Bundan tam 49 yıl önce çoğunluğunu üniversite öğrencilerinin oluşturduğu 50 Kürt aydını gözaltına alınmıştı. 17 Aralık 1959 günü tutuklanan bu insanlar İstanbul Harbiye binasının altındaki tek kişilik ölüm hücrelerine konulmuştu. Birbirleriyle görüştürülmeden iki yıla yakın bir zaman diliminde bu havasız, lağım kokan hücrelerde çile doldurmuşlardı.
Eksik beslenme ve sağlıksız bir ortamda yaşamaları sonucu bir çoğu verem olmuştu. İlaç, doktor, tedavi yasaklanmıştı.
M. Emin Batu isimli üniversite öğrencisi de verem olanlardan biriydi. Tedavi görmesi yasaklandığı için kan kusarak hücresinde ölünce, geriye 49 insan kalmıştı. İşte bunun için, bu olayın mağdurları, tarihte 49’lar diye anılmaya başladılar.
Gerçi daha sonra davaya bağlananlar oldu, ama yine de bu olay 49’lar olayı diye biliniyor.
Peki kimdi bu Kürt aydınları? Suçları neydi? Hangi gerekçeyle tutuklanmışlardı?
Nasıl yargılandılar?
Kürtlerin çoğu 49’lar olayını duymuştur. Ama olayla ilgili ne biliyoruz acaba?
Oysa ki biz tarihimizi bilmek, bilinmeyeni öğrenmek zorunda olana bir milletiz. Yakın tarihimizden başlayıp gerilere doğru ilerleyerek tarihimizi yeniden keşfetmek zorundayız.
İnsan, yurduna, ulusuna ve insanlık ailesine hizmette bulunmak istiyorsa; geçmiş ulusal, toplumsal, tarihsel olayları iyi bilmeli, doğru yorumlamalı ve dersler çıkarmalıdır.
İşte ben de bu amaçla bir araştırma yaparak 49’lar olayını kamuoyuna tanıtmayı düşündüm. Eksikliklerim için, başta yaşayan 49’lar olmak üzere tüm dostların hoşgörüsüne sığınıyorum.
Evet, kimdir bu 49’lar? Önce isimlerini yazarak işe başlamak galiba en doğrusu.
49 ‘LARIN TAM LİSTESİ
1-Şevket Turan, Mardinli olup Gülhane Tıp Akademisi maliye şube müdürü ve levazım binbaşısıydı.
2-Naci Kutlay, Kars.Çamlıdere ilçesi hükümet doktoru.
3-Ali Karahan. Siverek. Avukat.
4-Koço Elbistan. Maraş. Kırıkhan belediye doktoru.
5-Yavuz Çamlıbel. Dogu Beyazit. Yedek topçu asteğmen.
6-Mehmet Ali Dinler. Cizre. Ankara Hukuk Fakültesi birinci sınıf öğrencisi.
7-Yusuf Kaçar. Tunceli, Nazimiye. Birinci İnşaat Tekniker okulu öğrencisi.
8-Nurettin Yılmaz. Cizre. Ankara Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi.
9-Ziya Şerefhanoğlu. Aslen Bitlisli olup Diyarbakır Hançepek nüfusuna kayıtlı. Avukat.
10-Medet Serhat. Iğdır. İstanbul Hukuk Fakültesi öğrencisi. 1963’te çıkarılan Deng dergisinin genel yayın yönetmeni idi.
11-Hasan Akkuş. Urfa. İktisat fakültesi öğrencisi.
12-Örfi Akkoyunlu. Pötürge. Madeni eşya fabrikatörü.
13-Selim Kılıççığlu. Varto Kıdemli üsteğmen.
14-Sahabettin Septioğlu. Palu. Yüksek ziraat mühendisi. Levazım Asteğmeni.
15-Said Elçi. Bingöl. Muhasebeci. 1Haziran 1971’de Dr. Sıvan veya arkadaşları tarafından öldürüldüğü iddia edilir.
16-Sait Kırmızıtoprak. ( Dr. Şıvan ) Tunceli, Nazımiye. İstanbul Tıp Fakültesi 9.
sömestr öğrencisi. Daha sonra Türkiye’de KDP’yi kurdu ve Said Elçi’yi öldürdüğü iddiasıyla 1971 sonlarında KDP tarafından infaz edildi.
17-Yasar Kaya. Iğdır. 1963 yılında Deng dergisi yazı işleri müdürlüğü yaptı ve 23’ler davasında da yargılandı. İstanbul fakültesi 3-4. sömestr öğrencisi.
18-Faik Savaş. Genç.İstanbul fakültesi öğrencisi.
19-Haydar Aksu. Kiğı. Stajyer avukat.
20-Ziya Acar. Kulp. İstanbul Hukuk Fakültesi 2. sınıf öğrencisi.
21-Fadıl Budak. Diyarbakır. İstanbul Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi.
22-Halil Demirel. Islahiye. Yardımcı topçu asteğmen.
23-Ferit Bilen. Diyarbakır. Kundura mağazası sahibi.
24-Esat Cemiloğlu. Diyarbakır. Yüksek Ziraat mühendisi.
25-Mustafa Nuri Direkçigil. Diyarbakır. Sağlık müfettişi.
26-Fevzi Avşar.Kars. İstanbul Tıp Fakültesi öğrencisi.
27-Necati Siyahkan. Siverek.İstanbul Hukuk Fakültesi 2. sınıf öğrencisi.
28-Hasan Ulus. Erzurum.
29.Nazmi Balkaş. Lice. İstanbul üniversitesi Orman Fakültesi öğrencisi.
30-Hüseyin Oğuz Üçok. Diyarbakır. İstanbul Tıp Fakültesi Diş Hekimliği ögrencisi.
31-Mehmet Nazım Çiğdem. Ankara. Boya ve inşaat isleri yapar.
32-Fevzi Kartal. Van. Yedek asteğmen.
33-Mehmet Aydemir. Siverek. İstanbul Tıp Fakültesi öğrencisi.
34-Abdurrahman Efem Dolak. Diyarbakır. İleri Yurt gazetesinin sahibi ve Güven gazetesinin ortağı.
35-Musa Anter.Nusaybin.
36-Canip Yıldırım. Diyarbakır. Avukat.
37-Emin Kotan. Muş. Elektirik muhasibi.
38-Ökkeş Karadağ. Maraş.
39. Muhsin Şavata. Malatya.Canlı hayvan tüccarı..
40-Turgut Akın. Ergani. Ankara Hukuk Fakültesi üçüncü sınıf öğrencisi..
41-Sıtkı Elbistan. Maraş. Ankara .üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi.
42-Şerafettin Elçi. Cizre. Hukuk Fakültesi 2. sınıf öğrencisi. 12 Mart 1971’de TDKP davasında yargılandı ve 8 ay hapis yattı..
43-Mustafa Ramanlı Beşiri. Ankara Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi.
44-Mehmet Özer.Siverek. Ankara Tıp Fakültesi son sınıf öğrencisi.
45-Feyzullah Demirtaş. Palu. Ziraat teknisyeni.
46-Cezmi Balkaş. Lice. Orman Fakültesinde öğrenci.
47-Halis Yokuş. Kars. İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Fakültesi öğrencisi.
48-İsmet Balkas. Lice. Tıp Fakültesi öğrencisi.
49-Sait Bingöl. Bingöl. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğrencisi
50-M.Emin Batu.Siirt. Öğrenci. Göz altındayken öldü.
Bazılarınızın “Allah Allah bu adamın ne işi var burada?” veya “Hayret bakın falancı da 49’lardanmış” gibi sözler ettiğini duyar gibiyim.
Evet, bu insanlar ne bir ideoloji ne de örgüt etrafında amaç birliği ederek yan yana gelmiş insanlar değillerdi. Aksine çok farklı duygu ve düşüncede olan kimselerdi. Beraberce tutuklanmayı gerektirecek bir şey de yapmamışlardı. İçlerinde 20 yaşında delikanlılar da, 60’lık ihtiyarlar da vardı.
Bu insanların aşağı yukarı üçte biri şu anda hayatta değil. Çoğu politikadan uzak bir yaşam sürdürüyor. Çok az bir bölümü hala çeşitli biçimde aktif politika yapıyor.
Bu insanları günümüzün değer yargılarıyla ele almamız bence doğru olmaz. Onları yaşadıkları maddi koşullarıyla inceleme doğru olacaktır. GELİN HEP BERABER 1959 YILINA UZANALIM. AMA 1959 YILINI DA KAVRAMAK İÇİN BİRAZ DAHA GERİLERE GİTMEMİZ GEREKİR.
KÜRT ULUSAL BAŞKALDIRILARI Cumhuriyet’in kuruluşundan hemen sonra başlamış ve 1938 Dersim yenilgisiyle son bulmuştu. Bundan sonra Kürdistan’da yürürlüğe konulan ekonomik, sosyal kültürel politik ve askeri uygulamalar, Kürdistan’ı büyük bir sessizliğe gömmüştü. Özellikle uygulanan ırkçı, şoven ve asimilasyoncu eğitim sonucunda Kürt ulusal kimliği bir yabancılaşma ve yok olma sürecine girmişti.
Artık ortalıkta Kürtçe konuşan insanlar, ben Kürdüm diyen aydınlar, çocuğuna Kürtçe ad koyan aileler yok denecek kadar azalmıştı.
İşte 49’lar kuşağı devletin ırkçı şoven ve asimilasyoncu politikasının maya tuttuğu bir dönemde buna karşı direnen bir kuşaktır. Onlar, sönmeye yüz tutmuş Kürtlük bilincini yaşatmaya çalışıyorlardı. Onlar, Kürtlükle ilgili her şeyin yok olmaya yüz tuttuğu bir dönemde, Kürt ulusal bilincinin bu günkü seviyeye gelmesini sağlayan o küçücük kıvılcımı yüreklerde besleyenlerdir.
Bu kuşak metropollerde Kürtlüğü canlandırma, yaşatma savaşı veriyordu. Üniversiteye yeni gelen Kürt gençleriyle ikili ilişki kuruyor, kantin, yurt ve bekâr evlerinde govend çekerek kılam söyleyerek, tütün sararak, çiğ köfte yoğurarak kimliklerini dayatıyorlardı.
Diyarbakırlı, Ağrılı, Brûki, Beritanlı, Suni, Alevi idiler; ama sonuçta Kürtlük düşüncesini egemen kılmak için çırpınıyorlardı.
Bin bir gizlilik içinde odalarda Newroz kutlamaları düzenliyorlardı.
Bunu yaparken meşhur olmak, tarihe geçmek gibi bir amaçları da yoktu. Onlar omuzlarına binmiş büyük bir ulusal yükün altına zayıf omuzlarını koymaktan kaçınmamış mütevazı insanlardı.
Giderek sayıları tükenen ve yaşama veda eden bu kişilerden, hala hayatta kalmış olanlar da dahil, geçmişte ve bu gün ,şu andaki konumları ne olursa olsun, onlar Kürt ulusal demokratik mücadelesinin çok zor bir döneminin kahramanları olarak,tarihe geçecekler ve öyle anılacaklardır..
Siyasi bilinçleri, kabiliyetleri, özlem ve amaçları ne olursa olsun, onlar her Kürt tarafından saygıyla anılması gereken insanlardır.
Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra düzenlenen İzmir İktisat Kongresi’nde Türkiye’nin ekonomik sosyal ve politik resmi ideolojisinin çerçevesi çizilmişti. Buna göre devlet eliyle palazlandırılacak kapitalist sınıf Türkiye’yi “muasır medeniyetler seviyesine” çıkaracaktı.
Gerçekten de tek şef, tek parti diktatörlüğünde baskı, zorbalık ve zulme dayalı acımasız bir sömürü sonucunda da olsa, her mahallede bir milyoner yaratıldı.
Bu uygulamayla ülkede batı taklitçisi, kılık kıyafette çağdaş ama özünde köle-efendi ilişkisine dayalı vahşi bir sömürünün uygulayıcısı bir bürokrat tipi yaratılmıştı.
Süreç içinde palazlanan sermaye sınıfına bu kalıp dar gelmeye başladı. Onlar ciddi bir yapı değişikliğiyle sömürü olanaklarının artmasını ve dünya kapitalist sistemiyle daha sıkı bir işbirliğine girmeyi istiyorlardı.
Böyle zamanlarda devlet, daha önce oluşturduğu ve alabildiğince abarttığı ulusal tehlikelere sarılma yoluna gider. Bu sefer de öyle yapılarak toplumsal muhalefetin gözü Kürtçülük tehlikesine çekilerek hedef şaşırtması yoluna gidildi.
Devletin gizli ve açık örgütlerinin ortaklaşa buldukları çare Kürt öcüsünü sahneye sürmekti.
|