Hürriyet Gazetesi Prof. Yalçın Küçük, Prof. Kemal Gürüz, Org. Kemal Yavuz, Org. Tuncer Kıllıç başta olmak üzere 37 kişinin gözaltına alınmasıyla sonuçlanan 10. dalga Ergenekon operasyonunu son dalga olarak manşetleştirdi.
Hürriyet’in bunu son dalga olarak tanımlaması nedensiz değildir, „son dalga“ kavramı biryerlere verilen bir mesajı içermektedir.
Ancak Hürriyet’e rağmen bu operasyonlar devam edecek ve 10. dalga operasyonu, bundan sonra gelen dalgaların daha şiddetli olacağının sinyalerini de vermektedir.
10. dalga operasyonunu önemli kılan, ne emekli generallerin ne de önemli bürokratların gözaltına alınmış olmasıdır. Bunlarin derin devletin suç örgütü olan Ergenekon‘un mensupları olmuş olmalarında yadırganacak ya da şaşılacak bir yan yok. Mensup olmamış olmaları şaşırtıcı olurdu.
Ancak içlerinde biri var ki, onun bu örgüte mensup olmuş olması, 10. dalgayı Türkler açısından olmasa bile Kürtler açısından çok önemli kılmaktadır.
Bu önemli ve değerli şahıs, 1968’de Sovyetlerin Çekoslovakya işgalini sosyalizim adına hararetle alkışlayan, 1979 Afganistan işgalini devrim olarak selamlayan, 12 Eylül 1980 darbesiyle tutuklandıktan sonra cezaevlerindeki açlık grevlerine katılmadığı halde, Hürriyrt Gazetesi tarafından „Açlık grevinin 60. gününde direnişin sembolü bir doçent“ diye manşete taşınan, askeri mahkeme savcılarının agzından; „şeytana paucunu ters giydirecek kadar akıllı akademisyen“ diye haber konusu yapılan, serbest kaldıktan sonra, ayda bir yazdığı „Aydınlar Üzerine Tezler“ ve „Türkiye Üzerine Tezler“ adlı kalın ve her bir cildi, bir öncekini çürüten teorileriyle raddikal solun liderliğine oynayan ve sonunda kendini gelişmekte olan Kürt limanına demirleyen kızıl kaşkollu, son dönemlerde kafasına geçirdiği kalpağıyla ünlü Prof. Yalçın Küçük...
Devletin ve onun gayriresmi yayın organı olan Hürriyet’in sol adına lanse ettiği Yalçın Küçük, 80’li yıların sonlarında çıkartığı Toplumsal Kurtulus dergisiyle üniversite gençliğı arasında öylesine saygın bir konuma geldi ki, koltuğunun altında Toplumsal Kurtulus Dergisi ve herbiri bir tezek kalınlığında olan aydın ve türkiye üzerine tezler adlı kitaplarını koltuğunun altında taşımayan bir tek solcu öğrenciye rastlamak, neredeyse olanaksızdı...
Peki Yalçın Küçük’ü Kürtler açısından önemli kılan neydi?
1990 sonrası Yeni Ülke ve Özgür Gündem gazetelerinde köşe yazarlığı, Yaşar Kaya’nın yakın mesai arkadası ve oda komşusu, Doğu Perinçek gibi Bekaa Vadisi’nin değerli ve önemli konuğu...
Parise yerleştikten sonra, Kürdistan Ulusal Meclisi (KUM) ve Kurdistan Ulusal Kongresi (KNK)‘nin akıl hocası, bir dönem ilk Kürt televizyonu olan Med-TV’nin gayri resmi danişmanı olarak Günay Aslan’ın hala saygıda kusur etmediği sevgili hocası...
Abdullah Öcalan’a „Kardeşim Apo“ diyecek kadar Kürtlere PKK’ye yakın durması...
Avrupa’daki „sürgün yaşamına“, Abdullah Öcalan’ın 15 Şubat 1998 tarihinde Türkiye’ye teslimedilmesinden yaklasık altı ay sonra, 29 Ekim Cumhurriyet bayramında Türkiye’ye dönerek sonlandıran, kemalist özüne, yani gerçek kimliğine dönüşle Barzani ve Güney Kürdistan karşıtlığının bayraktarlığını yapan Yalçın Küçük, bugün derin devletin derin bir adamı olarak karşımıza çıkmaktadır...
Peki dün Yalçın’ı farklı kılan neydi?
Bence dün ne idiyse, bugün de odur. Bu gün kimlere hizmet ediyorsa, dün de aynı hizmeti farklı bir maskeyle yerine getiriyordu...
Dün Türk sol hareketine ve kürtlere sol gösterip sağla vuran Yalçın Küçük, bugün cepheden direk vuruyor.
Ancak Kürtler, Yalçın'dan ziyade, kendilerini Yalçın ve Doğu ile aynı senaryoda rol almış olan Kürtlerin olası vurşlarına karşı şimdiden hazırlamalıdırlar...
Ancak böylesi bir hazırlık onları, ileride karşılaşabilecekleri muhtemel bir şoktan kurtarabilir...
Benden uyarması...
08 Aralık 2008
firataras@navkurd.net |