Evren Paşa mealen şöyle diyor: Ortadoğu’da bir Kürt Devleti kaçınılmazdır. ABD bunu böyle istemektedir ve olacak. Türkiye’nin yapması gereken ülkenin Kürtlerini eyalet yapısı içinde yeniden örgütlemektir.
Birkaç gündür Türkiye’de kamuoyu bu konuda konuşuyor. Bir gurup insan veryansın ediyor Evren’e.
General’in tutarsızlığından bahsediliyor. Efendim 12 Eylül 1980 de ihtilal yapan bu adamlar Kürt kavramını yasaklamamış mıydı? “Kürtlere ‘Dağ Türkü’ diyen o değil miydi?” Kar üzerinde yürüyen Türklerin ayaklarından çıkan kart-kurt sesleri nedeniyle o dağlık bölgelerde yaşayanların zaman içinde Kürt adını aldıklarından o dem vurmamış mıydı? Diyarbakır zindanlarındaki tarihte ender görülen zulmün emrini o vermemiş miydi? Şimdi ne olmuştu da birden bire tüm geçmiş inkar ediliyor, daha dün birisi bunları söylese cezalandırılacakken bu ülkede genelkurmay başkanlığı, cumhurbaşkanlığı yapmış bu adam bunları söyleyebiliyor... Vs… vs...
Evren Paşa’yı topa tutanların çok önemli bir kısmı daha düne kadar Evren ve ekibinin bu ülkeye yaptığı kötülüklerle ilgili ağızlarını bile açmıyorlardı ve hatta Evren’den kendi yöntemleriyle hesap sormak isteyenleri “azılı terörist” ilan etmekten geri durmuyorlardı. Evren’in yargılanması isteyen ne kitle örgütlerine ne de kamu vicdanına zerre kadar kulak asmıyor, 12 eylülcüleri hesaba çekmek isteyenlere burun kıvırıyorlardı. Şimdi soru şu: Evren’in ülkeyle ilgili kötülüklerini sayıp dökmek ve Evren’i vatan haini ilan etmek için Kürtlerle ilgili açıklamalarını mı duymak zorundaydınız? Yani düne kadar, bu ülkede 180.000 kişiyi işkenceden geçiren, gözünü kırpmadan “darağaçları kurulsun toylar tutulsun” coşkusu içinde 17 yaşındaki gençleri ipe çeken, ülkede her şeyi iki dudağının arasına bağlayarak milyonlarca insanın geleceğini çalan, bu ülkenin korku toplumuna dönüşmesinde başrol oynayan bir generali ve onun çetesindekileri sessiz soluksuz kabul edip sineye çekerken birdenbire ne oldu da Evren Paşa’nın günahlarını sayıp dökmeye başladınız?.
Bu sorunun cevabı herhalde net. Bu ülkede ne zaman birileri Kürtlerle ilgili bir şey söylese hemen tüm geçmişi irdelenir ve sözün altında bir çapanoğlu aranır. Bu generaller için de böyledir sıradan bir yurttaş içinde yada aydınlar içinde… Sadece küçük farklar vardır söyleyenlere karşı tutumlarda ve bu küçük farklar büyük bireysel sıkıntılara yol açar: Bunu söyleyen generalse, söylediğiyle kalır, koğuşturulmaz, adli yada idari takibata maruz kalmaz. Biraz söyledikleri üzerinde durulur ve bir süre sonra unutulur. Bir aydınsa, işbirlikçilik yaptığı bağlantıları sorgulanır, teşhir edilir, şanslıysa takibata uğrar ve hapis yatar. Daha az şanslıysa faili meçhul bir kurbana dönüşür tarihin kör karanlıklarında. Sıradan bir yurttaşsa, izlenir, gözdağı verilir, işbirliğine zorlanır, ispiyonculaştırılır, daha olmadı koğuşturulur, işinden aşından edilir ve deyim yerindeyse iflahı kesilir.
* * *
Evren Paşa’nın bu açıklamaları ve Leyla Zana’yla görüşme talebi Kürtlerin bir kısmı tarafından olumlu karşılandı. DTP çevresi 1.Olağanüstü Kongre’sinde, durumu değerlendirebileceklerini ve Evren Paşa’nın bu çizgiye gelmesinden memnuniyet duyduklarını açıkladı.
Kenan Evren’in geçmişte yaptıkları kötülükleri sayıp döken birinci grubun aksine, bu grupta sanki Evren’in bu ülkede yaşananlardan hiçbir sorumluluğu yokmuş gibi bir tutumla Evren’in açıklamalarını karşıladı. Kürt Sorunu konusundaki her tür diyaloğu önemli gören bu anlayış neredeyse “şeytanla bile işbirliği” yapılabileceğinin ipuçlarını verdi. Daha düne kadar, cunta lideri olarak adlandırdıkları ve hesap soracaklarını söyledikleri bu ülkenin demokrasisine ve insanına kastetmiş bir generalin, (gelinen noktada hemen herkesin kafasında netleşen Kürtlerle ilgili bir olguyu) açıklamasından medet ummaya başladı.
* * *
Kürt sorunu bu ülkede her geçen gün daha fazla olup bitenlerin değerlendirilmesinin merkezi haline geliyor. Bir şeyin ak yada kara oluşu onu ak yada kara oluşuna ilişkin ilkeler üzerinden değil, o şeyin Kürtlerle ilgili durduğu mesafeden tayin edilir hale geliyor. Bu durum tam bir tutarsızlığa ve çifte standardı ahlaka giderek daha fazla zemin hazırlıyor. Öyle ki, bir katili demokrasi mücahidi haline yada bir demokratı totaliter bir tutucuya dönüştürebiliyor, o kişinin sadece Kürtlerle ilgili yaklaşımı. Ve insanlar herkesin değişebileceğinden dem vuruyorlar Hereklitos’un “değişmeyen tek şey değişmenin kendisidir” diyalektik ilkesinden yola çıkarak. Hegel’in, Marx’ın canını yakıyorlar, diyalektiği bu kadar omurgasızlıklarının temeli yaparak.
Sormak gerek: Kenan Evren ne oldu da değişti. 90 yaşına gelmiş, ün tün görmüş, ülke yönetmiş, kelleler almış… bir adam, bir ayağı çukurda olmanın bilinciyle bir gece de Kürtler konusunda hidayete mi erdi?
Yada ne oldu da Kürtlerle ilgili bir açıklama yaptı diye Kenan Evren’e hem liberallerin ve yeminli Kürt düşmanlarının hem de Kürtlerin bir kısmının tutumu bir gecede değişti?
* * *
Evet her şey değişir. Bu böyledir ve evet “değişmeyen tek şey değişmenin kendisidir”. Emperyalistlerin çıkarları gereği ülke içi, bölgesel ve uluslararası politikaları da değişir.
Bu bağlamda çıkar gruplarının işbirlikçilerinin politikaları ve dünyaya bakışı da “big brader”lerinin yeni yaklaşımları paralelinde değişir. Ama değişmeyen bir şey hep perde ardında var olarak kalır: Kuklalık. Cansızlığı, körlüğü, ölüseverliği, adam satıcılığı, yıkıcılığı temsil eden kuklalık tarih boyunca temelde, sessiz-sedasız kılıktan kılığa bürünerek değişmeden sürüp gitmektedir.
Bugün Evren Paşa değişmemiştir. Sadece emperyalistlerin Ortadoğu’daki niyetlerinin değişmesine bağlı olarak o, yeni de facto durumun aktörlerinden biri olmak derdindedir. Onun açıklamalarından medet umanlarda, bu açıklamalar dolayısı ile dünkü tutumlarını değiştirenlerve Evren’e veryansın edenler de bu oyunun yeni aktörleri olmanın yolunda değişmiş gözükmektedirler.
Cadı kazanı kaynamaya devam ediyor Ortadoğu’da. Bir odun daha atıyor Evren Paşa kazanın altına. Birileri de, ihtiyarın odun taşımasında mecalden düşmüş ayaklarına, dizlerinde kalmayan ferine yardım ediyor sadece. |