Gece,
gök karanlık, yer zindan…
Gündüz,
hayat ağır, ölüm heran…
* * *
Bir dost selam verdi: –esrik bir gecesindeydim hayatın.
Selamında, o dostla ortaklaştığım bütün hayatı özlediğimi gördüm.
Bir dosta selam verdim aynı anda…,-gerisi yokluktu zaten-(gerisi yalandır yada)
Tüm ortaklaşa hayatın hasretini içime gömdüm…
* * *
“Dağ dorukları nasıldır sizin oralarda bu mevsimde, sevgili dost”…dedim. “Sevgili dost, sizin oralarda dağ dorukları var mıdır? diye ekledim…
(dost sustu),
Anladım ki; dost dilsizliğinden konuştu…
* * *
(Beni sorarsan eğer) diye iç geçirdim… -dost duymadı-
“Benim ülkemde dağ dorukları gene ateş, gene boran”
“Benim ülkemde dağ dorukları ölümü muştuluyor bizlere gene; sevda ve barış benim ülkemde (doğmamış bir çocuğun kırk yıllık ömrüne bile) gene ve hala haram”…dedim…
Ve ekledim:
“Her zaman olduğu gibi pervasızca muştuluyor bize ölümü bizim buralarda dağdorukları gene. Gene gece-gündüz demeden, ölüm muştulanıyor bize dağdoruklarında, an be an…”
“Bizim dağlarda ölüm nöbette gene ve hala” (dedim)… Ve ekledim:
Ölümü bize muştulayanlara desem ki, (dedim);
al ülkeyi ver hayatı
(Yada)
Desemki, (gene, ölümü bize muştulayanlara,
mesela bir generale yada başbakana)
ver ülkeyi al hayatı
(ben öyle esrikliğinde sürdürürken hayatı
-böyle şeyler desem-)
Hiç kimse hayatla takas etmeyecek ülkeyi
yada
takas etmeyecekler
bir günlük ömürleri kalmış olanlar;
mesela generaller, yada bakanlar
takas etmeyecekler hala, ülkeyle hayatı
…(biliyorum)
* * *
Takasındayım bu gece hayatın; yani, ömrümün satışındayım; yada diyelim ki benim ömrüm pazarda…
Ruhumsa, dost sohbetlerine hasret; dost sohbetlerinin olmadığı bir yaban mekânda… yada bu gece alabildiğine pervasız olan ruhum, lanetli bir hoyratlıkta… Ruhum, darağacının bile kurulmadığı, adına Anadolu denilen bir coğrafyada. -velhasıl ruhum darda-…
Desem ki, Ey dost!
Al ruhumu ver sesini
Desem ki,
mademki sesin yok
mademki, ülkemde değilsin
mademki, sizin oralardaki dağ doruklarında hayat var
yani ölüm yok
Ve ölümün yokluğu üzerinden sana öfkelensem
ve avaz avaz bağırsam
ve desem ki,
mademki ölüm olmayan bir coğrafyada yaşıyorsun,
ahkam kesme bana
ve
Kes nefesini… - desem-
(sen nefesini kesemezsin)
* * *
Hasretim derin sevgili dost, hasretim o kadar güçlü ki, (sana)… Senin için ölebilir ve seni, senin hasretin yüzünden öldürebilirim bu gece.
Sana kurşun sıkmadan –sadece dil üzerinden-
Vurabilirim seni, mesela... (bu hasret yüzünden)
Ve mesela, dil üzerinden vurduğum seni
diriltmek için yeniden
-hayat boyu eline silah almamış biri olarak-
Beşli mavzer alıp elime, vurabilirim kendimi
yüreğimin en derin yerinden.
* * *
Tüm bunları söylerim
Tüm bunları kendi iç seslerimden dinlerim ve söylerim – sevgili dost-
Ve tüm bunları kendi yaşadıklarımdan bilirim…
Bilirim ama, hiç bir kurşun kar etmez, hiçbir ölüm dindirmez ayrılık acısını… O yüzden sen de bil, tüm bu serzeniş, tüm bu intizar, sadece yokluğunun sancısı…
|