Neden, güvercin kasapları, barışımıza kan bularsınız
Öyle kötüsünüz ki,
İki gözden dört ölüm bakarsınız.
Neden yolunuz bu denli ıramış güzellikten
Öyle bataklıksınız ki,
Bir çiçek düşü bile geçmemiş içinizden…
Tahsin Saraç
Hırant Dink öldürüldü. Birçoğumuz “hep birlikte öldürdük Hırant Dink’i” diyor ve onun ait olduğu ulusun kimliğine bürünüyor Hırant Dink üzerinden. Sanki Ermeni’yiz demek bir günlüğüne yada hepimiz Hırant’ız demek sorunu çözecekmiş gibi. Biliyorum, Hollanda’da faşizm kendini Yahudiler üzerinden hissettirirken Hollandalılar da “hepimiz Yahudiyiz” demişti yada Alman Neo-Naziler Türkleri katlederken Solingen’de, örneğin Alman demokratları da Hepimiz Türk’üz demişti. Yani burada naif bir anlam var biliyorum ama ben gene de, Batı’lı film yapımcıları tarafından sıklıkla sahnelenen bir film fragmanındaymışım gibi hissediyorum. Hepimiz Ermeni’yiz Hepimiz Hırant’ız derken, bir film setindeki suçluyu bulmak için “bunu kim yaptı” diye soran büyük güce karşı, bir kahramanı desteklemek için figüranlar olarak öne çıkan kalabalığın “ben yaptım” demesi geliyor gözlerimin önüne.
Birçok nedenle bir film seti görüntüsü içinde buluyorum kendimi Dink’in ölümünü takip eden olayları izlerken. Birçok nedenle bu set tedirginleştiriyor beni… Ülkem adına bölgedeki halklar adına, yırtık ayakkabılarıyla ölümünü izlediğim yüreği geniş adamın yaratmayı denediği değerler adına tedirginim… Tüm bu tedirginliğimle başa çıkabilecek hiçbir şey yapamadığım, birilerinin yaptığı şeylerin de gerçek duyguları üzerinden işleyip işlemediğini bilemediğim için tedirginim. Sahi, Hırant, Ermeni çocuk yurtlarında kendi acılarıyla pişip olgunlaşırken kaçımız Hırant’ın farkındaydık… Kaçımız bugün yeni Hırant’ların aynı yurtlarda Ermeni, Kürt, Laz, Türk, köken adları her ne ise, tacize tecavüze uğramasına karşı kılımızı kıpırdatıyoruz. Hırant’ın cenaze töreninden dönerken, kocaman açılmış ya da küçücük büzüşmüş gözleriyle bizden medet uman çocukların yüzlerine bile bakmadan ve dilenen çocuklara hırslanarak, kaçımız öfkeyle evimizin içine kapattık kendimizi. Kaçımız savaş ya da barış zamanlarında sadece bedeniyle değil ruhlarıyla her gün ölen çocukların yasını tuttuk. Gerçekten yasını… Bir Kızılbaş’ın İmam Hüseyin için tuttuğu yas gibi, ağlayarak, yemeden içmeden kesilerek… Bütün yas günleri boyunca “ya Hüseyin bundan 1327 yıl önce senin yanında olup, senin maruz kaldığın kötülüklerde çektiğin acıyı yaşayamadığımız için bağışla” diyen bir Kızılbaş duyarlılığıyla yasını tuttuk dünyanın en büyük değeri olan çocuklarımızın. Kaçımız bundan 92, 65, 53, yıl önce olanların yada bir başka tarihlemeler olarak, 1917, 1924, 1927, 1938 tarihlerinde tüm ölenlerin bu ülkenin değeri olduğundan yola çıkarak gerçekten düşman gibi görsek bile o zamanlar mademki kardeşiz şimdilerde kardeşlerimizin yasını anlamayı denedik…
Katil kimdir bilemem, yorum yapmayı da uygun bulmam… Ne hepimiz katiliz demek geçiyor içimden ne de komplo teorilerine sarılıp dost sohbetlerinde pirim yapmak. Ne Veli Küçük ne Ogün Samast ilgilendirmiyor beni. Samast’ı azmettirenler gerçekten de uluslararası bağlantıları olan ve bu ülkede yüzlerce yıldır kaymak tabakasını oluşturanlardır belki… Bugün Ogün Samast’ın arkasında kendilerine milliyetçiyim diyen tosuncuklar çıkabilir, bu tosuncukların arkasında “big bradır”ler da çıkabilir. Tarih boyunca bu türden birbiri arkasına takılan yüzlerce kirli ilişki bu topraklardan geldi geçti ve hala derinleşerek geçiyor. Daha fazla şeffaflık adına bu topraklarda kök salanlar yeni ve daha kirli işleri önümüze koydular. Bütün bir geçmişi temizlemek adına neyi yapmaya başladılarsa daha fazla kirlettiler. Kirletmek istediklerinden değil belki, temizlikten ne anlamaları gerektiğini bilememelerinden.
Belki Hırant’ın güvercin tedirginliği ruh haline benzer bir ruh hali içindeyim, Hırant’ın ölümünden sonra gelişen olayları izlerken. Yo, öyle birileri tarafından tehdit falan edildiğimden değil. Belki bu ülkede insanların tehdit edilmesine bile gerek kalmadan her gün bir şekilde kötülük gördüğünü bilmemden. Ve belki her geçen an adına Ortadoğu denilen bu lanetli coğrafyada daha fazla kötülüklerin perdesinin aralanacağını, Pandora’nın kutusunun her gün daha fazla açıldığını hissetmemden...
Belki, Hırant’ın ölümünün Ermenilerle ilgili tabuları yıkacağındandır tedirginliğim. Belki yas tutma gibi bir insanı duyguyu unutmuşluğumdan beni kurtardığında bu tabuların çöküşü, boynuma atalarımın eliyle asılan günahların farkına varmamın getireceği utançtandır. Ve bu utancı yaşayıp günahlardan arınmak ve yas tutarak kendini bağışlatmayı becermek yerine, ülkemi hergün yeni utançlara ve yaslara boğan kişilerle aynı coğrafyanın insanı olarak bilinmemdendi “ruhundaki güvercin tedirginliği”m. Belki de tedirginliğim, Hırant’ın dediği üzere, sadece 1915’te bütün bir orta ve doğu Anadolu’da ya da 1934’te Trakya’da ya da 1942’de varlık vergisi kararlarıyla ağırlıklı Istanbul’da ve İzmir’de ya da 1954’te İstanbul’da değil 2007’de de kanımın zehrinin beni ağulamaya başlamasındandır. |