CHP başkanı Deniz Baykal açıkladı: Cumhuriyetin kazanımlarını korumak için merkez sağa talip olmak ve merkez sağın cumhuriyetçi değerleri ile birleşerek laiklik karşıtlarına karşı mücadele etmek gerek. Bu yaklaşım CHP’ye ne kazandırır bilemem. Ama bence bu yaklaşım CHP’nin daha Parti olarak anılmadığı 1920’li yollardan başlayarak Fırka olarak anıldığı dönemlerden kalan yada o dönemlere kadar geri götürülebilecek CHP’nin gerçek durumuyla örtüşmesi açısından önemli. Onlarca yıldır kendisini sol olarak kamuoyuna lanse eden CHP’nin sol adına gerçekten bir şey yapıp yapmadığını sorgulamak bu yazının boyutlarını aşar. Yine de sol kavramından ne anlaşılması gerektiği açığa kavuşturulursa CHP’nin solculuğu görülebilir.
Sol nedir sorusunun yanıtları, özellikle vahşi kapitalist dönemde ezilenden yana tavır koyan ve ezilenin iktidarını hedefleyen Marksizmin farklı kesimler tarafındaki yorumunda aranmalıdır. Bu yorumlar, solun ezilenlerin kurtuluşunu önerdiğini savladığı gibi, toplumsal çatışmaların soldan geldiğini de savlamaktadır. Marsizm genel anlamıyla burjuva siyaset öğelerinden arınmış bir siyaset aracılığı ile iktidarı ezilenler/proleterya adına talep eden ve bu bağlamda ezilenlerin örgütlemelerinden medet uman bir oluşum/bir yaşam biçimidir. Sonraki dönemlerde Marksizm sadece sınıfsal olarak ezileni değil egemen karşısında farklı olma özellikleri nedeniyle horlananları da hedef kitlesi içine alan bir anlayışa evrildi. Bu evrilme de Marksizmin öz itibari ile demokrasiyi horlananlardan yana yorumlama eğilimi etkili oldu. Çok sonraları, Marksizmden beslenen sol da bu evrilmelerden nasibini aldı ve özellikle Batı Avrupa’da tüm dışlanmış/dezavantajlı grupların çekim merkezi haline dönüştü.
Elbette Türkiye’de de, solun bir kısmı da zaman içinde Marksizmden beslenmeye yöneldi. Başlangıcı 1900’lere götürülebilecek böyle bir aydın beslenmesi, özelikle 1960’lı yıllardan itibaren dünyadaki öğrenci gençlik mücadelesini de arkasına alan aydınlar ve işçiler içinde önemli bir grup, üniversite gençliğinin öne çıkardığı siyasal taleplerle ortaklıkları yokladı. Öğrenciler, aydınlar, işçilerin bir kısmı, topraksız köylüler ve ulusal bilinci giderek yükselmesine rağmen kurtuluşu sosyalizmde arayan Kürtlerin bir kısmı Türkiye’deki sol oluşumları Marksist temele oturtmaya çalıştı. 1971 ve 1980’de gelen iki ihtilal nedeniyle Marksist sol önemli oranda budandı. 1970’lerde şimdi ölüm döşeğindeki Ecevit/ Karaoğlan, bir efsaneye dönüştü. Karaoğlan tüm dışlanmış grupların umudu olma yolunda “ortanın solu” siyaseti ile ciddi bir toplumsal muhalefet örgütledi. Ne var ki, ne o dönem ne de daha sonraki dönemlerde ne CHP ne DSP ne de Kemalizmden beslenen diğer kendilerine sol diyen gruplar, gerçekten bu ülkede sola ihtiyaç duyan kesimlerin temel toplumsal talepleriyle buluşmayı beceremediler. Esasen böyle bir niyetleri de yoktu. Çünkü Türkiye’de CHP tandanslı sol, özünde, asker sivil bürokrasinin kendi kuyruklarına taktlıkları eşrafın temel çıkarlarını savunmak dışında bir işleve sahip olmamıştı.
Geriye doğru değerlendirildiğinde, Osmanlı’yı bütün kurumları ile lağveden İttihat Terakki geleneğinin devamcısı olan CHP, elbette Osmanlı istibtadına, bu bağlamda padişaha, saltanata, İslami kurallarla şekillenmiş bir toplum düzenine karşıydı. Bu bağlamda, İslamdışı bir toplum projesini hayata geçirerek din dışı bir devlet önermesi ile kesinlikle çağa daha uygun bir devlet modeli öngörmekteydi ve büyük zorluklarına rağmen bu başarıldı. Kuruluş döneminde, Osmanlı tebası olan ve çoğu kez aşağılanan bir toplumu (Türkleri), kendinin efendisi kılma konusunda da yabana atılamaz çıkışlar yaratıldı. Türklerin yeni bir kimlikle tarih sahnesine çıkmasında, özellikle 1930’larda Türk Dil ve Tarih tezleri (Güneş Dil Teorisi) aracılığı ile önemli atılımlar gerçekleştirildi ve Türklerin kendilerine tarihte belki ilk kez ulus olarak güvenmeleri sağlanıldı. Bu arada kendi ideolojisine karşı olan ve bu gidişattan hoşnut olmayan tüm muhalif kesimlerin taleplerini görmezden duymazdan gelindi… Talepler kulaklarını tırmalayacak kadar genişlediğinde, talepleri çoğu kez bastırma yoluna gidildi ve çoğu kez kanla bastırıldı.
Ayrıntılanması bu yazıda mümkün olmayan bu tarihsel/toplumsal süreçte CHP, bir yandan kapitalist gelişim çizgisine paralel olarak yarattığı yeni ulusa yeni onur verme şansı yakaladı ve bu ulusal onur sayesinde tüm sınıfları “halkçılık” teziyle burjuvazinin çıkarları için seferber etti, diğer yandan bu ulusal onurla “taçlanmak” istemeyen –Kürtler gibi- yada bu ulusal onurla yetinmek istemeyen ve sınıfsal onurunun –TKP taraftarları gibi- yada dinsel onurunun –tüm şeraitçi çıkışlar gibi- peşinden gitmek isteyen grupları yok etmeye yöneldi. Bu çerçeveden başlangıç döneminde CHP hem ilerlemeciliği hem de statükoculuğu içinde taşıdı. CHP’nin kadrolarının hangisi işine gelirse de CHP o çıkar ilişkileri çerçevesinde hem ilerlemeciliğin hem de statükoculuğun temsilcisi oldu. Ama gerçek anlamda, tüm ezilenlerin çıkarlarını ezenler karşısında savunmak ve ezilenlerin grup çıkarları için örgütlenmelerini CHP içinde yaptırmak diye CHP’nin hemen hiçbir zaman bir derdi olmadı. Bu bağlamda CHP hiç solcu da olmadı. CHP’nin solculuğu şeriatçı bir devletin oluşmasını engellemek için sıkı sıkıya laiklik savunuculuğunu ötesine hiçbir zaman geçemedi. Kaldı ki, CHP’nin laiklikten anladığı da Sunni İslam’ı devlet tekeline almak ve İslam’ın suni yorumları dışındaki tüm inançları devlet kapısından kovmak dışında bir şey değildi. Bu bağlamda, CHP tam bir tekçi ideolojinin savunuculuğunu her zaman yaptı. Tek devlet, tek millet, tek mezhep, tek “sınıfsız kaynaşmış kitle” (her ne demekse)…
Bir devletin kendisini tek devlet olarak görmesi elbette anlaşılır bir şeydir. Ama medeniyetler beşiği olan bir coğrafyada, tek millet, tek mezhep, tek sınıf vs… tezleri elbette bu coğrafyanın gerçekliği temsil edemezdi ve edemedi… Bu çerçeveden CHP tüm burjuva ideoloji partileri gibi yıllarca kafasını kuma gömdü. Tekçi anlayışı nedeniyle sürekli budandı, kan kaybetti. Bugün bu toplumda, yoksulların/işsizlerin taleplerini, Kürtlerin taleplerini, farklı inançları nedeniyle sürekli horlanan grupların taleplerini, tüm dışlanmış (homoseksüel, özürlü, çevreci…) grupların taleplerini anlayarak politika üretmek solcuların yapacağı işlerdir. Bu türden değerleri savunmak ise sadece şeriatçılar karşısında laisizmi savunarak solcu olduğunu zanneden ve kitleleri yıllarca avutan CHP’nin ideolojik çapını yada çapsızlığını aşan şeylerdir.
Bugün CHP’nin sol adına savunacakmış gibi gözükeceği hiçbir değer kalmadı. Halkın, demokrasinin ve inanç özgürlüğünün AKP, milliyetçiliğin ve toplumculuğun MHP;İP;DYP, liberal özgürlüklerin ANAP, laikliğin tüm partiler tarafından savunulduğu ve ülkenin dinciler ve laikler diye bölündüğü bir ortamda, tekçi CHP’nin tek lideri Baykal’a, kala kala sağla ortaklık yapıp şeriatçılar karşısında cumhuriyetin statükocu değerlerini savunmak kaldı… ne diyelim kolay gelsin.