Acı büyük, HALA büyük..
Ve hala da, BÜYÜYOR…
Derinleşiyor acı, DİBE-DAHA DİBE, ha bire dibe doğru ilerliyor…
ARTIK, durum geceyarısı değil, alacakaranlık HİÇ DEĞİL… artık durum ayanbeyan ortada…
Durum ORTADA oldukça ve ayanbeyen görüldükçe direnme sınırlarını zorluyor acı…
* * *
Bu yazı acı üstüne…
Bu yazı acı üstüne DAHİ değil ASLINDA; KÜÇÜKacılar yaşayanların acılarını bilemeyecek kadar acılı olması, yani acının acı yüzünden yok olması üstüne…
Bu yazıyı acı çekmeyenler okumasın.
Acı çekenlerse ZİNHAR bakmasın… görür görmez kapatsın bu sayfayı YAZILMAMIŞ SAYSIN…
KİMSE OKUMASIN YANİ, yada kimse yorum yapmasın…
* * *
yaşam öyle büyük, ÖYLE BÜYÜK düşler üzerine kuruldu ki…
Yaşamı büyük düşler üzerine kuranlar, küçük acılar olarak nitelendirdikleri acıları, küçük olmaları nedeniyle -tam da bu nedenle- aslında – TAMDA en küçük sayılmışken en büyük olan acıları- gürünmez hale getirdi.
yaşamı ÖYLE BÜYÜK DÜŞLER üzerine kuranlar bu hale getirdi küçükACILARI…
Öylesine-alelade yaratılan büyük düşler içinde KÜÇÜK görülen ve büyük düşler içinde KÜÇÜLTÜLEREK büyük kılınmaları nedeniyle, yani küçültülse dahi iliklerimizde hissettiğimiz olanı, yani Gerçekte Var Olanı küçümseyenler yüzünden, en büyük acılar(ımız) güme gitti… En büyük acılar(ımız) yok sayıldı.
Onlar hokus pokuslandı; kaf dağının ardına gönderildi….
Çocukluk masallarındaki gibi suyu öküz içti, öküz dağa kaçtı, dağ yandıbitti kül oldu ve kül göğe savruldu…
Hem en büyük acıları yaşatanlar hem de en büyük acıları yaşayanlar için güme gitti, bu küçük ama tamda küçük olması yüzünden alabildiğine büyük olan acılar… hepimiz için hokus pokuslanıp dağlar ardına yollandı.
* * *
Ey BÜYÜK-büyüklük, yani hikmetinden sual olunamaz olan…
Yada,
Kendisini en büyük sayarak küçük olan ve küçük olması yüzünden- salt bu yüzden aslında- bu denli büyük olarak kendini dünyaya sığdıramaz olan; o yüzden dünyadaki bütün küçükleri yok etmeye yeminli gibi davranan, EY küçük-BÜYÜKLÜK!…
… sana soruyorum, kim adına bu kadar büyüme özgürlüğünü yada BÜYÜK olma pervasızlığını kendinde hak buldun.?
Kim adına, bu hikmeti kendinden menkul büyüklüğünü getirip tartışılmaz büyüklük sayarak benim vede benim gibi küçükacılar yaşayan ve küçük acıların yarattığı derin acılarından kurtulmak için küçükacılarını yok sayan insanların önüne vazgeçilmez bir gerçeklik olarak koydun?
Benim, senin büyüklüğün içinde eriyen-yanan-kül olan, eriyip-yanmakla ve kül olmakla kalmayan, koca bir boşlukta külleri göğe savrulan KÜÇÜK-büyük acılarımı kim adına yok saydın?
Şimdi senin BÜYÜK DÜŞLERİN uğruna bana reva gördüğün ve daha büyük acılar çekiyoruz diyen söylemlerin içine ceset bile yapamadan gömdüğün OĞLUMUN ACISInın nerde olduğunu söyle bana…
Söyle bana, -Ki bilesin söylesen de söylemesen de iki elim o cihanda da bu cihanda da yakanda-
Senin büyük harflerle her yere kazıdığın hangi büyük idealli yazının içinde BENİM küçük-ACIM?
Söyle bana, nerede?
Nerede, benim civan oğlumun, cesedini dahi bulamadığım yiğidimin; ölmeye bu kadar yaklaşmışken ben, yıllardır mezarı olsa da bir kez dua okuyabilsem dediğim… bir kez olsun mezarına mezarlıklarda üç kuruş para için elinde su şişeleriyle dolaşan çocukların ellerindeki suyu döktürmeyi dahi beceremediğim; mezarlıkta olmadığını bildiğim ama gene de ruhuna rastlarım umuduyla mezarlıklarda dolaşıp durduğum; yani oğlumun mezarının başında bulunmak için gittiğim ve mezarlıkta dikili mezar taşı bile olmayan oğlumun mezarına hayalimden dahi olsa su döktüremeden kıç üstü geri döndüğüm ve buna rağmen her seferinde yeni bir umut için ve yeni bir diriliş adına bunu bir ibadet gibi tekrarlayıp durduğum, yani mezarlıklarda olmadığını bildiğim ama gene de mezarlıklarda aradığım oğlumun (ölmüş olduğunu bildiğim ve ne cesedini ne mezarını görmediğim civan-yiğit oğlumun) içimde yarattığı KÜÇÜK-acıM nerede???…
Nerede, bir bit kadar küçültülüşmüş ve asalak kabul edilmiş benim oğlumun cesetsizliğinin bende yarattığı o KÜÇÜKACIM, senin hangi ulvi değerinin içinde… söyle!!!
Söyle bana, ey büyük düşlerin kahramanı senin NERENDE saklı, bendeki bu KÜÇÜKACI?…
Söyle bana bileyim; senin nerende gizli benim hangi taşın altında giysileriyle beraber kemiklerinin de çürüdüğünü hiçbir zaman bilemeyeceğim oğlumun cesetsizliğinin benim içimde tir tir titrettiği o SANCI?
* * *
Ben sizin büyük umutlarınıza bağladım umutlarımı (bir başka cepheden).
Ve civan oğlumun; yani, canımdan öte can saydığım yiğidimin, vatan savunmasından al bayraklara sarılmış naşıyla, (omuzlarında apoletli generallerin “kanı yerde kalmayacak” nidalarıyla beslenen öfkemin kurbanı olarak) baş başa kaldım…
çaresizleştim…
Çaresizleştikçe öç alma duygularım derinleşti.
Acım, öç almaya dönüştü ve ben bunları kahramanlık saydım…
Böylelikle, şehit anası olmanın tadına vardım. (Ne yaman acıdır bu tat siz bilmezsiniz…Bu tat tatsızlığın tadıdır, siz gene bilmezsiniz…Ve bu tat, bir kadın olarak kadınlığımdan utandırıldığımdan dolayı öfke duyduğum erkeklere karşı –kendi bacak aramdan çok derin acılar yaşayarak çıkardığım oğlum bile olsa bu erkek, onun yok olmasına bile göz yumduğum- kadın olmam nedeniyle KENDİME KARŞI yaşadığım nefretimin diğer adıdır, siz nerden bileceksiniz)
Ve de bu yüzden ben, yani ayraç içinde söylediğim (dönüp ayraç içindeki söze bakın – bu yazıyı okumayın dememe rağmen okuyorsanız hale bu zahmete katlanın-) neden yüzünden, diğer oğlumu da feda edeceğime inandım/inandırıldım, uğruna vatanımın…
Ve oğullarım kurban gitti…
* * *
Siz tanrıya öykündünüz Ey BÜYÜKLER…
Siz tanrının tanrı oluşu nedeniyle oturduğu tahta bizi köle kılarken, tanrının tahtına göz diktiniz ve bizden kurbanlar istediniz…
Bize Tanrı’yla kendiniz arasında bir sınır olmadığını hissettirdiniz…Kendinizi tanrıya benzeteyim derken Tanrı’nın kutsallığını kirlettiniz…
Ve ne yazık ki BİZ, tanrıya koçtan kurbanlar, size de koç gibi delikanlıları kurban ettik…
Hangi çağda buna başardınız,
Hangi zamanda benim yüreğimi benden koparıp aldınız, ben bilemedim/bilemem…
Bilemem, çünkü ben yoksul bırakılanım, cahilim ve kadınım…
Ben yoksul bırakılanım, gene cahilim ve YARATANIM…
Ben cana can katanım…
Ve ben YOKSUL bir anayım…
* * *
Ben yoksul bir anayım.
Memelerim en bereketli topraklardan daha fazla bereketli sütler verdi…
Ve benim memelerim binyıllardır yer geldi, (MEMELERİ KENDİ DOĞURDUKLARI ÇOCUKLARI EMDİĞİNDE BOZULMASIN DİYE, süt dolu memelerini çocuklarının dudaklarına değdirmeden) MEMELERİNİ yere sağan anaların çocuklarını da KÖLE KADIN olarak emzirdi…
Ben can yaratanım eskiden beri (şimdi biliyorum bunu)
ve şimdi biliyorum oğlumun tüfeğinden çıkan kurşunlarla can alanım, NE ACI…
Ben can yaratan ve can alan olarak biçareyim…
ve ben yoksul bir kadın olarak (Yunus misali) baştan ayağa yareyim…
Siz nerden bileceksiniz büyük düşler kuran kahramanlar!!!
Nerden bileceksiniz, yaşadığım acılardan kurtulmak için sizin büyük düşlerinize sarılmamın acı duvarını aşan bendeki ACISINI,
Siz nerden bileceksiniz EY BÜYÜK BÜYÜK/EY KOCAMAN düşler kuranlar…
bu bilince varınca ben, onulmaz dertlere gömülen yüreğimin sancısını…
* * *
HEPİMİZ GÜNAHTAYIZ BİLİRİM…
Hepimiz öylesine büyük bir günahtayız ki, sizi ancak küçükacıları görmezden gelen büyüklükdüşleriniz kurtarır, (biliyorum)…
Ve (gene biliyorum) beni de benim küçük acılarımı sahiplenmek…
* * *
Ben sizin büyük düşlerinize karşı çıkmadım.
DAHASI ben sizin büyük düşlerinize saygıyla yaklaştım; sizin büyük düşlerinizin bir parçası oldum, büyük düşlerinizin gerçekleşme umuduna umudumu bağladım…
bu umutla mezarlıklarda (HİÇBİR ZAMAN olmayacağını kesinlikle bilmeme rağmen) oğlumun cesedini bulmak için yıllar yılı dolaştım…
Kendi içime ağladım yıllar boyu BEN…
Kendi içime kanadım, siz nerden bileceksiniz (ben dahi bilemez iken)
Ben küçükacılarımı yaşamaya cesaret edemediğim günlerde,günü güne ekledim ve günler aylar boyunca bekledim ve ağladım…
ama KARALAR BAĞLAMADIM… (Ki siz allar giyiyordunuz o yıllarda –NEYSE-)
(Bir başka cepheden) Oğlumun şehit naaşı defnedildikten ve siz apoletlerinizle huşular içinde mezarlıkta çekip giderken, ben kendime kaldım ve ben gene ağladım ve (bu kez şehit anası olarak) hem de karalar bağladım (ve siz gene allar giyiyordunuz o zamanlar –Neyse-)
* * *
BEN ŞİMDİ KARALAR BAĞLAMAK İSTİYORUM....
Şehit anası gibi karalar bağlamak istiyorum…
* * *
Ve ben karalar bağlamadan yaşamak istiyorum…
Cesedini bulamadığı oğlu için karalar bağlamayan bir Kürt teröristin anası gibi karalar bağlaMAmak…
Ben erkekler karşısında yok sayılmam nedeniyle kendi nefretine yenilmiş yoksul kadınım, (Karalar bağlasam da bağlamasam da)
Kendi nefretime yeniden yenilmek istemiyorum ben, ÇÜNKÜ ben bir anayım artık.
Ölüm makinelerine oğullarını dönüştüren BİR KADIN değil, BEN DOĞURMAMIŞ OLSAMDA bütün oğulları VAREDEN BİR ANA …
Ve sadece yaşatmaktan ve barıştan YANA..
Ey büyük düşlerin küçük kahramanları!!!!
Acıya tahammül etmek adına, acı duvarını ARTIK sizin büyük düşleriniz için aşmayacağım bilin…
Ve beni şehitlik mertebesine yükselttiğiniz oğlumun cenaze törenlerinde
Yada dağ başlarında it ölüsüne bile reva görmediğiniz ölümleri oğluma reva görürken kutsadığınız bu vatanın topraklarından, VATANPERVER HANENİZDEN artık silin…
Çünkü ben acı duvarını aşmak istemeyen, bilakis KÜÇÜKACISINI yaşamak isteyen yoksul bir ananın sesiyim…
Ve EY BÜYÜKLER bilin ki!!!
BEN, siz bana küçük acılarımı yaşamayı bile reva görmeseniz de, artık KÜÇÜK ACILARIMIN farkına varmamın acısıyla, bir daha bu acıyı yaşamamak için ensinizde can havliyle dolaşan KÜÇÜKACIMIN nefesiyim… |