? Bu ilkeyi pratikte bir kez olsun uygulayın ki, “ ora “ da ki “ o hal” de yaşayan halkın güvenini kazanasınız.
latifepozdemir@yahoo.com
|