Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının kaçıncı yıl kutlamasıydı son 23 Nisan törenleri?
1935'e dek, "Hakimiyet-i Milliye" adıyla kutlanan bayram, 27 Mayıs 1935'te "Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" olduğuna göre, 73 yıl geçmiş aradan, ilk kutlanıldığı günden bugüne… Bu 73 yıl, çocukların yetmiş üç kez yağmur çamur, kar kış demeden yaşları yediden başlayıp on yediye doğru yükselen çocukların ellerinde bayraklarla tören kıtalarının önünde dikildikleri anlamına geliyor.
Kaç milyon çocuk bu tören kıtalarında elleri soğuktan morarmış burunlarında akan sümükleri bile “hazırol”da durmaları nedeniyle silemeden, bir valiyi yada bir yerel müdürü bekledi durdu öğretmenlerinin denetiminde? sorusunun yanıtını vermek imkansız.
Kaç yüz çocuk, büyükleri tarafından işgal edilmiş Devlet-i Ali’nin en tepe makamlarına birkaç dakikalığına da olsa çıkarılıp, umutlarını özlemlerini dile getirdiler? sorusunun hesaplanması da doğrusu pek kolay olmasa gerek.
Ve kaç defa umutlarını ve özlemlerini dile getiren çocukların hevesleri kursağında kaldı? sorusu daha kolay yanıtlanabilir: Her zaman.
Bu yılda törenler yapıldı gene. Koca bir coğrafyanın her köşesinde minik eller gene bayraklara sarıldı. Henüz yerli yerine oturmamış bebeksi ve ergenliğe girenler çatlamış sesleriyle şiirler okudu çocuklar, marşlar söylediler. Çocuklar, ülkelerinin geleceklerini yetmiş üçüncü defadır, yeniden yeniden kurdular düşlerinde. Ülkelerinin kuruluşuyla, büyüklerinin onlardan beklediği gibi övündüler, övündüler...
Çocuklar kendi bayramlarını kutladıklarını sanıp, müsamereler düzenlediler. Şarkılar söyleyip başka uluslardan gelen çocuklarla birlikte dans ettiler bazı yerlerde. Bazı yerlerde ise, hazır kıta bekletildikleri ve büyüklerin kendilerine nutuk attıkları küçük törenlerin ardından, hızla ayrıldılar tören kıtalarından. Hızla, minik elleriyle, simit tablalarına, ayakkabı boya sandıklarına yada mendil koçanlarına sarıldılar ve başladılar henüz ergen olamadıklarından, çatlamamış sesleriyle bağırmaya: “Simit, taze simit, el yakıyor; boyayalım, parlamazsa para yok abi; bir mendil al abla başın gözün sadakası için!!!” Çocuklar kendilerine armağan edilmiş bayramın, hazır kıta bekledikleri törenlerinden arda kalan zamanını, iş yapıp para kazanma zamanına çevirmeye çalıştılar böyle yerlerde.
Başka bazı yerlerdeyse bayramın duygusal hasadını hayallerinden derdiler çocuklar. Mesela başbakan veya meclis başkanı koltuklarında “özlü sözler” söyleyip, aniden medyatik oluverdiler. Bu kez bu çocuklarla anaları babaları ve bütün bir ulus olarak herkes, övündüler , övündüler…
Büyüklerin Bayramı
Aynı zaman diliminde devletin üst bürokratları/yöneticileri de toplandılar kendi aralarında ve ülkenin temel sorunlarından uzak, tamamen bir kayıkçı kavgasına dönüştürdükleri yapay gündemlerine yen gündemler kattılar; bağrıştılar, bağrıştılar… Mesela Baykal, hafta sonu yapılacak CHP Genel Kurultayında ne kadar demokratik bir tarz işletilip işletilmeyeceğini hiç önemsemeden, AKP’ye meşruiyet dersleri vermede hiçbir abes görmedi ve Mecliste kavga çıkmasına ramak kalan büyük sözler söyledi. Mesela, ülkenin demokratik dönüşümünün(!) mimarı başbakan Erdoğan, tüm parti liderleriyle tokalaştı, hasbıhal etti. Ama DTP eşbaşkanı Ahmet Türk’ü görmezden geldi ve bayramda bile elini sıkmadı. Böylece partisinin genel başkan yardımcıları, her fırsatta hemen her konuda DTP ile sürekli görüşürken, kendisi “Terör örgütüne terörist demeyen bir partiyle ben konuşmam” mealindeki sözlerinin arkasında duran bir edayla kendi tabanına yeniden sözünün eri olduğuna dair mesajlar gönderdi. Cumhurbaşkanı Gül’ün verdiği öğlen yemeğine ise, Genel Kurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları ile CHP lideri katılmadı. Bu katılmamalardan kime nasıl mesajlar verilmesi hedeflendiyse, bize gaip doğrusu…
Büyükler, çocukların bayramında öylesine çocukça şeyler yaptılar ki, doğrusu evlere şenlik… O yüzden büyüklerin şenlikli yanlarından uzaklaşıp yeniden çocuklara odaklanmak gerek.
Çocukları Bekleyen Gelecek
Dünyada çocuk bayramı kutlayan tek ülke olmanın gönencini yaşamak hakkımız. Bu bayramda coşkulanmakta en fazla belki çocuklarımızın hakkı. Ama bayram her yerde bayram olmuyor işte.
23 Nisanı atlattık. Şiirlerle, müsamerelerle, nutuklarla, danslarla atlattık 23 Nisanı bir çok yerde. Nisan ayı bahar mevsimi. Bahar geliyor yani ülkemize…
Bir çok bölgede çocuklar okullarından koparılıyor bu günlerde bahar geliyor ya. Bahar demek iş zamanı demek. Ve okullarından kopan çocuklar aileleriyle birlikte mevsimlik işçi olarak düşüyorlar yola. Yolarda kamyon kasalarına sıkıştırılmış biçimde eğer kaza geçirip ölmüyorlarsa, vardıkları yerlerde bir sürü zorluk ve hastalıkla boğuşmak zorunda kalıyorlar. Ucuz işgücü olarak karın tokluğuna çalıştırılıyorlar… Çocuklara bayram armağan eden Devlet-i Ali’nin yüce makamlarından tek bir ses, tek bir ciddi düzenleme yok bu konuda.
İkitelli Ayazma’da çocuklar bayramlarını, yıkılan evlerinin kırılmış briketlerinin üstüne çökerek gözü yaşlı kutluyor; kimsenin gördüğü yok.
Tüm tepkilere rağmen, “Ayaklar başları yönetirse kargaşa çıkar” sözleriyle yeni kargaşalar çıkmasına çanak tutan başbakanın ısrarlı tutumuyla Meclis’ten geçen ve Cumhurbaşkanından onay bekleyen Sosyal Güven(siz)lik Yasasında çocuklara önceden sağlanan bazı haklar geri alınıyor. Örneğin emzirme yardımı düşürülüyor. Örneğin kız çocuklarının evlenene kadar aldıkları ölüm aylığı,18 yaşına geldiklerde kesilecek. Gerekçe de ise, erkek çocuklar için 18 yaşında ölüm yardımı kesiliyor ve kızlarda bu evliliğe kadar sürüyorsa ortada bir eşitsizlik olduğu öne sürülüyor. Ve eşitlik olsun diye kız çocuklarında da bu yardımın kesildiği vurgulanıyor. Ses-soluk yok.
Çocukların doğuştan getirdiği eğitim hakları ve sağlık hakları, ticarileştirilen eğitim ve ticarileştirilen sağlık nedeniyle çaktırılmadan gasp ediliyor.
Çocuklar, gelecek güvensizliği ve gündelik bunalımlarından dolayı okullarda birbirlerinin gırtlağına basıyor. Körpecik kızlar sokak ortalarında pazarlanıyor; çocuklar sokaklarda kaçırılıp organ mafyasının ellerinden can veriyor; çocuklar dağ başlarında elinde tüfek “vatan için”, elinde tüfek “özgürlük için” ölüyor öldürülüyor…Hiçbir şey olmasa aile içi hastalıklı ilişkiler yüzünden tacize- tecavüze maruz bırakılıyor… Yani her halukarda, çocukların ruhları bir biçimde öldürülüyor… Kulaklar tıkalı, gözler kör.
Ne önemi var ki tüm bunların. Biz çocuklara armağan edilmiş tek bayramı armağan eden ülke değimliyiz? Daha ne yapalım yani.
23 Nisan, 73. yılında. Tüm dünya çocuklarına kutlu olsun, onların gözümüze giren acılarını görmemek için bunca gayret sarf ettiğimiz bu yılda da !!!... |