Siz, bir
yandan yazdığı Kürtçe yazılardan ötürü DGM de yargılanan ve aynı zamanda da
dava açılmış başka Kürdçe yazılarda bilirkişi tayin edilmiş kimseyi
tanıyormusunuz. Örneği yok denecek kadar azdır. Ama eğer bir kişi bile olsa
örnek görmek istiyorsanız, işte karşınızdayım.
Istanbul
2 nolu DGM Azadi adlı dergiye yazdığım bir yazıdan ötürü hakımda dava açmış,
yargılanıyorum. Mahkemelere de gidip geliyorum, yazdığım Türkçe- Kürdçe
yazılarımdan ve kitaplarımdan ötürü. 1990’lı yıllardı. Ortalık toz duman.
Gazeteler savaş bültenlerini andırıyordu. Kan, barut ve gözyaşı, günlük yaşamın
bir parçası haline gelmişti. DGM’lerin önü kuyruklarla doluydu. Mahkemeler gün
boyu dolup boşalıyordu. Aydınlar, yazarlar, müzisyenler, gazeteciler, öbek öbek
dava ediliyor, duruşma salonlarını dolduruyorlardı.
Azadi
gazetesinde Ahmed Zeki Okçuoğlu’nun bir köşesi vardı. Her sayıda siyasal
yorumlar yazıyordu. Hemen her sayı, Ahmedin yazılarından ötürü toplatma
alıyordu. Bir keresinde Ahmed beni aradı. Yazısının dışarıda olduğu içn
gönderemediğini söyledi. Gazetede Ahmedin köşesinde ‘’yazarımızın yazısı
elimize ulaşmadığından yayınlayamıyoruz‘ gibi kısa bir açıklama yer almıştı.
Gazete basılıp dağıtıma verildiği günün ilk saatlerinde, basın polisi gazete
bürosunun kapısını çalmış ve toplatma kararını iletmişlerdi. Gerekçe bu kez çok
ilginçti. Gazete Ahmedin o sayıda olmayan yazısından ötürü toplatılmıştı. Belli
ki gazete okunup incelenmemişti bile. Çünkü Ahmed o hafta yazmamıştı. O sitres
dolu gerilimli ve zorlu yıllarda, sağolsun bu ve benzer olaylar, tek eğlence
kaynağımızdı.
Kamber
Soypak, Ses Plağın avukatlığını yapıyordu. Ses Plak o günlerde Kürdçe muzikler
yapıyor kasetler çıkarıyordu. Her kaset hakkında (kürtçe olanlar) davalar
DGM’de açılıyordu. Kamber, biryandan da Koral diye bir yayınevi işletiyordu.
İlk şiir kitabım ‘Dili Yasak Şİİrler’ Koral yayınlarından çıkmıştı. O aralar
Haşmet Zeybeğin ‘Irgat‘ adlı oyun kitabını da Kürdçeye çevirme kararı aldık
Kamberle ve ben çevirmeye başlamıştım.
Kamber
DGM’deki bir duruşmada bilirkişinin yaptığı çeviriye ve rapora öfkelenmiş ve
itiraz etmişti. Hakim de ‘elimizde bu tür davalarda (Kürtçe yazı, kitap kaset vs.) tercümanlık
yapacak, bilirkişilik yapacak tarafsız ya da resmi kişi ve kurum yok. Biz de
zorunlu olarak güvenlik güçlerine mensup kürdçe bilenlerden yardım alıyoruz’
deyince Kamber de bunun demokratik olmadığını söyleyip bu konularda eğer
mahkeme isterse bilirkişi konusunda yardımcı olacağını söyleyince, hakimde
kendisinden ism istemişti. Kamber de böyle bir şeyin kabul göreceğni
sanmadığından hazırlıksız yakalanmıştı. İlk akla gelen de ben olduğumdan
mahkemeye benim adımı ve adresimi vermişti. Ben aynı zamanda‘ noluda
yargılanıyorum. Kürtçe yazılarım ve kitaplarımın hemen tümü hakkında davalar
açılmış.
Birgün ev
adresime bir mahkeme gönderisi geldi. Açtım baktım 5 nolu DGM beni mahkemeye
çağırıyor. Ertesi gün kalktım gittim. Merak da ediyorum bir yandan acaba gene
neden ötürü dava açıldı diye. Mahkeme kalemine gittim. Kendimi tanıttım. Beni
savcının karşısına çıkardılar. Savcı Kürtçe bilip bilmediğimi sordu. Kitaplarım
olduğunu söyledim. Nerden Kürdçe öğrendiğimi sordu. Ben de Anamdan diye yanıt
verdim. Sonra bana bir doğruluk yemini ettirdi, arkasından da, bir dosya
uzattı. Ve bu dosyadaki kasetleri dinleyip tercüme etmemi, bir bilirkişi raporu
yazmamı istedi benden. Zarfı aldım. Teslim kağıdını imzaladıktan sonra döndüm
eve geldim. Kamberi aradım. Konuyu konuştum. Dava onun bir davasıydı.
Kamber
bir yandan benim gönüllü avukatlığımı da yapıyordu (gönllüden kasıt, yani para
almadan.) Sağolsunlar o dönemler avukatlarımızın çoğu para almadan —olmadığı
için bu yüzden alamadan— davalarımızı takip ediyorlardı. Edemedikleri zamanlar
da vardı ama yetişmek mümkün değildi. Çünkü Kürt kokan herşeye dava açılıyordu. İşte ben de o günden sonra bir
çok davada bilirkişi görevi yapıyordum.
İstanbul
2 nolu da davam devam ediyor. Ama ötekilerin hemen tümüne, raporlar yazıyorum.
Bir çok dosya var elimde. İşler iyi anlayacağınız. Bu yetmiyor birde Erzurum,
Van ve Diyarbakır DGM’lerinden de bana talimatla benzer işler geliyor. Yani bir
anda tüm DGM’lerde nam salmışız demek ki.. Ben işleri bitirip teslim eder etmez
saymanlığa gidip ücretimi alıyordum. Bir müddet bu yolla geçimimi sağladım. O
zamanlar aldığım para fene da değildi. Ben, bir keresinde mahkemeye başvurup
ücretimin artırılmasını istemiştim. Bunun üzerine küçük bir artış bile
yapılmıştı.
Hiç
unutmam. Erzurum DGM bana bir dosya göndermişti. Açtım baktım. 6 kaset. Hepsi
de, en çok beğendiğim, aramakla bulamayacağım Kürdçe Dengbéj kasetleri Şakıro,
Hıseyno ve ötekiler. Bunu bir piyango gibi görmüş ve ilk iş olarak hemen birer
kopyelerini kendime saklamıştım. Yazdığım raporda da, kasetlerin geçmiş
yıllardaki aşiret kavgalarını konu aldığını, müzik değerinin olmadığına benzer
bir rapor yazmıştım. Bunun üzerine dava düşmüştü.
Zaten yazdığım
raporların çoğunda davalar cezasız sonuçlanıyordu. Bir tanesi de Mehdi Zananın
cezaevinde yazdığı bir Kürdçe şiir kitabıydı. O raporda Mehdi’nin yazdığı
kitabı yerden yere vurmuş her bakımdan iyi olmayan bir kitab olduğunu raporuma
bile yazmıştım. Bana göre şiir yazmak önemli meziyetler gerektiriyordu çünkü.
Sanırım o dava da cezasız sonuçlandı. Bu durum bana bir oyun gibi geliyordu.
Ben rölümü iyi yapmak istiyordum. İşin garip tarafı, bana gelen davaların büyük
bir kısmının sahiplerini, sözüm ona faaillerini, dahası avukatlarını
tanıyordum. Ama hiç şike yapmadım. Bu işin de uzun sürmeyeceğini biliyordum.
Nitekim öyle de oldu.
Avukat
Selim, Welat adlı Kürdçe gazetenin avukatlığını yapıyordu. Welatın her sayısı
savaş bülteni gibiydi. Bir saysında: ‘Dewlet dixwaze Kurdistané bişewitıne‘
başlığı ile yayınlanmış bir makale yayınlanmış ve dava konusu yapılmıştı. Beni
çağırdılar. Gittim. Birden 2 nulu DGM, yargılandığım DGM savcısının karşısında buldum
kendimi. Bana, önce yemin ettirdi. Sonra gazeteyi verdi. Daha sonrada dönerek
bana: ‘’Sakın yanlış bir iş yapmayasın. Bak o yazının türkçesi: Devlet
Kürdistanı yakmak istiyor anlamına geliyor‘’ deyip beni kendince uyardı. Ben
mümkün mertebe yüz yüze gelmek istemiyordum. Biraz paniklemiştim herhalde. Tam
arkamı döndüm gidiyordum ki savcı ‘’bakarmısın‘’ dedi. Beni tanıdığını ama
nereden olduğunu çıkaramadığını söyleyince ben de ‘’efendim bu işlerden dolayı
tanıyorsunuz dedim. Ama savcı, inanmadı. Adımı soyadımı önündeki kağıda yazdı.
Sonra ben çıkıp geldim.
On gün
sonra duruşma vardı. Ben mazeret bildirip gitmedim. Ancak mahkeme bana yazılı
ihtar çekip raporu isteyince mecburen götürp verdim. Ancak hiç bir şeyin eskisi
gibi olamayacağını anlamıştım. Bu yüzden
yazıyı sadece Kürtçeye çevirdim. Çeviriyi de yorumsuz olarak kaleme teslim
ettim. Bu arada savcının benimle görüşmek istediğini söylediler. Dananın
kuyruğu koptu, dedim kendi kendime. Gittim savcının odasına. Savcı teşhis
koydu. Beni tanıması ve işime son vermesi bir olmıştu. Son işimden almam
gereken paradan da mahrum kalarak kovulmuştum. O DGM de yargılandığım davadan
da, 16 ay hüküm giydim. Firar dolaştım. Ta ki ‘’Basın yoluyla işlenmiş suçlara kısmı erteleme yasası‘’ çıkıncaya ve
dava düşünceye dek.
DGM’lerdeki
çevirmenlik ve bilirkişilik yaşamım böylece sona erince bir gün bizim vakfa
geldim. (KÜRD-KAV ). Yılmaz Çamlıbel başkandı. Durumu ona anlattım. Yönetim
kurulunda bir karar aldık. Adalet bakanlığı ve Türkiye noterler birliğine
yazılı başvurularda bulunarak mahkemelerde duruşmalar esnasında bilirkişil
tayin edebileceğimizi, yasal bir Kürd kurumu olduğumuzu ve bu işlere vakıf
üyelerimiz olduğunu yazıp bildirdik. DGM bunun üzerine isim istemişti. Benim
dışımda bir kaç arkadaşın ismini sunduk. Uzunca bir zaman da o arkadaşları
tercüman olarak çağırdılar diye biliyorum.
Şimdilerde ise bu tür konularda
KÜRD-KAV’dan çok Kürt Estitüsü’nün görüşlerine baş vuruyor mahkemeler. Son
olarak basından öğrendiğimiz kadarı ile Yusuf Çetin adındaki sinema sanatçısı,
adının Şoreş olarak değiştirilmesi talebi ile mahkemeye baş vurunca mahkeme de
bu konuda Sami Tan’dan bilgi istemiş ve bu bilgilerden sonra karar vereceğini
bildirmiş. Sonuç ne oldu bilmiyorum ama, trajikomik şeyler ülkesi Türkiye’de
buna benzer yüzlerce olay olduğunu biliyorum.
latifepozdemir@hotmail.com
|