Kötülük, aralıkta kalmıştır bu ülkede. Kötülük, bu ülkede Araf’dadır. Bu ülkede kötülük, eşiktedir yani… Ve kötülük, eşikte de olsa, eşiğin dışındadır, yani, bizden uzakta.
Eşiğin içinde, biz varız.
Biz iyiyiz, kötülüğün dışında az sayıda kalmış olanlarının içindeyiz, yani iyilerdeniz, elhamdülillah.
Kötülük, eşiğin içine girmeye çalıştığında bu ülkede, sadece bir söylencedir. Biz bunu böyle bilenlerdeniz. Sizde bizim gibi bilin, “Kulaklarınızı tıkayın siz, kötülük bizde de vardır diyenlere”. Kulaklarınızı açın kötülükle ilgili, “Kötülük bizim ülkemizin dışında, bizlerden ırak” sözlerine. Böyle bilin ve sorgulamayın kötülüğü. Sorgulamayın işte, tıkayın kulaklarınızı ve gözlerinize mil çekin, fesuphanallah…
Kötülük, yabancıdır bize o kadar. Kötülük, bize mesafelidir.
Kötülük öyle mesafelidir ki bize, hem yanıbaşımızda, hem fersah fersah uzakta.
Öyle yabancıdır ki kötülük bize, hem dağ doruklarındaki kadar bataklıktan uzakta, hem en lığlanmış yerler kadar yanıbaşımızdaki bataklıkta…
Yabancı bir dilde, yabancı bir alanda seslenmemektedir bize kötülük oysa. Ve, öyle bilindik bir dilden ve kulaklarımıza sıfır mesafesinden seslenmektedir ki kötülük, duysak kulaklarımız sağır olur, dillerimiz lal.
Bilindik bir dilden ve kulaklarımıza sıfır mesafesinden seslendiğinde kötülük, dillerimiz lal olsa ve gözlerimize mil çekilse de, bazen gene de duymak ve konuşmak isteriz bir biçimde içimizden gelen bir sesle, kötülükle ve kötülük üzerine. Ama içimizden gelen o sesin toplumsallık adına üstü örtülmüştür çoğu kez. O ses toplumsalın korunması adına bir şekilde öldürülmüştür.
Kötülüğe karşı içimizde yükselen sesi, toplumsalın korunması adına öldürdüğümüzden beri, yanıbaşımızda olan kötülükleri bizim kulaklarımız duymaz/duyamaz oldu.
Konuşursak dilimizde tüy biter korkusu yüzünden biz sustukça daha fazla tüylenen dilimiz ağzımıza sığmasa da, konuşmaz/konuşamaz olduk kötülük üstüne.
* * *
Kötülük bize, biz daha bebekken hem yanıbaşımızdaki anamızın memesi kadar yakındır ve kötülük aynı zamanda biz dindar bir yetişkinken, bize Cehennem kadar ıraktadır.
Böyle biliriz biz kötülüğü, içimizdeki kötülükle başa çıkmak için; anamızın meme mesafesi kadar yakınımızda olsa da, bir dindarın Cehennem mesafesi kadar ırağa iteleriz kötülüğü. Böyle biliriz, çünkü kötülüğün kendisi uğursuzluktur. Ve biz uğurluluysak yada biz kendimizi dünyanın uğuru saymışsak; kötülük bozguncudur ve bu bozgunculuktan kendimizi arınık tutmamız gerekir.
Ne var ki bozgunculuk, kötülük üretenden ses vermez bizim dilimizde.
Bizim dilimizde bozgunculuk, kötülüğü imleyendedir yada onu teşhir edende. Yani “bu kötüdür” diyen herhangi birimizin sesinden çıkar ve bir yafta olur; kendisini imleyeni bozguncu diye yaftalar kötülük. Ve böylelikle bizim dilimizde bozgunculuk, kötülüğü işaret edenlere yakıştırılan bir kimliğe dönüşür. O yüzden bizim ülkemizde kötülük yapanlar değil, kötüyü işaretleyen; kötülüğe “bu kötülüktür” diyenler, bir biçimde “egemen kötülüğün” içine çekilir. Kötülük karşısında kayıtsız kalmayı reddeden, gördüğü yerde kötülüğü işaret ederek haykıranlar, kötülüğün atış menzilindedir. Ve kötülüğü kötülük olarak işaretleyenler kötülüğün bir biçimde hedefindedir.
Kötülük, kötülüğü imleyenin masumiyetini bozar bu ülkede ve onu işaretleyeni kötü kılar. Kötülük, katilden çok maktulü teşhir eder; maktulü katil diye piyasaya salar.
Piyasaya salınmış kulaklarımızın duymamaya özen gösterdiği birçok kötülük içinden; mesela karısını ve oğlunu sığındığı baldızının evinde bombalayan bir emekli anti-terör tim mensubunun; mesela sevgilisiyle bir olup altı yaşındaki çocuğuna işkence eden bir ananın; mesela iki yaşındaki çocuğunun ırzına geçmeye yeltenen bir üvey babanın yada mesela kız kardeşi sevgilisine kaçtı diye elinde silahla onları bir dağ kovuğunda kıstırmaya çalışan on üçündeki bir delikanlının kötülük öykülerinden yola çıkmayacağım bu yazıda. Bu yazıda onları es geçeceğim…
Herhangi birini de seçebilirdim yukarda ki kötülüklerden. Ama ben doksandördündeki bir kadına tecavüze yeltenen yirmili yaşlardaki iki gencin infial yaratmayan olayından bahsedeceğim.
* * *
Yer, Bursa. Ama bunun bir önemi yok. Çünkü aynı olaya Konya’da da rastlanabilirdi İstanbul’da da… Olay, şehrin göbeğinde meydana gelmiş ama bununda bir önemi yok. O olay bir dağ köyünün tepeliklerinde de meydana gelebilirdi zira.
Cemile evinde yalnız yaşayan bir kadın, 94 yaşında.
Bir gün evinin camı kırılıyor, kıranlardan biri 24, diğeri 25 inde… Bu yirmilerindeki gençler eve giriyorlar zorla, ve 94ündeki Cemile kadının üzerine çöküyorlar zorbalıkla. Bundan sonrasına Cemile kadının dilinden yer vermek lazım, yazılanlar biraz atlamalıda olsa: “Bağırarak konuşuyorlardı. Gecenin bir saattin de camı kırarak evime girdiler. Işıklar sönmüştü. Çok korktum. Ağladım. Sonra biri pantolonunu çıkarıp üzerime atladı. Diğeri ellerimi tutup, ağzıma yastık dayadı. Direndim, bağırdım. yapmayın dedim. Gözleri dönmüştü. Hem tecavüz etmek istiyorlar, hem de beni dövüyorlardı. Yüzüme, karnıma çok vurdular. Hala her yanım ağırıyor. Bana tecavüz etmek için pantolonunu çıkaranı daha sonra tanıdım. Komşumuzun oğluydu.”
Olay nerde meydana geliyor? Bu ülkede. Cinsellik konusunda alabildiğine kapalı, “cinsel eğitim” derslerinin okullarda okutulması gerek diyenlere neredeyse “cinsel sapık” gözüyle bakılan bir ülkede yani.
Yani, cinselliğin tabu sayıldığı ve ilk yaşlardan itibaren bastırılıp bilincin karanlık kuytularında saklandırıldığı bir coğrafyada. Bu coğrafyada cinselliğe ve cinsel kimliğe ilişkin her türden ilgi ve bilginin ve cinsellikle ilgili her türden masumca eylemin, bilincin karanlık kuytularına zorla sokulması yüzünden masumiyeti kayboluyor cinselliğin. Ve o masum cinsellik, sokulduğu karanlıktan palazlanıp bir vahşiye dönüşerek kapkara bir gecede fırlayıveriyor yerinden ve her hangi bir kapının aralığından zorla sızıyor içeriye. Başlıyor tecavüze yeltenmeye; bugün Cemile nineye, dün bir genç yetişkine yada yarın bir bebeğe…
Peki bu kadar kötülüğün olduğu bir ülkede, bu kötülüklerin neresinde duruyoruz biz? Sanırım ne ucunda ne kıyısında ve sanırım tam göbeğinde duruyoruz bir biçimde. Çünkü bastırılmış onca özlemimizden dolayı bu kadar kötülük yaratma potansiyeli her birimizin de bir biçimde içinde.
|