Türkiye’de son zamanlarda, bütün gözler Kürdlerde, ne olacak bu Kürd sorunu? Aslında sorunun muhatabı Kürdler değil, sorunun asıl muhatabı Türkiye ve ülkenin yöneticileridir. Türkiye’de yaşayan Kürd azınlığın, Kürd sorunu yoktur, Türkiye’nin bir Kürd sorunu vardır. Kürdler bir asıra yakın bir zamandır gasp edilmiş azınlık haklarının geri verilmesini istiyorlar. Türkiye Lozan antlaşmasını referans göstererek, azınlık haklarını inanç bazında ele alıyor, Kürdler de müslüman olduklarına göre, azınlık haklarından yararlanamazlar, çünkü onlar asli unsurdur diyor. Maalesef ; Kürdlerin önemli bir kesimi bu tekerlemeye kendisini kaptırmış gidiyor.
Bilindiği gibi birinci dünya savaşının hedefi Osmanlı toprakları idi. Osmanlı topraklarında yaşayan bütün halklar da kendilerini savaşla birlikte, ulusal mücadelenin içerisinde buldular. Bu halklardan önemli bir kesimi, ulusal devletlerini kurdular. Kürdler yanlış ittifaklar sonucu savaşı kayıp ettiler ve istedikleri ulusal devletlerini kuramadılar ve Kürdistan başkaları tarafından paylaşıldı. Mahmut Barzanci, Barzaniler, Sımko, Urfa, Antep, Maraş, Sivas, Şeyh Sait , Seyit Rıza ve daha bir çok hareket, Kürdlerin ulusal bağımsızlık hareketine örnektir.
Günümüzde Abdullah Öcalan başta olmak üzere, bir çok Kürd düşünürü, ulusal devlet modası geçmiştir diyor. Halbuki Kürdler yüz yıldır ulusal bağımsızlık mücadelesini sürdürüyorlar. Bu beyler Kürd halkının bu talebini nasıl görmezden gelirler. Kürd halkının bu uğurda çektiği acıyı ğörmiyorlarmı? Hem de Kürd halkının özgürlüge en yakın olduğu bir dönemde. Ulus devlet bir moda değildir, bir ulusun hakkıdır. Günümüzde, Balkanlarda, Kafkaslarda ve dünyanın birçok yerinde arka, arkaya ulus devletler kuruluyor. Türkiye hala ulusallaşmamızı tamamlıyamadık diyor ve Kıbrıs’ta yüzbin Türk için ayrı devlet istiyor. Bunları görmezden gelip, ulus devlet modası geçti tezi biraz düşündürücü olduğu kadar, Kürd halkının ulusal taleplerini zayıflatmaktan başka hiçbir işe yaramaz. Zaten bu tür içi boş tezlere Kürdlerin de itibar edeceklerini sanmıyorum.
Lozan antlaşmasında azınlık hakları sadece ulusal bazda ele alınmıştır, dinsel bazda ele alınmamıştır. Türk tarafı bunu dinsel bazda ele almaya çalışması, Kürdleri yanıltmak içindir. Lozan antlaşmasının 39’cu maddesi bunu açık ve net bir biçimde göstermektedir. Kürdler Türkiye’nin ulusal azınlığıdır. Sorun bu çerçevede ele alınmalı ve çözüm aranmalıdır. Bunun dışında hiçbir çözüm Kürdler için adil ve makul olmadığı gibi kabul edilir olamaz. Nisan ayı başında Ankara’yı ziyareti sırasında, ABD Devlet Başkanı Barak Obama’nın da talebi bu doğrultudaydı.
Ancak bu kadar açık ve net yasal bir çözüm formülü Kürdlerin önünde dururken, Kürdler diplomaside hiçbir anlamı olmayan, asli unsur deyimi ve ulus devlet modası geçti sözleriyle işlerini zorlaştırıyorlar, bu da karşı tarafın işine geliyor. Halbuki Türk tarafı, Kıbrıs’ta Türkleri dinsel azınlık olarak değil, ulusal azınlık olarak ele alıyor ve adadaki Türklere federasyon talep ediyor. Bu doğrudur, Türkiye tezinde başaracaktır. Bu tez Türkiye’de yaşayan Kürdler için de geçerlidir ve Kürdleri başarıya götürecektir. Türkiye altına imza attığı uluslararası antlaşmalara uymak ve Kürd halkının federasyon taleplerini yerine getirmek mecburiyetindedir. Türk tarafı bu sorumluluğunun bilincindedir ama Kürd tarafının içi boş talepleri karşısında, sürekli Kürdlere soruyor, siz ne istiyorsunuz? Tabii Kürdlerin de somut bir talepleri olmadığı için, Türk tarafı bir gün kendi tezlerini kabul ettireceği umuduyla çözüm sürecini uzatmaya çalışıyor. Son gelişmeler de bunun işareti.
ABD’n in isteği üzerine Ankara PKK’nin silah bırakması konusunda bir arayış içerisine girdi, bu konuda da bazı girişimlerde bulundu. Ancak son zamanlarda bu arayışları yeniden askıya aldığı görüntüsünü veriyor. Nisan başında Ankara’yı ziyaret eden ABD Devlet Başkanı Barak Obama 2010 yılında Irak’tan askerlerini çekeceğini tekrarlayınca, Ankara yeniden umutlandı, ABD Irak’tan çekilecek, ortaya çıkan boşluğu Türkiye dolduracak. Bu hayal Ankara’ nın rüyalarını süsledi. Evet ABD’nin Iraktan çekilmesi ham bir hayalden başka bir şey değildir. ABD Irak’ı bu halde bırakıp asla çekilmeyecektir. ABD sonrası Irak’ta iç savaş başlayacaktır. İslami terör örgütleri, buraya doluşacaktır. Bu durumda en çokta, Türkiye, İran ve Suriye rahatsız olacak ve müdahale edeceklerdir. Bu müdahalede diğer Arap ülkeleri rahatsız olacaklardır. İsrail ABD ve AB’yi yardıma çağıracak, Rusya seyirci kalamayacak, yeni bir dünya savaşı, kaçınılmaz olabilir. Ayrıca ABD bu halıyla Irak’a Türkiye’yi asla hami olarak atamayacak. Zaten bir Mart tezkeresinden sonra, Türkiye bu hakkını çoktan kayıp etti.. Öyleyse ABD Irak’tan ancak kısmen çekilebilir. Eğer Ankara kapalı kapılar arkasında tam çekilme söz almış ise inanmamalıdır. ABD bölgeyi bu haliyle teslim edeceği ve güveneceği hiçbir müttefiği yoktur.
Her ne kadar Irak anayasası gereği Kürdler kendi Federal Parlamentosunu oluştursalar da Irak’ ta hala Federal sistem işlemiyor. Orada federal sistemin tam olarak işleyebilmesi için, Arapların da bir veya iki federe yönetimlerinin oluşması gerekiyor ve Bağdat hükümetinin de merkezi hükümet görevini yürütmesi gerekiyor. Ancak şu anda Bağdat hükümeti sanki sadece Arapların Parlamentosuymuş gibi davranıyor. Bu da beraberinde bir sürü sorun getiriyor. Anayasaya uygun bir yönetim bile oluşturmadan, ABD nasıl Iraktan askerlerini çekebilir? Bunun rüyasını görenler, uyumasalar haklarında daha hayırlı olur sanıyorum.
Havler’de yapılacak Kürd konferansı, Türk siyasi çevrelerini gereğinden fazla ilgilendirdi. Neymiş efendim Konferans PKK’ye silahları bırakma çağrısı yapacak onlar da silah bırakacak. Bu gerçekleşmesi mümkün olmayan bir kurgu, böylesi bir çağrı siyasi olamaz. Çünkü PKK organları karar aldı silahlı mücadeleyi başlattı, silahları bırakıp, bırakmayacağına yine ancak PKK’nin aynı organları karar verir. Dışarıdan buna müdahale etmek doğru olmaz. Eğer bir gün silahlı mücadeleyi başlatma gerekçeleri ortadan kalkarsa, PKK de bu işi bitirir. Bu iş tamamen karşılıklı muhatapların sorunu, dışarıdan karışmak doğru olmaz. Bizimde arzumuz çatışmalı ortamın bir an önce son bulması.
Ankara uzatmalarda hala medet umuyor ve sorunu kendi istediği noktaya getirmenin hesaplarını yapıyor. Ne yazık ki evdeki hesap pazara uygun değil. Ergenekon terör örgütü, Kürd sorunu nedeniyle ülkeyi uçurumun başına getirdi. Ülkeyi batıdan koparmak için elinden geleni fazlasıyla yaptı. Şeriat tehlikesi var dedi ülkeyi İran ile aynı noktaya getirmeye çalıştı. Yıllardan beri çatışmalı ortamı sürdürerek, bunun gölgesinde örgütlendi ve çatışmalı ortamın ötekilerine karşı darbe ortamı hazırlamaya çalıştı. Bilerek veya bilmeyerek bir çok insan ve kuruluş bunlara alet oldu. Bu süre içerisinde kan ve gözyaşı oluk gibi aktı. Bu olup bitenler maddi ve manevi ülkeye çok pahalıya mal oldu. Sonuçta herkes zarar gördü, yararlanan yoktur.
Kürd sorunun çözümünü ertelemenin de kimseye yararı yoktur. Türkiye’nin AB üyeliği, Kürd sorunu çözülmeden asla gerçekleşmiyecektir. Ankara Kıbrıs’ta Türk azınlığı için ön gördüğü çözüm formülünü, kendi Kürd ulusal azınlığı için de hak olarak tanımalıdır. Bunun dışında Kürdler hiçbir çözüme razı olmaz. Her ne kadar DTP lideri Ahmet Türk, Taraf gazetesinde Neşe Tüzel’e “bizim hiçbir ulusal talebimiz yoktur” dese de bu görüş sadece Ahmet Türk’ü bağlar, Kürdler ulusal haklarından asla vazgeçmeyecekler. ABD yakında Irak’tan çekilecek, Ahmet Türk’ün ulusal taleplerden vazgeçme beyanatları, Ankara için umut olmasın.
Kürd sorunu Ankara’nın sorunudur, çözümü de Ankara’nın elindedir. Öncelikle Ergenekon terör örgütü ortadan kaldırılmalıdır. Çatışmalı ortam son bulma durumuna gelmeli. Lozan antlaşmasında belirtildiği ve Barak Obama’nın da talep ettiği gibi ulusal azınlık sorunu olarak bir an önce ele alınmalıdır. Boş hayallere kapılıp Kürd sorununun çözümünü ertelemek, acı dolu bir yaşamı sürdürmek demek. Nasıl olsa Ankara bir gün mutlaka, Kürd sorununu ulusal azınlık sorunu olarak ele alıp çözmek mecburiyetindedir. Bunu daha fazla ertelemenin en büyük zararını Ankara çekecektir. Öyleyse hayallere dayalı politika yapmaktan bir an önce vazgeçilmelidir.
Nisan 2009
|