Göz değil bunlar kesinlikle değil
İrin gibi bir nefret akıyor sadece
Dudaklar yok burun yok alın yok
Yüzü yok bu mumyalanmış yüzün…
Az uyuyorum son zamanlarda, uyuyamıyorum yada…
Az uykularımda bile, dağların dağların ardına kayıyor aklım. (Siz isterseniz, akıl uykudayken yoktur diye inanın, aklım adına aklımdan geçenleri ben uykudayken ve ben size uyanmış bir halde söylerken inanmayın benim aklıma, aklımdan söylediklerimi siz düş sayın…)
* * *
Konar göçer bir kabilenin çocuğuyum
ve konduğum her yerde hızla göçmeye zorlanıyorum..
Ekmeksizlik-aşsızlık yüzünden değil.
Kuraklık yüzünden yada gönlümdeki çoraklık yüzünden de değil, konarlığım ve göçerliğim…
Belki (ama sadece BELKİ) bu dünyada zaten göcer olmanın bilincine; bu göçerliğin varlığının varoluşunun gerçekliğine, her gün biraz daha fazla inanmışlığım yüzünden…
Yada belki, yüreğimi mahşer yeriya, mahşerin varlığını her geçen gün daha fazla yaşıyor olmamın dibe vurmuş hüznünden.
* * *
Bir koçerin kavalından çıkıyor tepelerin ardında yanıklı bir sevda ezgisi.
Tepelerin ardında geliyor ses,
göremiyorum ama biliyorum.
Ve bir gerilla marşı karşılık veriyor gecenin grisinde…
gecenin grisinde, bir keklik sekiyor dağın yamacında,
bir kurt uluyor dolunaya karşı, gecenin alaca karanlığında
bir çakal kurdun ardında sinsice ilerliyor, bir dirhem leşin peşinde,
bir menevşe kendi seyrinde mora-sarıya bürünmüş
ve bir arı, geç saatte kovanına dönemediğinden olsa gerek pembemtırak bir papatyanın gizemine gömülmüş…
* * *
gece hain, pusulu…
hain ve pusulu gecede, kan kızıla dönüyor beyaz yada ten rengi olan bedenler
(….kızıla … kıpkızıla dönüyor, beyaz yada ten rengi olan tenler…)
ve ten rengi bedenlerin kızıla, kıpkızıla yada ala dönmesinin sarsıcılığını görüyorum düşlerimde,
uyanıyorum/utanıyorum…
* * *
Ketum gerçeklerle yatıyorum ve sarsıcı düşlerle uyanıyorum;
Ketum gerçeklerden ve sarsıcı düşlerimden her uyandığımda, hayatta kalışımın utancından boğuluyorum…
Ketum bir gerçeklik olarak, bir halk topyekün çarmıha geriliyor örneğin gözlerimin önünde. (Bir halk çarmıha geriliyor göz göre göre…-bir kent yakılır mı hiç, bir halk çarmıha gerilir mi göz göre göre-, bir kente nasıl kıyılır kendi gözlerimizin önünde, ama bir kente değil kentlere kıyıyorlar)
Ve düşler diyarından ses veriyor aklım bana, parçalanmış bedenlerin kanları irinleri benim gözlerimdeki akı ve karayı siliyor;
Gözlerim sade kan
gözlerim sade irin…
Ve yaram böyledir dostlar,
(siz inanmasanız da, böyle onulmaz ve böyle derin…)
Uyanıyorum,
aynanın karşısında gözlerimde akı ve karayı arıyorum, bulamıyorum…
* * *
Bir adamım ben,
Aynanın karşısında gözlerinde kanı irini değil akı karayı arayan bir adam…
(çarmıhımı yüklemişim tek başıma sırtıma yaralı bedenimle düşe kalka ilerliyorum…nereye doğrudur gidişim bilemeden.
İlerliyorum, yönsüzlüğün kederini çok istesem de bir türlü yüreğimden silemeden.)
* * *
Kardeşlerimdi oysa,
Ölende öldürende kardeşlerimdi oysa, sınır boyuda.
Ve soysuzluk yoktu biliyorum (siz bilmez misiniz),
Kim ne denli soysuz ilan ederse etsin kardeşlerimi, soysuzluk yoktu, ölen ve öldüren kardeşlerimin soyunda…
* * *
Gencecik kardeşlerim ölüyor, gencecik kardeşlerim öldürülüyor,
gencecik-civan kardeşlerim birbirlerini boğazlıyor, kendilerini yada kocaman halklarını kurtaracaklarına inanarak boğazlıyor birbirlerini gencecik-civan kardeşlerim…
(gencecik kardeşlerim, bu dünyada mutlak gerçeklik olarak var olmalarını, halklarını kurtarmak için öldüklerinde gerçekleştireceklerine;yani ölüme bağlayarak boğazlıyor birbirlerini… ben çıldırı eşiğindeyim yüreğimde tarifsiz bir sancı)
Birbirlerinin ten rengini yada gül kokan bedenlerini kızıla boyuyor kendi kardeşlerim, kendilerinin yapmadığı ama kendilerinin yağladığı tüfeklerden çıkan mermilerin ucunda.
Ve hayat devam ediyor, neden öyle çizildiğini bilmeyen kardeşlerimin sınır boylarında gümbürdeyen toplarının tüfeklerinin birbirlerine yaşattığı azabın suçunda…
Aklım, sınırlarda kalıyor.
Sınırlarda elimde çataralmaz bir tüfek,
Sınırlarda hep böyle kalacağım (biliyorum),gecenin karanlığında kendi manda derisine dönüşmüş olan yüreğimin yeniden bir insan yüreği olarak çarpacağı güne dek…
* * *
kardeşlerimin anaları
ölen ve öldüren kardeşlerimin anaları, kendi ölmüş yada diri oğullarının resimlerini asıyor başucuna…
En çok oğullarının silah tutan ellerinden onların kahramanlık gösterilerine bakıyor.
Dönüp oğullarının fotoğraflarındaki silahlı ellerine vecd halinde dokunuyor…
Analar, vecd içinde, gözü yaşlı öpüyor, kokluyor silah tutan ellerini…
Bide ara ara gözlerine bakıyor oğullarının, elinde silahla ölmüş oğullarının fotoğraflarda geriye kalan gözlerini tavaf ediyor, korkulu gözlerini…
(….) ölmüş oğullarının kahramanlık kokan gözlerinden kahramanlığı değil, oğlu ölürken gözlerine yansıyan (ama fotoğraflarda bir tek anaların gördüğü gözlerinden) korkuyu soluyor…
Kahramanlık ardına gizlenmiş korkudan sarsılıyor analar ,
analar sarsılıyor, kahraman oğullarının gözlerinden şimşek şimşek çıkan korkudan…
analar kan ağlıyor, yaşarken ve öldürürken kahraman ve ölüm anında korkaklaşan oğullarından…
Sarsılıyorlar analar, korkuyorlar, utanıyorlar, (ama bu duyguların hepsi alaca karanlıkta oluyor)
Sarsılıyorlar, korkuyorlar, utanıyorlar ve dahası dehşetlice çıldırı sınırlarına taşıyorlar akıllarını;
kendilerini yerden yere atıyorlar…
ağlıyorlar, çırpınıyorlar ama gömmüyorlar oğullarını…
Ölü bedenleri gömmüyorlar, ölümünü kabullenip çürümeye bırakmıyorlar ölmüş bedenlerini oğullarının…
* * *
Gömmüyor ölüyü analar
korkuyorlar, sarsılıyorlar, utanıyorlar ve yaralanıyorlar gördüklerinden
ve yaralanıyorlar ölmüşlüğü kesin olan oğullarını gömemediklerinden.
Yaralandıkça daha fazla yaralansın istiyorlar öteki analarda,
Acı eşleşsin istiyorlar(yaşamlarında hiç eşitlik peşinden koşmayan analar acıda eşitlik bile değil eşlik istiyorlar)
Keder ve körlük
Ve tüm kötürümlük eşleşsin istiyorlar ..
O yüzden gömmüyor/gömemiyorlar ölmüş oğullarını…
Gömseler, belki yeni ölümlerden (kaldıysa hala geride) diğer oğullarını kurtaracaklar.
Gömseler, (kalmışsa eğer) geride kalan oğullarıyla birlikte ölen oğullarının matemini tutacaklar…
Gömseler hayat normale dönecek belki, (ama gömmüyor/gömemiyorlar)
Bir kez kendileri yaşadıya bu denli ağır ve dehşetle acıyı
yaşaması gerek bütün anaların da illa ki…
Şair, Ahmet Telli’nin gidersen yıkılır bu kent kitabından alıntılanmıştır….
|