En başından
söyledim… Sadece gitmedin, bütün
ihtişamınla gittin. Ben şimdi gidişine
değil bütün ihtişamınla gidişine
kızgınım…
* * * *
Hırsla
çakarım kibriti
İlk
nefeste yanlanır cıgaram
Bir duman alırım dolu
Bir duman kendimi öldüresiye
Biliyorum sende mi diyeceksin
ama akşam erken iniyor mahpushaneye
Ve... dışarıda delikanlı bir bahar
Seni seviyorum çıldırasıya.....
Kaç insan “cigara”,
ya da “tütün” demiştir sigaraya ısrarla… ve…kaç
insan kendisine
bu denli sıkıntı verdiğini bilerek
almaya devam etmiştir, kendisine zarar veren şeyi
çocukluğundan beri bildiği adla?...
Bağlı olduğun
şeyler vardı sevgili BİLGE…Delice
bağlı
olduğun ve vazgeçemediklerin. Ülkene bağlıydın
mesela, seni tanıyan herkes
bilir bunu, dostunda düşmanında…
Halkına bağlıydın, bütün
halklara…
Ve dostluğa bağlıydın…
Senin herkesin bildiği delice bağlılıklarından
bahsetmeyeceğim bu akşam: Devrimciliğinden
yada hümaniterliğinden bahsetmeyeceğim… Bunlardan
bana ne?
Cigaraya yada rakıya bağlılığından
da bahsetmeyeceğim mesela… Seninle bir masayı paylaşan
herkes bilir ne denli cigaraya yada rakıya düşkünlüğünü… Ben
de bilirim tüm bunları sevgili BİLGE… Ama
dedim ya tüm bunlardan bana ne?
Ben senin başka bağlılıklarından
bahsedeceğim bu akşam: Mesela mesleğine
bağlılığından…
Seni tanıyan bütün hukukçular bilir
ne denli mesleğini iyi yapan biri olduğunu… Bir çok
devrimcinin (!) sadece devrimci olduğu (her ne demekse)
ve bununla
övündüğü bir kültürde,
kendi işini en iyi yapabilmek için gösterdiğin çabalardan
bahsetmek istiyorum…. Bir hukuk duayeni olduğunu
tanıdığım bütün hukukçular
söylerdi…Aldığın işi tüm
ayrıntılarına kadar inerek olası
bütün sonuçları ile değerlendirmeye çalıştığını…
Doğu toplumlarında çoğu kez tembellik etmenin
kutsandığı,
“az emek çok yemek” anlayışının
siyasal tercihleri ne olursa olsun neredeyse herkesi kuşattığı
bir süreçte, işine verdiğin değerin
ne denli kıymetli bir özellik olduğunu sen
fark bile etmeden bunu gerçekleştirirdin, sevgili
BİLGE... Bu önemli bir ayrıcalığındı,
gerçekten…
Bir ayrıcalığın
daha bahsetmek istiyorum sevgili BİLGE. Bir Fransız
salon sosyalisti kadar nazik ve entelektüel yanınla,
dağ başlarında elinde mavzer öfkeli
gerilla yanını hep iç içe geçirerek
tutmayı başarabilmenden de bahsetmek… Değme
edebiyatçılara kök söktürecek
edebi bilginden, edebiyat için “insanın
diğer canlılardan ebediyen kopuşunun simgesi” diye
söz edişinden de bahsetmek istiyorum sevgili
BİLGE… Dost sohbetlerinde okuduğun ama
bir türlü baskıya verip geniş kitlelere
yayılmasını sağlayamadığın
ana dilinde yazılmış şiirlerinden…
Dahası tüm şairlere ve en çok ta
aynı toprakların
çocuğu olduğun ve en fazla duygularını
suladığını düşündüğün
koca Ahmet Arif’e olan düşkünlüğünden…Dedimya,
neyi anlatsam seninle ilgili bir şeyler eksik kalacak
ve bir şeylerin boynu bükük, sevgili BİLGE…
Bir şey daha var seninle
ilgili sevgili BİLGE
, bir şey daha var ki, bilen bilir. Ben
de bilirim… Sen ey iki gözüm, sen asıl
en fazla aşka bağlıydın. Öylesine
hovardaca harcanan aşklara değil, sadece aşka…
Sen ey aşık olan ve maşuku sürekli
değişen BİLGE ADAM…
Senin maşukun bazen
bir ülkeydi… bazen koca bir halklar topluluğu,
bazen koca bir insanlık… Ama çoğu
kez evrene aşıktın sen, sevgili BİLGE….
Senin maşukun koca
bir evrendi… Evreni bilmeyen senin maşukunu
bilmezdi ve sen hayıflanmazdın onlara, kınamazdan,
küçük görmezdin… Onlar belki
senin serdengeçti, savrulan bir adam olduğunu
zannederlerdi… “O balıklardır
ki derya içinde yaşarlar ve denizden habersizdirler”… Dedim
ya sen evrene aşıktın yada evren senin
maşukundu sevgili BİLGE. O evrende gah ağlayan
bir çocuğun gözleri çivilerdi
seni olduğun yere, gah adını bile bilmediğin
bir kadının gözleri… Ama en çok
direnenlerin gözleri; direnenlerin bazen yeni bir şey
görmüş çocuk gözü kadar şaşkın, bazen Kawa kadar öfkeli, bazen de Ferhat kadar aşık gözleri çivilemiştir
seni olduğun yere,
bilirim…
Bense, senin gözlerinde
görürdüm bazen
ağlayan bir çocuğun hayal kırıklıklarını…
Bazen en büyük direnişçilerin, koca
Roma İmparatorluğuna kafa tutan köle Spartaküs’ün
mesela, yada Bolivya dağlarında Che Guavera’nın,
yada başkanlık sarayı
yankeler tarafından sarılmış Allende’nin,
yada kesilmiş parmaklarında hala kan damlayan
elleriyle gitarında ısrarla en yürek yakan şarkıları besteleyen
Victor Jara’nın, yada “kalem yazmaz bir
nice sevdanın”
sahiplerinin öfkelerini görürdüm ve
dostun olarak gururlanırdım. Bazen yaşamı boşa
harcamış bir ihtiyarın gözlerine dönüşürdü gözlerin,
içim burkulurdu… Bu denli çok duyguya
nasıl da taşırdın yüreğinde
sevgili BİLGE… nasıl sığdırırdın
bu denli karmaşayı beynine?
*** **** *****
daha sen
demincek
yıllar geçse de demincek
bıçkılanmış dal gibi ayrı düştüğüm
ömrümün sebebi, ustam, sevgilim.
yaran derine gitmiş
fitil tutmaz bilirim.
ama umut dağlardadır
hesap dağlarla…
Şimdi sen hesap gördüğün
dağların, hem de bütün
yaşamı hasret içinde geçmiş ve bütün hasretlerine sebep
olmuş, senin deyiminle “dost dağların” eteğinde,
kimin niye öyle çizdiği bile bilinmeyen
sınırın bu yakasında, (iyi ki de
seni tanımamıza vesile olan bu
yakasında )yatarken, ve Ararat ve Ala dağları
sana ve sen onlara bakarak uyurken sevgili BİLGE,
ben sana desem ki, yıllar geçse de demincek
olduğun kadar bana yakınsın, sen belki inanmazsın…
Desem ki, “iyi olanların kıymeti yok olunca
anlaşılır” atasözü bir kez daha doğrulanıyor
senin gidişinle birlikte, sen
gene inanmazsın… Ama inan, sevgili BİLGE…
Dağlara sevdalıydın,
şimdi ben bu satırları bir kış
gecesinin çok ilerleyen saatlerinde sen yanı başımdaymış
gibi sana yazarken, tüm ülkede karla kaplanmış
bütün yüce dağlara sevdalıydın… Ve
dağlara sevdalı yiğitlerin kavgalarına
sevdalıydın, sevgili BİLGE.
Sana beylik laflar edip
“sevdan sevdamız kavgan kavgamız” diyemeyeceğim
sevgili BİLGE… Dünya senin bildiğinden
daha karışık hale geldi, yada senin gibilerin
artık yorumlarıyla yolumuza ışık
saçmadığı bir dünya bizler için
daha karmaşıklaştı…
Bilemiyorum… Ama bilmeni isterim sevgili BİLGE,
senin dostlarının yaşadığı,
kadim halklarının on binlerce yıldır üzerinde
barındığı gözbebeğin Mezopotamya’nın
dağları kanla sulanmaya devam ediyor… Hayattayken
karşı olduğun ne kadar kötü kehanet
varsa, ne yazık ki şimdi hayat buluyor Mezopotomya’da
senin yokluğunla birlikte… Med’lere,
Karduk’lara, Sümerlere… yurt
olan, batılıların eğlence ve şatafat
geceleriyle belleklerinde tuttukları Babil, şimdi
sınırlar ötesinde gelen yankeelerin karargahına
dönüştü… 1968 kuşağının
ta o günlerde sezinleyip karşı çıktığı
ABD, şimdilerde sınır komşumuz sevgili
BİLGE… her gün onlarca insan öldürülüyor
Mezopotamya’da…
Çocuklar korkulu
gözlerle izliyor çevrelerini ve kara gözlü kadınlar
çıplak ayaklarıyla kızgın çöl
kumları
üzerinde dolaşıyor ağlayarak… Çöller
kadim halklar için toplama kamplarına dönüştürüldü sevgili
BİLGE, bilesin. Necef senin yokluğunda yerle bir
edildi… Ve İmam
Hüseyin Kerbela’da her gün yeniden yeniden öldürülüyor…
Dünya sen yokken,
sen bizleri bırakıp gitmişken çok
değişti sevgili BİLGE… Belki senin
gibi bilgelerin kıymetinin bilinmezliği nedeniyledir
bu kadar kötülüğün yayılması dünyaya… Kırk
yıl içinde büyük bir kuraklığın
dünyayı saracağına ilişkin kehanetlerde
bulunuyor dünyanın yeni Nortradamus’ları… Dev
dalgalara dönüştürüyor koca
denizleri, denizin dibinde kopan depremler… Dünyanın
jandarması depreme bağlı oluşacak
dalgaları, dalgalar kıyıya vurmadan bir
saat önce biliyor, ama kıyıdaki ülkelere
haber vermiyor sevgili BİLGE… Hindistan okyanusu
kıyıları
haber verilmeyen dev dalgalar yüzünden yüz
binlerce insana mezar oluyor… Kimse çıt çıkarmıyor
sevgili BİLGE… Hiç kimse… hiçbirimiz… Hepimiz
kendi can derdimizdeyiz…
Kötülük derinden ve gizlice yayılmıyor… Kötülük
herkesin sindiği bir dünyada Beyoğlu kabadayıları
gibi açıkça, meydan okuyarak ve kendinden
gurur duyarak yayılıyor tüm dünyaya.
Ve sevgili BİLGE,
şimdi bu denli açık yayılan kötülük
karşısında bizler, kötülükle
işbirliği fırsatları
kollayan kafadan bacaklı canlılara dönüştük…
Bilesin…
**** ***** ******
De be
aslan karam
De yiğit karam.
Hangi kahpenin hançeri
Paslı hançeri
Yaranda…
Paslı hançerler
saplanır olduğu yüreklerimize sevgili
BİLGE…. Üstelik kahpelerden gelmedi
darbeler, çoğu kez dost bildiklerimizden
geldi, sen gittin gideli…
Yazılacak çok şey
var sevgili BİLGE, söylenecek çok şey… Ne
var ki, suskunluğumuz boğuyor seslerimizi… Kan
kussa da yüreklerimiz, suskunuz… Suskunluğu
yırtacak seslere ihtiyacımız var sevgili
BİLGE, bilesin… Dost
hançerlerinin bağrımıza saplandığı
günlerden geçerken, gerçek dost seslere
ihtiyacımız var… Senin gibilerin seslerine… ama
SEN DE SUSKUNSUN,
sevgili BİLGE… Heyhat!… SEN
DE SUSKUNSUN…
NOT: şiirlerin tümü Ahmet
Arif’e aittir…