Koskoca bir coğrafyanın oldukça eski halklarından biri olan ve coğrafyanın en eski dillerinden birini kullanan Kürtlerin kendi dillerini devlet televizyonunda görmeleri onlarda nasıl bir duygu oluşturmuştur? Bilemiyorum. Ama 26 Aralıkta TRT 6 (şeş) adıyla kurulan bir kanal “başka dilde ve lehçelerde” resmen deneme yayınına başladı…
Koca coğrafyada konuşulan bir dili, o dili konuşan koca bir ulusu, o ulusun o dille ürettiği tüm değerleri; edebiyatı, folkloru, meselleri, türküleri…hatta o dille ifade edilmeye çalışılan resmi ideoloji yanlısı olsa dahi düşünceleri… yıllarca… ama yıllarca… sadece yasaklı kılmamış; böyle bir dilin, kültürün, ulusun olmadığını sürekli propaganda ederek o dili/kültütü/ulusu bu toplumun geniş kesimlerine “yok saydırmış” ve bu “cinnet” halinden bu toplumun gene “cinnet geçirerek” çıkmasını tetiklemiş olan lanetli bir ideoloji, nihayet bu konuda “başka dil ve lehçelerde yayın yapma” üzerinden çözülüyor…
Bir çoğumuza çözülüyor gibi gelen bu “cinnet” hali, “bir başka cinnete” evrilerek çözüldüğünden dolayı aslında çözülmüyor. Yeni ve daha derin bi “cinnet” yaratıyor… Derinden yaratıyor bu yeni cinnet halini, o yüzden bu cinnet hali şimdilik görünmüyor.
* * *
Daha düne kadar yok sayarlarsa yok olacağına inandıkları ama bir türlü yok edemedikleri bir kültürel gerçekliği, bugün yok edememiş olmanın da hıncıyla “resen” kabul ediyorlar ve bize “resmen” kabul etmişler gibi gösteriyorlar, Kürtçenin yayın serbestisini: Bir dili, güya azad etmenin keyfine gömülüp, demokrasi havarisi kesiliyorlar birileri…
Bir halkın; onbinleri öldürülmüş, milyonları her çeyrek asırda mutlaksürülmüş koca bir halkın, bu ölüm ve sürgünlerden büyütülmüş acıları pahasına zaten “pratikte” var ettikleri dil serbestisini ve o dilin kurumsallaşmasını, kendi tekellerinde tutmak için bu “açılımı” yapmak durumunda kaldıklarını kendilerinden ve beyinlerini iğfal ettikleri “yurttaşlarından” gizlemek için atıp tutuyorlar: Demokrasi havarisi kesilip Kürtlerin oylarıyla gene onların iflahını kesmek istiyorlar, bu lanetin mutlak parçası olanlar… Mutlak parçası ve aktörü olanlar, eski lanetten kendilerini “resen” ve “resmen” sıyırmış olmanın hazzını yaşıyorlar ve yeni lanetlere hazırlayarak ülkemi, zil takıp demokrasi üzerinden yeni katillik oyununun kurucusu oluyorlar…
Bu lanetli ideolojinin büyük ideologları, şimdi yeni bir ideolojik kurgu içindeler.-biline-
Sanki bu ülkede, bu kadar acı hiç yaşanmamış yada bu acıların yaşanmasında kendi payları hiç yokmuş gibi pis bir ukalalıkla, TRT 6 (şeş) dedikleri bir kanalı demokratikleşme için ne de “kocaman bir adım” olduğunu toplumun hastalıklı zihnine enjekte etmeye çalışıyorlar şimdilerde.
Yıllarca x,w,q gibi harfleri düşman belleyip, her gördükleri yerde harfleri tutuklamaya kalkanlar şimdi resmi ekranlarında bu harfleri kullanırken, bu kadar saçmalığın nelere mal olduğunun zerre kadar vicdanı sızısına gömülmeden gülerek o ekranlarda nutuk atıyorlar. Show’un “w”sini, Fox’un “x”ini pis bir batı hayranlığıyla izleyenler ve buna karşın Welat’ın “w”sini, Xezal’ın “x”ini şeytan görmüş gibi korkuyla gözaltında tutanlar, şimdi Civan Xeco yılbaşında bize türkü söylese de dinlesek telaşındalar.
Diyarbakır’dan yayın yapan Gün TV’ye Şivan Perwer’in “De Xalo” parçasını çaldığı gerekçesiyle bir yıl kapatma cezası verenler, şimdi TRT 6 (şeş)’te bu parçaları çalmanın aymazlığındalar. Gene Diyarbakır’da Kürtçe yayın yapan ART televizyonunun sahibine beş yıl hapis cezası getiren Şivan Perver’in ‘Mehemedo’ şarkısıyla bu lanetli televizyonun utanmazca açılımını yapıyorlar. Ve yetmiyor, Rojin’le, “Seda Sayın benzeri bir sabah programı” için protokol yapıyorlar…
Suruç belediyesinin sokaklara, belediye meclisi kararıyla koyduğu, Zozan, Dilan, Baran, Sase, Berivan… gibi adları “Türk kültürüne uygun olmadığı” gerekçesiyle ve mahkeme kararıyla iptal ederek ve yasaklayarak yapıyorlar bunları… pis bir utanmazlık, çirkin bir aymazlık ve deli bir körlükle yapıyorlar… Ve bu kanalı açtıkları günde, Kürt milletvekillerinin parlamento kürsüsünden yeri gelmişken söyledikleri, Kürt deyişlerini, meclis kararlarının dibine bir yıldız koyup altına “bilinmeyen bir dille bir şeyler söyledi” diye meclis tutanaklarına not düşüyorlar… dehşet verici bir sırıtkanlıkla yapıyorlar bunları…
* * *
Sansarı oynuyorlar onlar; bir su dibinde kendine yuva yapan ve yaptıkları yuva bozulmasın diye bütün yuvaları bozan hırsız bir sansarı oynuyorlar, yetmiyor… Hayvani bir yokoluş içgüdüsüyle timsahı oynuyorlar –kendi yavrularını yiyerek-… Gene yetmiyor, uyuz bir tilkinin kurnazlığıyla oynuyorlar, ama nafile, yetmiyor…yetmiyor… hiçbir hayvanla tasavvur edilecek gibi değil yaptıkları…
Kendilerine dönüyorlar ve “alçak bir insanı” oynamayı deniyorlar ama oynamak istedikleri alçak insan “alçakta” bile değil; çukurda…
Alçaklığın bile bir sınırı olur; bir zemini, bir dibi… Ne de olsa ne kadar alçalırsa alçalsın insan, ayaklarının zemine bastığı kadar alçalabilir, daha derine gidemez;daha fazla alçalamaz…
Ama bunlar “ÇUKUR”, o yüzden oyunlarının dibi yok… bastıkları zemin hep daha fazla alçalmaya onları götürüyor; daha fazla dibe, batağa ve batakta erimişliğe…
* * *
Küfretmeyim diye kendimi zorluyorum…
Bi dibi olmalı bu “ÇUKUR”luğun
Halklar bu çukura bir dip yapmalı ve bunların alçalmasının sınırını belirlemeli…
Yoksa hep birlikte o çukurda boğulacağımız günler yaklaşıyor…
Birileri, o çukurda olanlarla ilgili gelecekte tarihi yazacaklar ve diyecekler tüm tarih yazıcıları gibi bu da bir dönemdi; yani “insanlık hali”
Birbirimizin bebelerinin ırzına geçeceğimiz, birbirimizin barsaklarını deşip o barsaklarla besleneceğimiz günler yaklaşıyor, bir sırtlan misali… |