Roja Welat gazetesi 70’li Yılların en cesur ve sevilen Kürtçe-Türkçe gazetesiydi. Onbeş günde bir yayınlanırdı. Hemen her sayısı toplatılır, sorumluları, dağıtanlar, satanlar alanlar, okuyanlar okutanlar, kısacası gazeteden haberdar olan herkes potansiyel olarak tehlikeli görülürdü. Gazete bölgede iyi bir tirajla satılırdı. Kimi yerlerde yirmişer otuzar kişilik guruplar halinde cadde ve sokaklarda yüksek sesle tanıtımlar ve duyurular yapılarak satılırdı. Her sayısının satış organizasyonu öncesi ve sonrası ile bir dizi macera doludur. Kimi yerlerde siyaset fartkı gözetmeden bir ulusal görev gibi tüm siyasetler birleşir gazeteyi birlikte satmaya çıkarlardı. Bu sıcak ve dostane bir yaklaşımdı ve hiç kuşkusuz hoşgörü ve beğeni bulurdu.
Gazetenin hemen tüm sayıları toplatılır ve dava konusu olurdu dedik. Özellikle Kürtçe yazılar çoğunlukla dava konusu olurdu. İçeriğine bakılmaksızın bir çok kez gazetedeki Kürtçe yazılardan ötürü toplatma kararları verilirdi. Gazetenin iyi bir yazar kadrosu, cesur bir okur kitlesi vardı. Biz Bitlis ve çevresinde hemen tüm köylere gazete balyaları ile genç guruplar gönderir gazeteyi dağ köylerine dek ulaştırırdık. Köydeki gazete satışı sayesinde canlı ve sıcak söyleşiler düzenlenir, köylüler yurtsever saflara çekilmeye çalışılırdı. Roja Welat’ın her sayıs ından en az beşbin adet sadece Bitlis, özellikle de Tatvan ve civar köylerde satılırdı.
Gazete dağıtımı ve satışı bir karnaval havasındaydı. Gençler dört gözle yeni sayıyı beklerlerdi. Bu iş onlara müthiş bir enerji verirdi.. Hiç unutmuyorum oralarda Ahlat tarafında yaşamını dağda geçiren bir firar vardı, kız kaçırmaktan aranıyordu. Adı Kerem di. O her ayınbaşında, ortasında ve sonunda inerdi kente ve gizlice bir yerde mevzilenirdi. Sonra da derneğe bir haber salardı, gazeteyi kucaklar tekrar dağlara yönelirdi. Kerem dolaştığı tüm köylerde gazeteyi tek tek satar, parasını da tas tamam getirir öderdi. İşin garib tarafı Kerem okuma yazma da bilmiyordu.
Gazete 12 Eylül’e dek ancak 13 sayı çıkabilmişti. Her sayısında, bol resimli olaylar, kültür sanat haberleri, yanısıra, politik yazı ve roportajlar yer alıyordu. Gazetenin en üst tarafında logo Kürtçe olarak şu tümceden oluşuyordu: KARKERÊN HEMU WELATAN U GELÊN BİNDEST YEKBİN. Yani Türkçesi ile : Bütün ülkelerin işçileri ve ezilen halklar birleşin. Bu logo değişmezdi. Ama her sayının dış kapağında genellikle resimli ve renkli haber başlıkları yer alırdı. Gazete en az 16 sayfadan oluşuyordu. Dönemin en çok satılan gazetesi hiç kuşkusuz (Kürtçe olan) Roja Welat’dı. 12 eylülden sonra sanırım yurt dışında da bir kaç sayı çıktı.
Gazetenin bir sayısında Süphan dağında yaylaya çıkmış Koçerlere (Göçebe Alikan Aşiretine bağli göçerler) genişçe bir yer verilmiş, ileri gelenlerinden Hacı Mahmut ile de geniş bir roportaj yapmıştık. Kapakta da Hacı Mahmudun büyük bir resmi yer almıştı. Yaşlı, bastonu ve Qelunu (Piposu) elinde, omzunda keçesi ve başında egali ile uzamış kır sakalı, gür kirpikleri ve haşin bakışı ile bir yaşlı adam.. Bu görkemli adamın etrafında da bir koyum sürüsü usulca otlanıyordu bayırda.. Bu rasmin hemen altında ise büyük puntolarla: JÎNA SERÊ ÇÎYAYÊ SÎPANÊ yazılmıştı. Yani Türkçe “Süphan dağında yaşam” anlamına gelen bir röportaj başlığıydı bu başlık.
Gazete Ağrı’da mahkeme tarafından toplatılmış, ve gazete satıcıları tutuklanmıştı. Söz konusu toplatmaya gerekçe olarak Hacı Mahmud’un roportajı ve gazetenin logosu ile bir iki Türkçe yazı gösterilmişti. Duruşmaların ilkinde avukatlar tutuklama ve toplatma kararlarına itiraz etmişlerdi. Mahkeme bunun üzerine olayı bilirkişiye havele etmiş ve sonraki duruşmaya rapor sunulmasını istemişti. Ancak bilirkişi tayin edilen kişi bir hükümet görevlisiydi ve anlaşılan oydu ki yeterince de Kürtçeye vakıf değildi.
Davaya Van Barasu avukatlarından Veysi Zeydanlıoğlu müdahil avukat olarak katılıyordu. Bilirkişi raporunu sunmuş ve duruşma günü gelip çatmıştı. Biz de duruşmayı izlemek üzere duruşma salonuna girdik. Önce bilirkişinin raporu okundu. Tam bir komediydi rapor. İzleyenleri ve hatta Kürtçe bilen hazırdaki herkesi gülmekten kıran bir rapordu bu. Şöyleki, logo için “Bütün ülkelerin işçileri ve ezilen halklar birleşin” anlamına gelen , ”Karkerén hemu welatan u gelén bindest yekbın” tümcesi: “Bütün ülkelerin işçileri birleşin, el altından kar edersiniz’’ diye tercüme edilmişti.
Keza “Jîna serê çîyayé Sîpanê” için ise “Süphan dağında bir kadın” olarak tercüme yapılmış ve bilirkişi raporu diye mahkemeye sunulmuştu. Bu son derece komik bir rapordu kuşkusuz.
Bu rapor üzerine avukat söz alıp savunma yaptı. Gazetenin politik bir gazete olduğu, bir magazin gazetesi olmadığı, kapaktaki resmin de bir erkek resmi olduğu, alttaki yazının da kapak resmine ilişkin olduğunu savundu. Bilirkişi diye tayin edilmiş kişinin özünde bilmez kişi olduğu ortaya çıkmıştı ama bu anlaşılıncaya dek gazete yetkilileri bir süre içerde yatmış gazete de yasaklanmıştı. Leninin o meşhur sözü de böylece yeni bir halde yorumlanmıştı. Bütün ülkelerin işçileri birleşin, el altından kar edersiniz
latifepozdemir@hotmail.com
|