Türkiye öyle hızlı çalkalanıyor ki, olup bitenleri takip etmek ve hele değerlendirmeler yaparak bu süreci topyekün analize tabi tutabilmek, benim hem bilgi sınırlarımın hem de akıl sınırlarımın çok ötesine geçiyor. Bu yüzden son zamanlarda, çoğu kez yazmamayı, hatta düşünmemeyi, ve hatta olup bitenlerle neredeyse hiç ilgilenmemeyi, ruh sağlığımı korumak için daha doğru bir durummuş gibi algıladığım zamanlar o kadar çok oluyor ki… Biliyorum bu ilgisizlik hali de sağlıklı değil, bir tür yabancılaşma yada anomi; biliyorum, özellikle bu tür ruh halleri içine bizleri sokmak ve toplumsal yaşamın içinden bizleri kopararak kendi çarklarını daha kolay işletmek istiyorlar ve ben olup bitenlere ilgisizleşirken onların ekmeklerine yağ sürüyorum… Biliyorum…
Gene de, dedim ya olup bitenleri anlama, değerlendirme, hele hele anladıklarımı başkalarına anlatma gücünü kendimde bulmakta zorlanıyorum…
* * *
21 Ekim 2007 tarihinde, Hakkari de Dağlıca askeri mıntıkasına, PKK’liler tarafından yapılan baskın ve ardında gelişen süreçle ilgili sağır sultanın bile bir çok bilgiye ve spekülasyona sahip olduğu biliniyor… (herkes gibi ben de, ne kadar sağır sultanı oynasam da bu konularda bir çok spekülasyonun içinde bir şekilde kendimi bulduğumdan biliyorum.)
O baskında, çok sayıda askerin öldüğü/şehit olduğu ve yaralandığı, keza sekiz askerin de başlangıçta “akıbetlerinden haber alınamadığı”, zamanla bu askerlerin PKK’liler tarafından kaçırıldığının artık saklanamadığı ve sonunda 5 kasım 2007 tarihinde, içinde DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk, Van Milletvekili Fatma Kurtulan ve Siirt Milletvekili Osman Özçelik’inde bulunduğu bir heyete teslim edildiği de biliniyor… (ben de biliyorum, çünkü “akıbetlerinden haber alınamayan” askerlerin akıbetlerini gerçekten merak ediyordum ve öğrendim ve bu teslim edildikten sonraki durumlarının ne olduğunu da hala merak ediyorum, ama öğrenemiyorum… mesela vatana ihanetten yargılanacaklar mı? Yada ne bileyim, katıldıkları kıtalarında bu gençlere yönelik askeri zevatın tepkileri neler oluyor? Yada, gene ne bileyim, sözgelişi bu gençlerin askerlik sonrasında bugün onlarla ilgili bazı basın köşelerine sıkıştırılan cümleler onların bütün bir yaşamını nasıl etkileyecek?…Merak ediyorum gene, mesela, DTP’li milletvekillerinin arabuluculuk yapmasını içlerine sindiremeyenlerin bu milletvekillerini meclisin dışına atacaklar mı atmayacaklar mı?… Bu arada a(s)tmazlarsa besleyecekler mi…Neyse…)
Baskın tarihiyle, teslim alınan/kaçırılan askerlerin serbest bırakılması arasında geçen ondört günlük sürede, durumun epey garip tartışmalara konu olduğu da biliniyor. Yani, Türk askeri teslim mi olmalı, yoksa ölmeli mi? Yani acaba teslim mi alındılar, gönülleriyle mi PKK’lilere katıldılar? Yani PKK’nin elindeyken kirli savaş konusunda söylediklerini acaba baskı altında mı söylediler yoksa gerçekten inanıyorlar mıydı bu söylediklerine, falan…
Yahu tüm bunların ne anlamı var, şu anda bu gençler bir şekilde bu kirli savaşın kurbanı ve acı çekiyorlar. Bu gençlerin ve bundan sonra bu kirli sularda bir şekilde gece gündüz boğulmak zorunda kalacak olan bütün gençlerin içinde bulundukları bu durumları onlara reva gören bu sürecin önünü tıkamak için ne yapabiliriz falan demedik/ diyemedik/ az sayıda demeye çalışanın ise gürültü patırtı arasında sesini duyamadık. Bir çok şey gibi bu olup bitenlerinde üstü örtüldü bu ülkede, örtülüyor ve sesler duyulmuyor… ( Diyorum ki, bokunun üzerini her ne hikmetse genetik olarak örten kediler şöyle bir merak etseler de, pisliklerinin üstünü örtme konusunda bizlerden yeni şeyler öğrenseler ya… neyse..)
Ama bu gürültü patırtı arasında ben bir ses duydum… Öyle garip bir ses duydum ki, bu ülkede artık hiçbir şey beni şaşırtamaz diye düşündüğüm bir zaman diliminde başlangıçta yanlış anladığımı düşündüm o sesten çıkan kelimeleri… Gerçekten de yanlış anladığımı düşündüm. O yüzden yeniden ve yeniden dinlemek istedim o sesi. Dinleyeyim de adama haksızlık etmeyim dedim ve yeniden yeniden dinledim… Günlerce dinledim ve gazete haberlerinden okudum…En son bu akşamda dinleyince (09.11.2007) emin oldum ve dayanamadım bu yazıyı yazmaya başladım… İçim soğur belki diye yazmaya başladım… Ya da ne bileyim belki çıldırmamı geciktiririm diye…
Şöyle diyordu, Dağlıca baskınından sonra her gün insanların etnisite üzerinden birbirlerine karşı derin kinler beslemeye başladığı, sokaklarda (artık sadece PKK’ye yönelik olmayan giderek) Kürtlere yönelen ırkçı gösterilerin ayyuka çıktığı, o kadar hengame arasında o ses: "Askerlerin kurtulmuş olmasına sevinemedim"…
Gerçekten tamı tamına böyle diyordu bu ses ve bu ses bu ülkenin Adalet Bakanı görevini sürdüren bir zat-ı muhteremden geliyordu.
Çakır gözlerini dikmiş kameralara, yayvan bir ağızla kameralara bakan, bakan Şahin, kurtulan askerlerin kurtulmuş olmasına sevinemediğini (ne yazık ki sevinemediğini) kaç milyonsa bu ülkenin nüfusu onlara anlatmaya çalışıyordu. Ben TV’de haberi izlediğimde çakır çakır gözleri ve yayvan ağzıyla kameralara bakan, adaletimin bakanı Şahin’in hangi askerlerin kurtulmasına sevinemediğini vallahi merak ettim.
Bi süredir haber falan pek bakmıyordum…
Benim kabuğuma çekildiğim süre zarfında, acaba Türkiye savaşa girmişti ve de düşman güçlerden esir aldığı askerler kaçıp kurtulmuştu da, kameralara çakır gözleri ve yayvan ağzıyla melül melül bakan, bakan Şahin buna mı üzülüyordu… Adalet duygusu müthiş gelişmiş, en küçük haksızlığın hemen müdahale gördüğü ülkemde benim sevgili adil adalet bakanım olan bakan Şahin’imin adalet duygusunu sarsan ve onu sevindiremeyen “kurtarılan askerler” hangi düşman ülkenin askeriydi? Gerçekten merak ettim, haberleri ilk izlediğimde…
Habere pür dikkat bakarken, bu askerlerin PKK’liler tarafından teslim alınan/kaçırılan Türk askerleri olduğunu öğrendim. “Yok canım” dedim kendime, “sen artık iyice atlatıyorsun, aklına mukayyet ol dedim o kadar sana ama beceremedin, artık halisünasyonlar görüyorsun” diye hayıflandım, kızdım…
Sonra defalarca dinlediğim haberlerden bunun halisünasyon olmadığını anladım… Kanım dondu desem yeridir… Aklım şaştı desem yeridir… Aklıma gelen bütün olasılıkları gözden geçirip, mesela bir ara bakan Şahin’in PKK’ya katıldığını da düşündüm desem yeridir…
Biliyorum son düşüncem saçmaydı ama bakan Şahin’in bu açıklamanın en gerçekçi açıklaması, belki de bakan Şahin’in PKK içindeki şahinlere katılmış olduğunu düşünmekti. Öyleya ancak artık bakan Şahin değil, PKK’lı (Şahinler içindeki yeni) ŞAHİN, teslim alınmış olan Türk askerlerinin sağ selim geri teslim edilmesine duyduğu öfkenin dışa vurumu olarak böyle değerlendirmeler yapabilirdi. Ama dedimya, sonradan bakan Şahin’in halen şanlı ülkemin şanlı bakanlıklarından birini yaparken böyle düşündüğünü öğrendim.
Bakan Şahin niye sevinemiyormuş bu duruma, açıkladı…
"Bir Türk askerinin birkaç tane çapulcuyla birlikte gitmiş olduğu gibi bir izlenim beni rahatsız etti. Çünkü bizim Mehmetçiğimiz vatanı korurken gerektiğinde şehit olmayı göze alan kahraman askerdir".
Nerden başlayıp ne diyeceğim gerçekten bilmiyorum… Bir ülkenin adaletinden sorumlu bakanı, ülkesinin kutsal addettiği vatani görevini ifa etmeye gitmiş, günlerce gecelerce kuş uçmaz kervan geçmez yerlerde her an ölümle burun buruna yaşamış… vatan dediği toprakları korumak için gece gündüz kendileriyle birlikte olan arkadaşlarının ölümlerine tanıklık etmiş, belki kurşunlar ve bombalar burnunun diplerinden geçmiş olan bir çatışma ortamında, bir şekilde teslim alınmış askerlerinin kurtarılmasını içine sindiremiyor… Bir ülkenin adaletinden sorumlu bakanı, sekiz gencin yaşama hakkını adil bulmuyor; ölmeliydiler diyor. Sadece o demiyor milyonlar böyle diyor… Kahraman olmak için onların ölmesi gerekiyordu diyor milyonlar ve onların sağ kurtulmasının arkasında bir fitnelik arıyorlar, bakan Şahin bu milyonların sesine tercüman oluyor….
Aileler ne yaşadı bu açıklamalar karşısında bilmiyorum… her iki kişiden biri bu seçimlerde AKP’yi desteklediğine göre bu ailelerden kaç kişi bu partiye oy vermişti ve yeni seçimlerde oy verecek mi bilmiyorum…
Ama tüm bunları bilmek istiyorum. Tüm bunları aklıma mukayyet olmak için bilmek istiyorum… Bakan Şahin’in empati yeteneği ve bakan şahin gibi düşünen milyonlarca insanın başkalarının duygularını anlayabilme yeteneği yada yeteneksizlikleri beni ilgilendiriyor. Kendi askerinin sağ kurtulmasına sevinemeyen bakan Şahin’in kahraman ceddinin hikayelerine takılıp kalması beni gerçekten ilgilendiriyor… yaşama karşı alabildiğine ilgisizleştiğim bir dönemde bile ilgilendiriyor, sarsıyor beni…
Bakan Şahin’in vicdanın nasıl şekillendiğini bilmek istiyorum… Hukuk okumuş bir adamın başkalarının “yaşama hakkı” hakkındaki düşüncelerinin nasıl olup bu denli pervasızlaşabildiği; bu pervasızlığı yaratan kurumsal ilişkilerin neler olduğu beni ilgilendiriyor ve gerçekten bilmek istiyorum, anlamak ve gelecek kuşaklara bu körleşmiş vicdanların nedenleri konusunda bir iki satır yazı bırakmak istiyorum…
Birileri soruyor, kendi oğlu o askerlerin içinde olsa gene aynı mı düşünecekti?... Soru tehlikeli, sorunun yanıtı daha tehlikeli…
Düşünün ki bakan Şahin, “elbette” diyor “benim oğlumda olsaydı içlerinde gene böyle düşünürdüm” diyor… Bu korkunç bir cümle, dehşetengiz bir bakış… Bu ancak ve ancak kurban İsmail’ler yaratan ve bunlardan kendi vicdanı körlüklerine su serpmeyi deneyen bir kültürün, kurban Memet’ler yaratması ve 2300 yıl önceki insan mantığının o günkü durumunda kalması anlamına gelir ki…. Dedimya dehşetengiz bir şey….
Ben bakan Şahin’in kendi oğlunun o askerler içinde olduğu durumda böyle düşünmemesini, yani o zaman askerlerin kurtulmasına sevinecek olmasını isterim… Yani “hayır benim oğlum onların içinde olsa böyle düşünmezdim, çünkü o zaman bir devlet görevlisi olarak değil bir baba olarak bakardım meseleye” demesini ve “oğlum kurtuldu diye çok sevindim” diyerek baba yüreğinin var olduğunu göstermesini isterim… En azından böylelikle yüreğinin tamamen körelmediğini, hala insani bir yanının olduğunu düşünmek, böylelikle başkalarının başına gelen felaketleri anlama kapasitesi olmasa bile kendi başına gelenleri anlayabilecek bir yaşamsal duyguya sahip olduğunu bilmek isterim…
Biliyorum yada sezebiliyorum, bakan Şahin kendi oğlu da olsa kurtulanlar arsında sevinemediğini gene söyleyecek… Üstelik iki yüzlülük yada takiyye yaparak ta değil, gerçekten öyle hissettiği için öyle söyleyecek. Bunu bilmek yada sezinleyebilmek beni ürkütüyor…
Kendi oğlunu kurban eden ve bundan keyf alan bir baba imgesi beni dehşete düşürüyor… Bu baba imgesi benim ülkemde devlete baba diyen ve devlet tarafından kurban edilmelerine rağmen bu durumlara ses çıkarmayan bir kültürün yaratıcısı oluyor…
Ve bu babalardan o kadar çok ki içimizde.
O kadar çok, o kadar çok ki… mutsuzluk bile ondan az !!!!!…
|