Türkiye’de vicdanlarının sesine kulak verdiklerini söyleyen bir grup aydının “Büyük Felaket”le ilgili başlattıkları bir imza kampanyası var. Doğrusu, sarsıcı bir kampanya.
Kampanyayı başlatanlar ve kampanyaya imza koyanlar temelde, kişisel olarak, 1915 yılında Anadolu’nun doğusunda meydana gelen olaylarda, özellikle Ermenilerin uğradıkları “Büyük Felaket”ten dolayı Ermenilerden özür diliyorlar.
Mealen şöyle diyorlar. “Biz, tek tek kişiler olarak, felaketin yaşanmasında hiçbir şekilde rol oynamadık. Dahası rol de oynayamazdık; çünkü o tarihlerde doğmamıştık. Ama bugün baktığımızda, Anadolu’nun doğusunda o tarihte olanların vicdan sızlatan yanları var. Biz, yani bunu fark edenler, vicdanımızın sesine kulak vererek diyoruz ki, o tarihte olan acılarda hiçbir rolümüzün olmadığını bilmemize rağmen, o tarihte olanları her hatırladığımızda vicdanen rahatsızız. Ve “Büyük Felaket”in yarattığı tüm travmalardan dolayı üzgünüz. Bu felaketin yarattığı tahribatları ortadan kaldıramasak bile, durumun farkında olduğumuzu kamuoyunun bilmesini istiyoruz”.
Hepsi, bu kadar.
Aslında bunları söyleyebilmek için aydın falan olmaya da gerek yok. Sadece biraz cesarete ihtiyaç var.
Bunları söyleyenler cesur insanlar. Dertleri, bağcı dövmek değil, üzümse zaten hiç yememişler. Sadece, ülkelerinde üstü örtülü olan ve üstü örtülü olması nedeniyle ülkelerini yıllarca kör dövüşü içine çekerek ülke insanının enerjisini bu kör dövüşüne hapseden durumdan kendilerini ve ülke insanını kurtarmak isteyen “insani” bir tarzla söylüyorlar bunları.
Bu tarz öyle geniş bir etki bırakıyor ki, “At kaçıp torba düşüyor”.
İlkin vatan haini ilan ediliyorlar. Hem de en yetkili ağızlar tarafından. Hemen ardından “Onlar özür dilesinler” diyip, Ermenilerin o tarihlerde yaptığı ve bizlerin ilkokuldan beri beynimizi yıkayan argümanlara sarılıyorlar: “Ermeniler Müslümanları camilere doldurdu yaktı… Beşikteki bebelere tecavüz etti… Gebe gelinlerin karnındaki bebeleri süngüyle çıkarıp süngü uçlarındaki bebeleri gülerek seyretti… Bu zalim Ermeniler adına kim özür dileyecek?”
Şimdi ben kalkıp desem ki, “Ermeniler bunları yapmışsa eğer, ben tüm etnik, dinsel, siyasi vs. kimliklerinden sıyırarak bu utanç verici tablo karşısında tüm Müslümanlardan özür diliyorum –kendi adıma”… Anlamı olmayacak.
Birileri sen kimsin ki diyecek. “İlla Ermeniler özür dilesin ve biz haklılığımızı bir kez daha dünya önde kanıtlayalım.”
* * *
“At kaçıp torba düşüyor” ya, Başbakan, alabildiğine milliyetçi söylemlere yöneliyor. “Demek ki” diyor, “Onlar soykırım yapmış özür diliyorlar”… Bildiğimiz başbakanın duru durağı olmadığından işi bu kadarla da geçiştirmiyor. “Bu konularda bazı adımlar atılırken birilerinin bunları söylemesi atılan adımların önünü tıkıyor”…
Şimdi güler misin, ağlar mısın?
Bir ülkenin başbakanı, Ermenistan’la –Ermenilerle değil daha üst bir organla yani Ermeni Devletiyle- sürdürülen ilişkilerde ki açılımı, bu imza kampanyasının başlatıcılarının ketlemeye yöneldiğini savlıyor. Neredeyse “Biz bu işlerin çözümü üzerine odaklanmışken bunlar provokasyon yapıyor” diyecek.- hatta diyor-…Ve üst perdeden sorulmuyor Başbakana; “Sen bir devlet yönetiyorsun. Bir devletin dış politikaları bu kadar ucuz mu? Madem devlet yönetiyorsun ve Ermenistan’la sürdürmek istediğin bir devlet politikası var, neden toğplumlar lehine olacağına inandığın bu politikalarını devam ettirmiyorsun da, bu türden sudan sebeplere sığınıyorsun politika değişikliği yapmak için?” “Üstelik sen Kasımpaşa kabadayısısın, Heytttttttt Ulan !!!! diyince akan suları durduracağına inanmışsın, böyle üç-beş çapulcuya pabuç neden bırakıyorsun?”…
* * *
“At kaçıp torba düşüyor” ya, iş, ne karşı kampanyaları başlatanların argümanlarıyla ne de Başbakanın saçmalamalarıyla bitmiyor.
Doğuştan sarı saçlı olmayan ama her ne hikmetse hiç siyah saçlarıyla kamuoyu önüne de çıkmayan; kamuoyu önünde hep boyalı sarı saçlarıyla görünen bir parlamenterimiz; CHP milletvekili Canan Arıtman sahneye çıkıyor. Ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “özür diliyoruz” kampanyasıyla ilgili olarak kampanya başlatıcılarına ve destekleyicilerine ilişkin “Kendi kişisel görüşleri, düşünce özgürlüğü temelinde ele alınmalı” çerçevesinde söylediği sözleri kendisine referans ederek “Gül’ün soyacağı araştırılsın, babaannesinin Ermeni olduğu görülecek” diyor…
Artık “at kaçıp torna düşmüyor”. Bu saatten sonra “Pandora’nın kutusu” aralanıyor… “Cin şişeden çıkıyor”…
* * *
“Pandora’nın kutusu” aralanıyor; bütün kötülükler yayılıyor ya Anadolu topraklarının cengaver yiğitlerinin külhanbeyi olarak gezdikleri yerlere, bi telaş-bi telaş ki sorma gitsin. Şimdi uğraş ki kapatasın kutuyu ve yeniden hapsedesin kötülüğü kutunun içine…
Birileri uğraşıyor gene de; kötülük olarak adlettiklerini, ancak daha büyük kötülükler yaparak yok edeceklerine inanan birileri veryansın ediyorlar hep bir ağızdan: Tehdit ediyorlar kampanyanın başlatıcılarını, yetmiyor… Kan üzerinden kategorize ediyorlar insanları ve “kanı bozuklar” diye sınıflandırıyorlar imzacıları, gene yetmiyor…
“Cin şişeden çıkıyor” ya… Uğraş ki cini koyasın şişeye… Gene de birileri uğraşıyor cini şişeye koymak için. Birileri, üstelik Gül’ü Cumhurbaşkanlığına aday gösteren ve cumhurbaşkanı olarak Gül’ün seçilmesini sağlayan birileri, Cumhurbaşkanı Gül’ün, Ermeni kökenli olabilme ihtimalini bile düşünmek istemiyor… “Biz tanırız Gül’ü ve ailesini, öyle bişey yok” diyorlar… Ve sanki bir etnik kökenli oluştan değil, hastalıklı bir durumdan bahsediyorlar. Ve sürüp gidiyor “kötülüğü kutusunu kapatma” “cini şişeye sokma” işlemleri…
Bunların hiç biri bu topraklarda hazin değil. Alışığız tüm bunlara, bu topraklarda…
Hazin olan, Gül’ün –eğer nenesi Ermeniyse- “Evet benim köklerim Ermeni olan bir neneden geliyor” deme cesaretini göstermek yerine, Canan Arıtman’a hakaret davası açmaya girişmesi…
|