BAŞBAKAN, yani bu ülkede tüm sorunların çözüm hamisi, yani ulusüstü sermayenin gönüllü fedaisi, yani din iman vs… edebiyatıyla yoksul ve yoksul olması yüzünden de cahil ve cahil olması yüzünden kafası küçük çıkarları dışında hiçbir şeye basmayan kurnaz köylünün ve varoş lümpenlerinin baş temsilcisi, yani umut taciri ve kutsalın pazarlayacısı…
Yaniler uzatılabilir ve bir çok sıfat eklenebilir ama bu çok sıfatlı ve çok suratlı başbakan, Kürtlerin ana dil eğitimi talebini, “size verirsek bu ülkede diğer gruplara emsal teşkil edersiniz” diyerek, Kürtlere yüzlerce yıldır yapıldığı gibi kapıyı gösterdi.
Ve ben doğrusu bunu hiç yadırgamadım…
Yani iki ileri bir geri oyunu bu ve bizim folklorumuza bile girmiş…
Olduğun yerde zıpla dur, saatlerce tepin ve bir arpa boyu yolu zarzor al…
neyse bunlar halkbilimcilerin işi onlar ilgilensin bu meseleyle…
* * *
Şimdi bu çok sıfatlı ve çok suratlı başbakan (sanırım onun çoğulculuk anlayışı kendi çoklu kimliğiyle sınırlı), Kürtlerin ana dilde eğitim talebiyle ilgili olarak bu türden vecizeler etti.
Eder mi eder.
Başka bir şey beklenmesi gerekir mi (bu ülkede ABD’nin icazetiyle başbakan olmuş; kendisine oy veren tabansız cemaat liderlerinin sıkıştıklarında koşup ABD’nin kucağına oturduğu kitleleri oy tabanı yapmış bir başbakandan; maliye bakanın hırsız, bir çok bakanının rüşvetten yada görevi kötüye kullanmaktan yargılandığı, milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırılsa neredeyse dörtte birinin kendisini mahkeme kapılarında bulacağı, buna rağmen kendileri de hırsız olduğu için bunu yadırgamayan yarı aç kitlelerin gözünü boyayıp iki dönemdir hükümet eden) BÖYLE bir başbakandan başka bir şey beklenir mi? Bence hayır, beklenmez/beklenmemeli…
Yardımcısı Çiçek beyefendi de 301. maddeyle ilgili demiyor mu ki, “bu ülkede kimsenin 301. madde umurunda değil...”
Hangi zamanda söylüyor bu vecizeyi yardımcı Çiçek?
Bu maddeden güç alarak bu ülkenin yabancısı ilan edilen bir aydının yani Hırant Dink’in ölüm yıldönümüne on gün kala…
Sayın Çiçekte, (madem çiçek olmuş açmış ve bu ülkede çeşitli bakanlıklarla taltiflenmiş) böyle ne idiğü belirsiz laf eder mi? Vallahi eder.
Neden mi eder?
“çünkü az önce sıfatlarını ve suretlerini eksikli yazdığım bir başbakanın yardımcısı…”
başka bir tarz beklenmeli mi bunlardan?Bence hayır…
Neden beklenmez?Çünkü, bunlar kendilerine biçilen rolleri oynuyorlar…ve de oynamaya devam edecekler.
O yüzden yadırgamak gerek bu haşmetmeaplarının söylediklerini/eylemlerini…
** ** **
Başbakanın Kürtlerle ilgili bu tür bir ileri iki geri (artık iki ileri bir geri değil) oyununa karşı ne beklenir bu ülkenin geride bırakılmış/ ötekileştirilmiş unsurlarının temsilcilerinden?
Ben şunu beklerim mesela; “bizim anadil hakkımızı savunmamız diğer gruplara emsal teşkil edecekse ve biz diğer grupların kendi dil yada kültürel haklarını talep etme konusunda onlara önderlik etmişsek bu türden taleplerimizle, bundan onur duyarız.Umarım bizim onlarca yıla ve bu kadar kanla sığdırdığımız(ne yazık ki bu kadar kanla, göçle, acıyla sığdırdığımız) ve gelinen noktada talep ettiğimiz haklarımızı diğerleri bu kadar kana ve acıya gömülmeden alabilir… Bunun önderliğini yaptıysak ne mutlu bize… Çünkü bu zaten bizden beklenilebilirdi. Çünkü bunu bu coğrafyada DÖRTBİN yıldır yaşayan ve dörbin yıldır acı çeken bir halk olarak biz yapabilirdik. Bu artık bizim tarihsel görevimizdi ve bu görevi bu coğrafyanın DÖRTBİN yıllık yerlileri olarak yerine getirdiğimizden dolayı memnunuz, bahtiyarız”
Siz okuyucular fantastik bulabilirsiniz benim beklediklerimi, ama ben bunu beklerim.
* * *
Ben bu ülkede başbakanın kabadayı,külhanbeyi, bir ileri iki geri yada iki ileri bir geri tavırlarına yabancı değilim ve gerçekten yadırgamıyorum. Dedimya görevi adamın ve görevinin ehli adam…
Peki DTP milletvekili sayın Ahmet Türk’e ne oluyor? O nasıl bir göreve soyunuyor?
Ne oluyor da sayın Türk, başbakanın siz isterseniz diğerleri de ister diyerek Kürtlerin ve diğer tüm toplulukların/etnisitelerin/kültürlerin haklarını gasbetmeye kalkıştığı bir durumda birdenbire “iki kurucu toplumuz, yani Türkler ve Kürtler bu devletin kurucu unsurları gerisi tırıvırı” demeye getirip işi, kendi temsil ettiği halkı birden bire Türklerle eşitleyip diğer toplumları, etnisiteleri, kültürel öbekleri bir kalemde elinin tersiyle itiyor?
Birdenbire sayın Türk soyadından aldığı cesaretle(!) -bu söylemim sadece bir nakizeli serzeniş- bir Türk gibi davranmaya başlıyor…
“Biz iki kurucu ortağız. Yani biz anonim şirketiz. Yani biz birlikte sömüreniz” demek istiyor ve demokrasiyi kendilerinin bu ahlaksızca işleyen sömürüye payende olmasına izin verecek bir şey olduğunu savlıyor ve demokrasiden “iki ortaklı anonim şirket” sonucunu çıkarıyor?
Yani, bizi kurucu ortak olarak tanımlarsanız, diğerlerine karşı birlikte mücadele ederiz sizinle demeye getiriyor işi…
* * *
Belki evham benim söylediklerim.
Belki, gereksiz bir hassasiyet.
(Ama nerede bir zulüm görsem sanırım binyıldır zulüm eden
bir etnisiteye mensupluğumdan birdenbire böyle
garip hassasiyetlere boğuluyorum, beni mazur görün…
ve bin yıllık zulümkarlık edenlerin torunu olarak
evhamlarımı anlayın lütfen )
Ama sormazlar mı; madem bu ülkenin madem kurucu ortaklığına ötekilerini yok sayarak talipsiniz, bu ülke kurulma sürecindeyken ve kurulduktan sonra işlenilmiş olan bu ülkenin tüm kötülüklerine de ortak mısınız?
Mesela Ermeni tehcirine, mesela Alevilerin kültürel asimilasyonuna…
Mesela topraksız köylülerin açlıktan ölme noktasında olmalarına. Mesela, töre cinayetlerine, berdel diye bir geleneği kendi şeyinin keyfi uğruna işleterek henüz onlu yaşlarındaki kız çocuklarının dünyalarının karartılmasına…
Mesela,kentteki işsizlerin kızlarını satarak geçimlerini temin etmeye yönelmelerine…
Mesela, kadın sömürüsüne.
Mesela uyuşturucu tacirliğine…
Mesela bu ülkede eşcinsellere ve diğer dışlanmış tüm gruplara reva görülenlere… Mesela çingenelerin çadırlarının başlarına yıkılmasına…
Mesela, Ortadoğu’nun kan gölüne döndürülmesi projesine…
Mesela, ateistlerin bu ülkede başlarına gelenlere, oruç tutmadı diye öldürülen üniversite öğrencilerinin cenaze törenlerinde suçluları değil cenaze törenine katılanları tutuklamaya kalkışan polisin marifetine…
Mesela öldürülen papazlar için onların katli vaciptir diyen anlayışlara…
Mesela faili belli cinayetlere..
Mesela, dışkısı ailesinin gözü önünde kendisine yedirilen köylünün düşmüşlüğüne, çüküne bağlanan ipi gelininin eline verilerek köyde dolaştırılan bir dedenin yaşadığı yası görmezden gelmeye… ve bir sürü başka meselaya da ortak mısınız?
* * *
Şimdi, madem DÖRTBİN yıllık bir toplumsunuz BU COĞRAFYADA ve madem kurucu ortaksınız yani YERLİ olmanızla övünmeyi deniyorsunuz…
Madem bu coğrafyanın YERLİLERİ tarihteki derinlikleriyle, yani bu coğrafyada uzun vadeli yaşamalarıyla YERLİ olma şansını yakalıyor…
Peki sormazlar mı, bu coğrafyada Gürcüler mi daha eski Türkler mi?
Gürcüler kaç BİNYILDIR bu topraklarda yaşıyor sayın Türk? Senin soyadını aldığın Türkler kaç YÜZYILDIR?
Ya 1071 de Alparslan’la işbirliği yaparak Kürtler, bu coğrafyayı Heteredoks ve Hıristiyan inancından/kültüründen arındırmak istemeye başlamadan önce kaç bin yıldır bu coğrafyada kimler yaşıyordu?
Nerede Likyalılar, nerede Fenikeliler, nerede Rumlar, Emeniler…
Yani Müslümanlık adına Türklerle işbirliği yaparak mültecileştirdiğiniz GÖÇMENLEŞTİRDİĞİNİZ halklar nerede?… Ve hatta nerede yarı-Kızılbaş Candaroğulları, nerede Çepniler diye sormazlar mı?
Bu coğrafyada yaşayanların yaşama tarihlerinin uzunluğundan vazgeçip sayılardan mı hareket edeceksiniz?…
O zaman yetmiş yıldır Ortadoğu’nun biricik sorunu olan Filistinlilerin nüfusu bu ülkedeki Çerkezlerden/Lazlardan/Gürcülerden daha mı fazla sizce? Ya Kıbrıs’taki Türklerin sayısı?…
Velhasıl olmuyor…
Ne tarih ne sayı tutmuyor; “biz yerliyiz onlar göçmen,biz asiliz onlar yedek” senaryosu doğru bir senaryo değil sayın Türk.
Soyadı Türk olsa da bir Kürdün, hele demokrasi diye bir derdi olan ve mazlum halk söylemine yaslanan bir etnisitenin temsilcisi olan bir Kürdün söylemine hiç yakışmıyor.
* * *
mesele asli unsur olmaktan geçmiyor
mesele kaçbinyıldır bu coğrafyanın insanı olmaktan ve kaç milyon nüfuslu olmaktan da geçmiyor sayın Türk.
* * *
Yazılacak çok şey var
Söylenecek çok şey…
Milliyetçilik bir başlayınca, milliyetçilik üzerinden dünya halklarının maruz kaldığı kötülükler üzerine söylenilecek çok şey var… Ama ne yazık ki, hem gönlüm hem yazılacak alan dar.
* * *
Yani, mesele ötekilikten kurtulmak için kendini asli unsur ilan edip diğerlerini ötekileşmeştirmekle çözülemeyecek kadar derin.
O yüzden meseleyi bu kadar basitleştirmekten ve 23 nisan coşkusuna kapılan bir çocuk sevinciyle meseleyi kurucu ortağı olduğunuzu savladığınız büyük ortağınızın söylemleriyle dillendirmekten lütfen vazgeçin… |