|
|
| SES-HAYAL-DÜŞ YADA SES-GERÇEK |
|
 |
| |
SES- ki o,
Neyi düşünsem düş, Neyi düşünsem
bir o kadar gerçek
-bir- SES- ki o,
Dünya bu acıdan mutlaka geçecek… |
Günlerdir izliyorum, ölüme kucak açanlara ve öldürmeye kendini nişanlamışlara yalancı bir hoyratlıkla karşı çıkan insanlarını ülkemin.
….Ve, gecelerdir uyur uyanık düşler arasında rüyalar görüyorum.
Anlamını çözemediğim rüyalar.
* * *
“İstiareye yat” diyor içimde çocukluğumdan kalan uhrevi bir Ses…
“İstiareye yat ve anlam bul” diyor bir yanımda çocukluğumdan kalan ve içimin ta derinliklerimde bir lav gibi en büyük kayaları eriterek dış dünyaya kendini salaş- ve salaş olduğu için kendini yargılamayacağından emin- biçimde salan Ses.
Öte yanımda bir başka Ses, “senin değil babanın çocukluğundan bulaşmıştır sana” deyip kovuveriyor çocukluğumda kalan ve her uyanıp duyduğumda canımı acıtsa da duymaktan kendimi alıkoyamadığım Ses’i.Gene de son demlerimde uyanıkken diyorum ki “belki babamdan bulaşmamıştır” “belki bendedir kim bilir, tüm bu seslerin –bir Ses olan- hikmeti”…
* * *
Günlerdir pusu atmış “kurbanını” bekleyen bir avcı titizliğiyle izliyorum ülkemin ölüm kanlarında iz süren büyük beyinlerini. Ve bu beyinlerin bir cin ustalığıyla fısıltılı biçimde ve esriklik içinde kulaklarıma dedemin dua tılsımı tonlamasıyla dolduruverdiği sesleri… Birde bu seslerin ardında saklı duran o alaycı gülmeleri:
| |
Avcı benim, iz benim
Av da benim
- izi süren başkası- |
* * *
Sesler beni “tutuyor”. Çocukluğumdan kalan makineye daha önce hiç binmemiş bir çocuğu tutan otobüs tutması tonlamasıyla tutuyor… Ben korunmasız ve kimsesiz hissederken kendimi, anamın okşayıcı sesine benzer bir tonlamasıyla da tutuyor ve sesler beni kendi karanlık dehlizlerinde yutuyor. Bense aklımı “tutmaya” çalışıyorum. Ülkemin atıversen kaybolup gideceği derin Ortadoğu kuyularında eğilip kör bir kuyuya “Milas’ın kulakları eşek kulağı” diyerek avuntuluyorum çocukluğumdan arda kalmış beni. Ama, hiçbir avuntulama yetmiyor bazen evrende. Ve yardım dileniyorum, bana yoldaş çocukların soğuktan donmamak için elleri üzerinden evrene savurduğu nefeslerinde.
Ama aynı anda “aklım tutuluyor” her ne hikmetse, Horkhaimer’in 1950’li yıllardaki çözümlemesinde…
* * *
En çok düşlerimde duyuyorum, ülkemin çocuklarının benim düşlerimde babamı kovan ve kendi çocukluğumda “bana ait olan” seslerini:
Kara kaşlı kara gözlü, sarı saçlı mavi gözlü masal çocuklarında duyuyorum. Onların farklı zamanlarda yer değiştiren acılı ve ağıtlı inlemelerinde duyuyorum, -siz bilmezsiniz-.
| |
“Aynı zamanların çocuklarıydık VE DE AYNI ACILARIN” dedi tetiği çekerken sarı çocukların memleketinde doğmuş olan kara kaşlı kara gözlü çocuk, üç kurşunC(M)UK ensesine sıktığı kara kaşlı kara gözlü 53 yaşındaki çocuğa….
-Siz duymadınız o yüzyıllar sonra söyledi
bunu- GERÇEK.
ve “üstüne saldılar beni.
Bağışla bilemedim” dedi.
Bir gün benim üstüme salsalardı seni
senin kendini öldürmek pahasına benim üstüne salınmayacağını
-artık sezinleyerek-…
“bağışla beni” dedi…
Ve utandı, sarı saçlı mavi gözlü çocukların memleketinde neden kara kaşlı kara gözlü doğmuş olduğunu sormayan ve bilmeyen çocuk, kara kaşlı kara gözlü insanların memleketinde kara kaşlı kara gözlü doğmuş olan 53 yaşındaki çocuğa bakarken…
-siz bilmezsiniz binlerce yıl
sonra oldu katille kurbanın
yüzleşmesi- VALLAHİGERÇEK.
Ve 53 yaşındaki çocuk bağışladı
17sindeki kendisine Azrail olan
kahramanı,
-kahraman olmaya bu topraklarda
17sindeki çocuğun nikahlanmış
olduğunu - BİLEREK |
* * *
O zamanların birbirlerine düşman olmamış çocuklarında buluyorum gerçeği –siz de bilirsiniz-
Hangi zamanların diye sormayın. Ne fark eder diyeceğim ama dilim varmıyor… Biliyorum fark eder ve biliyorum ki ateş düştüğü yeri yakar, hem de en çok düştüğü zamanda yakar. Bu yüzden önemlidir zaman. Bu yüzden Ermeniler için diyelim 1915, (Rakel içinse 1915’ten daha yakıcıdır 2007 ve ille de 2007’nin 19 Ocak’ı…) yada diyelim 1943 Yahudiler için en yakıcı tarihlerdir. Yada bir Kızılbaş için 680’den başlar yakıcı olan ve ilerler, Bedrettinlerden, Çelebi Kemallerden, Nesimilerden, Çorumlardan, Maraşlardan geçerek 1993’te Sivas’ta küllenir acı ya da yeniden yakar külleri savrulanlar eşiğinde bindörtyüz yıllık tarihi.
Bir devrimci için belki 1972’dir yada bir demokrat partili için 1960… Belki bir Kürt için 1924’dür en yangına düşmüşlük hali ya da 1927’dir eğer Kızılbaş değilse o Kürt… Bir Kızılbaş Kürt için 1917’didir yada belki 1938’dir. Ve aynı yıl bir Cumhuriyetçi için bir başka acıya kaynaklık eder. Bir dergah ehli için aynı yürekten gelen acı başka tarihleri işaret eder.
* * *
Ya bir çocuk için nedir en yakıcı tarih, biri bu gece kendi çocukluk yıkıntıları üzerinden dosdoğru söylesin...
Mutlak bu gece söylesin, çünkü tüm tarihlerde hepsiyle birlikte yanıyorum bu gece…Bu gece bir Ermeni’yle Erzincan’dan Halep’e tehcire düşmüş kıyılırken, bir devrimciyle Ankara’nın göbeğinde yaşı büyültülüp asılırken, bir Kürt’le Palu’da geleneklerime sahip çıkıp sürgüne giderken yada –sarı saçlı mavi gözlü çocukların ülkesinde kara kaşlı kara gözlü doğmuş- bir çocuğun –kara kaşlı kara gözlü çocukların memleketinde kara kaşlı kara gözlü- 53 yaşındaki bir başka çocuğu vurduğu yerde bir yetişkin olarak kendimi görüp hala yaşarken yakılıyorum göz göre Buronu gibi ve acılıyım Kilise karşısında diz çökmüş Galileo misali.
Ve ben bir zamanlar birbirlerine ve kendine düşman olmamış çocuklarda ve kendi düşlerimde çocuklaşmamda buluyorum gerçeği ve de onca acıya ve onca ağıta rağmen ve ben düşteyken yada benim babam düşlerimden kendi belleğim tarafından kovulurken buluyorum bunca acıya ve ağıta ve de şimdiki zamanlarda bunca öfkeye ve düşmanlığa rağmen çocukların ve kendi düşlerimi zorlayan çocukluğumun karşılıksız sevgilerini:
| |
“Bir deniz kenarında sarı saçlı mavi gözlü bir çocuk
koşuyor elinde bir arpa ekmeğiyle
aynı deniz kenarında
elinde yalnızca elini taşıyan
aç bir kara gözlü çocuğa. |
| |
Yaştaşlar görüyorum
ve
biliyorum
DÜŞDEĞİL |
| |
Kara gözlü bir başka çocuk koşuyor bir dağın doruğunda
bir mavi gözlü çocuğa |
| |
Yaştaşlar görüyorum
ve
biliyorum
GERÇEK… |
| |
Ve ülkesi bir kan çanağına çevrilirken
-kendi uykusuz gözleri gibi- |
| |
Çaresiz bir adamın
çıldırı eşiğinde duran Ses’i
-bilen bilir- |
| |
budur elbet… |
|
|
|