|
Bu söz son günlerde Kemalistlerin sloganı haline geldi. Efendim yargı adaleti sağlıyormuş, ordu da vatanı koruyormuş, bu nedenle dokunmamak gerekiyor. Dokununca da yıpranıyormuş.
Demokrasilerde yargının da, ordunun da uyması gereken kurallar vardır. Eğer buna uymuyorlarsa yıpranırlar, yıpratılırlar.
Cumhuriyetin kurulduğu günden beri ordu-yargı ilişkisi ve samimiyeti biliniyor. Türkiye’de bütün Anayasaları ordu hazırladı. 12 Eylül döneminde, Kenan Evren Cuntası Anayasayı rafa kaldırdı. Anayasa Mahkemesi üyeleri görevlerini sürdürdüler. Hiçbir iş yapmadan ve utanmadan maaşlarını almaya devam ettiler. Anayasayı rafa kaldırdılar, ama aynı Anayasa’nın bazı maddelerini ihlal ettikleri gerekçesiyle insanları ölümle yargıladılar ve 43 kişiyi idam ettiler. Anayasa Mahkemesi üyeleri, hayasızca olup bitenleri izlediler. Daha bir yıl önce Cumhurbaşkanlığı seçiminde 3/2 yani meşhur 367 rakamında açıkça Anayasayı ihlal ettiler.
Kenan Evren Cuntası’nın oluşturduğu özel mahkemelerde, insanlar hiç alakası olmayan suçlardan yargılandı, idama çarptırıldı ve birçoğu infaz edildi. Sokakta öldürülen insanlar, faili meçhul cinayetler, işkenceler ve zulüm. Bunların hepsi alenen savcıların gözleri önünde oluyordu. Batık bankalar, hayali ihracat, narkotik ticareti, çek senet tahsilatı, hepsi savcıların gözlerinin önünde oluyordu, ama bu savcılar üç maymunları oynuyordu. Köy yakmalar, toplu işkenceler ve topluca meçula sürgünler... Bunların hiç birini yargı görmüyordu. Yargıdaki rüşvet söylentilerini, Mısır’daki sağır Firaun bile duydu.
Yargıtay’ın ve Anayasa’nın onayladığı kararlardan her yıl yüzlercesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin duvarlarına çarpıpgeri dönmüyor mu?
Hangi yargıyı yıpratmayalım?
Beyler yargı; yargı mı bıraktı ki yargı yıpranmasın?
Olmayan şey yıpranmaz korkmayın.
Orduya gelince; son yıllarda, randevu evi çetesinden, sauna çetesine kadar yüzlerce çete yakalandı. Bunların hepsinin başında ya emekli veya hala görevli bir subay bulunuyordu. Narkotik ve çek-senet tahsilâtçılarının başında yine subaylar var. Milli menfaat sözcüğünü sakız gibi çiğneyen generaller, sahibi oldukları OYAKBANK’ı Hollandalılara sattılar. Her fırsatta Fransa’yı eleştiren bu vatan koruyucuları Fransız Reno ile birlikte ortak araba üretiyorlar. Fransız AXA şirketiyle ortaklık yapan AXA-OYAK’ın sahipleri yine bu vatan evlatları değil mi?
Karısı ve kızıyla bir yılda tonlarca kabak çekirdeği çıtlatan, Deniz Kuvvetleri Komutanı bir orgeneral değil miydi?
Görülüyorki ordu; orduyu, yargı da yargıyı berbat etmiş. Hiç kimsenin yıpratmasına gerek yoktur. Kendileri kendilerine yetiyor. Eğer ordunun desteği arkasında olmazsa, yargıya kimsenin inancı ve güveni kalır mı?.
Orduya gelince; bilindiği gibi, 12 Eylül sonrası Kenan Evren Cuntası Turgut Özal’ın karşısına, emekli Orgeneral Turgut Sunalp’ı çıkardı ama halk seçimlerde, askerlerin desteklediği Sunalp’ı değil Özal’ı destekledi. Cumhurbaşkanlığı seçimi ve 22 Temmuz seçimleri de gösterdi ki bu halk artık askeri sevmiyor ve güvenmiyor. Korkudan seviyor görünüyor.
Cumhuriyet Başsavcısı’nın AKP hakkında açtığı kapatma talebi ve Anayasa Mahkemesi’nin bunu kabul etmesi, örtülü bir darbedir. Darbelerde hep askerler ön planda, yargı onları destekledi. Bu seferde yargı ön planda, askerler yargıyı destekliyor. Cumhuriyet kurulduğu günden beri, ordu-yargı ve onun partisi CHP’nin dışında kim ne yaparsa suç sayıldı. CHP iktidarı döneminde hükümet kararnamesiyle Terakki Perver Partisi kapatıldı. İşçi Partisi bölücülükten kapatıldı. Türkiye kapatılan partiler çöplüğüne dönüştü. Parti kapatmada dünya rekoru Türkiye’nin elinde. Eğer ordu bir partinin kapatılmasını isterse, yargı da buna uygun bir kılıf bulur. Mesela AKP için bulunan kılıf, laikliği ortadan kaldırmak için, odak oluşturmak.
Peki Türkiye ne zamandan beri laik oldu?
Dünyada sadece Alman Anayasası’nın 42.nci maddesi parti kapatma ile ilgilidir. Bu da yaşanan nazi dramından sonra, bu tür partileri engellemek için konmuştur. Birde T.C. Anayasası’nın 125.inci maddesi özel olarak parti kapatmayı öngörüyor. Bunların dışında, dünyanın hiçbir Anayasası’nda parti kapatmakla ilgili özel bir madde yoktur. Görülüyor ki iki eski dost ne kadar benzeşiyorlar.
Aslında seçim yasaları, anayasalardan daha önemlidir. AB’nin ısrarlarına rağmen, Erdoğan bir türlü, Kenan Evren Cuntası’nın hazırladığı, siyasi partiler ve seçim yasasını değiştirmek istemedi. Çünkü bu onun işine geliyor. Atama yöntemi, parti içerisinde Erdoğan’ı güçlendiriyor ve diktatörleştiriyor. Bu nedenle bir türlü değiştirmeye yanaşmadı. Hiç düşünmedi ki, demokrasi öyle bir iksirdir ki, bazen diktatörlerde ona ihtiyaç duyabilir.
Aslında bu kavga, Müslüman Kemalistlerle, laik Kemalistler’in iktidar kavgasıdır. Aslında her iki tarafta, AB’yi de demokrasiyi de istemiyor. Zaten her iki tarafın bünyesi de demokrasiyi red eder. Demokrasi demek Kürd sorununun adil ve makul bir çözüme kavuşması demek. Her iki tarafın buna alerjisi var, bu sözü duymak bile istemiyorlar. Eğer Erdoğan AB’yi istiyorsa, Kemalistler’den korktuğu için, yoksa istemez.
Bu örtülü darbe ile Kemalistler, amaçlarına kavuşmazlarsa ki, istedikleri öncelikle Ergenekon operasyonunun durdurulması.
Ne olur?
O zaman ordu yönetime el kor. 12 Eylül’de olduğu gibi Anayasayı rafa kaldırır, bütün siyasi partileri kapatır ve Anayasa Mahkemesi de binasında görevinin başında olur. Çok küçük bir ihtimal olmasına rağmen, böyle bir senaryo Türkiye için felaket olur.
Bir kere Türkiye şimdiden bunun zararlarını görmeye başladı. Expo 2015 İzmir’in yerine Milano’ya verildi. Akıllı hiçbir sanayici, süngülerin gölgesinde panayır kurmaz.
Türkiye’nin kredi notu düştü. Borsa ve dövüzün uykuları kaçtı. Köylü ucuz sattığı için, küçük esnaf satamadığı için feryad ediyor. İşsizler ordusu çığ gibi büyümeye başladı. 10 milyon insan, 20 milyar Dolarlık, turizm gelirinden geçimini sağlıyor. Hiçbir Avrupalı süngülerin gölgesinde tatil yapmak istemez. Türkiye AB ülkelerine yılda 80 milyar Dolarlık ihracat yapıyor. Büyük oranda KOBİ’ler, AB’deki büyük sanayiye fason mal üretiyorlar. Darbe kargaşası içerisindeki Türkiye’ye hiçbir sanayici fason üretim taahütü de vermez.
Acaba bugün ucuz satmaktan şikâyetçi olan köylü, fındığını, incirini, üzümünü AB ülkelerine satabilecek mi?
Ergenekon soruşturuluyor diye, darbe çığırtkanlığı yapıp askeri göreve çağıran Kemalistler, bu sorunları nasıl çözeceğinizi düşündünüz mü?
Türkiyede hep ABD’nin inayetiyle darbeler olmuştur. Darbecilerde hep kansız darbeyi başardıkları için, kendileriyle gurur duymuşlardır. Darbe sonrası insanlık dışı uygulamaların da batı görmezlikten gelmiştir. Ama bu sefer kazın ayağı başka. Batı AKP’den yana. 12 Eylül Kenan Evren Cuntası döneminde olduğu gibi, AB Türkiye ile ilişkilerini çengele asacaktır. Zaten şu anda AB Ortadoğu Projesi’nin destekçisi olarak, ABD’nin yanındadır. ABD’nin İran ile çelişkileri, bilinen bir gerçektir.
Acaba ABD’yi karşısına alıp darbe yapma hevesine kapılan Kemalistler, bölgede İran’la mı işbirliği yapacaklar?
Bugün AB’nin ve ABD’nin tam desteğini alan Erdoğan’ın bu güçlü cepeyi bırakıp, İran ile işbirliğine gireceğini sanmıyorum. Bu onların sonu olur. Erdoğan bütün gücüyle, oluşturduğu batı ittifakını sürdürecektir. Böylece de tabanının ve İran cepesine karşı olan diğer unsurların da tam desteğini alacaktır. Darbeci Kemalistler, İsa kabul etmez, Muhammett de tanımaz, ortada kalabilirler. Rusya’nın hala bir süper güç olduğu doğrudur. Bu süper güç de Türkiye’deki darbecileri kurtarmaya yetmez. Müslüman Arap ülkeleri; bu durumda batıdan yana tavır alırlar. Zaten hiçbir zaman, Türkiye ile iyi ve samimi ilişkiler içerisinde olmadılar. Kürd sorunu nedeniyle Irak ve Suriye hariç. Görülüyor ki bu sefer darbeciler desteksiz ve yalnızlar.
Cumhurbaşkanlığı seçiminden başlayarak, bu örtülü darbeyi yapmaya çalıştılar. Ergenekon önderliğinde, Cumhuriyet Mitingleri düzenlendi. Anayasa Mahkemesi 367 darbesini yaptı. Böylece de AKP’nin önünü kesmeye çalıştılar ama olmadı. Erdoğan erken seçim kararını aldı ve karşıtlarını susturdu. Seçimlerde Erdoğan beklenmedik bir zaferle çıktı. Yeni Meclis Cumhurbaşkanını seçti. Türkiye tam siyasi istikrara kavuştu derken, Erdoğan MHP’nin toruna takıldı ve türban meselesini gündeme getirdi. Ergenekon soruşturması başlattı. Özellikle bu son olay Kemalistleri çok kızdırdı. Önce laiklik elden gidiyor diye, insanları alanlara döktüler, sonra da yine yargı eliyle darbe yaptılar.
Taraflar kılıçlarını çekmiş gardını almış, bekliyorlar. Uzlaşabilirler mi; ben hala uzlaşabileceklerine inanıyorum. Çünkü asıl kavga iktidar kavgası değil, Kürd sorunundan kaynaklanan bir kavgadır. Kürd sorunu söz konusu olunca da taraflar çabuk uzlaşır. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Bir de tarafların ittifak ilişkileri bunları uzlaşma mecburiyetinde bırakıyor.
Erdoğan ABD ve AB’den ve ayrıca halktan aldığı desteği iyi kullanır, biraz da cesaretli olursa, kendisini ve taraftarlarını sevindirecektir. Kısacası fırtınaya yakalandı diye, gemisini bırakıp, sandalla karaya çıkmaya kalkışmamalı. Çünkü bütün göstergeler, fırtınanın uzun sürmeyeceğini gösteriyor. Ergenekonu biraz daha eşelerse herkes yerine oturacaktır. Darbe heveslilerine gelince bugüne kadar alıştıkları, darbelerden herhangi biri gibi olmayacaktır. Çok kanlı gelecekler, ama aynı yoldan da geri gidecekler.
Eğer darbeye karşı direnirse, başkalarını bilmem ama ben Erdoğan’ın yanında olmaya devam edeceğim. Çünkü ben üç darbeyi görmüş ve yaşamış bir insanım. Erdoğan; Ecevit gibi Ergenekona pes edip, silinip gidecek mi, yoksa Menderes gibi, insanları gönlünde taht mı kuracak.
Bekleyip göreceğiz...
Nisan 2008
|