|
Her ağzını açan Türk siyasetçi, Yahudi’leri ne kadar sevdiğini,
500 yıl önce İspanyadan kaçarak, Osmanlılara sığındıklarını ve bunlara nasıl kucak açtıklarını anlatırlar. Bu anlattıklarına kendileri inanmazsa bile, karşısındakilerin inandıklarını sanarlar. Hatta günümüzde, vatandaşların önemli bir kesimi de bu söylenenlere inanır.
Ortaçağda İspanya’nın Katolik engizisyon mahkemelerinden kaçarak canını kurtarmaya çalışan, İspanyol yahudilerin sayısı az değildir. Ancak bunların bir antlaşma ile Osmanlı topraklarına yerleştirildikleri doğru değildir. Çünkü o dönem Osmanlıda, ne nüfus sayımı ve ne de nüfus idaresi vardı. O dönemde sadece Osmanlı ve tebaası vardı. Baç (haraç) denen vergisini, Osmanlıya ödeyen herkes Osmanlı Tebaası sayılıyordu. O dönemde, İspanya’dan kaçan Yahudiler, dünyanın her tarafına dağıldılar. Bunlardan bir kısmı da Osmanlı topraklarına yerleşti. Selanik’e yerleşen bir Yahudi, Barselona’dan mı yoksa İzmir’den mi geldi buraya yerleşti, hiç kimsenin haberi bile olmazdı. O dönemde Balkanların denize açılan kapısı olarak bilinen liman kenti Selanik cazibe merkezi idi. Bu nedenle, Barselonalı birçok Yahudi tüccar geldi Selanik’e yerleşti. Ayrıca 500 yıllık bir geçmişi güncelleştirmek için, Ankara’da siyasetçi olmak gerekiyor.
Böyle olsa bile, günümüzde olup bitenler bu nedenle unutulabilinir mi? İkinci dünya savaşında Ankara- Berlin işbirliği, resmi bir antlaşma olmasa da gayri resmi bir birliktelik vardı. Hitler savaşın uzun süreceğini düşünerek, eski müttefiki Ankara’yı savaş alanı dışında tutmayı tercih etmiştir. Böylece tarım alanı olan Anadolu, Nazi ordularına yiyecek ve giyecek yetiştirecekti. Bunun için, Türkiye’nin savaşta tarafsız görüntüsü yeterli olacaktı.
Daha 1930’larda Trakya Yahudileri tehcire tabi tutuldu. Buralarda Yahudi malları yok pahasına satılıyor, kapışın ey gerçek vatandaşlar diye bağırıyorlardı. Kim gerçek vatandaş? Müslüman Balkan macirleri.
1938’de Hitlerin ellinci doğum yıldönümü kutlamalarına, İsmet İnönü; Yunus Nadi başkanlığında, Falih Rıfkı Atay’ın da bulunduğu bir heyeti Berline gönderiyor. Daha sonra Falih Rıfkı “ Mustafa Kemal’in Mütareke Defteri” isimli kitabını yazıyor. Kitabın ön sözünü de İsmet İnönü ve Hasan Ali Yücel yazıyor. Falih Rıfkı; yabancı heyetleri kabul ettikten sonra, sıra bizim heyete geldi. Mavi gözlerinin bakışları yumuşak ve tatlı. “ Atatürk bir millet bütün vasıflarından mahrum edilse dahi kendisini kurtaracak olan vasıtaları yaratacağını öğrenen liderdir.” Onun “birinci talebesi Mussolini’dir, ikinci talebesi benim demiştir.” Alın size Türk heyeti ve Hitler hayranlığı.
18 Haziran 1941’de Türk- Alman saldırmazlık paktı imzalandı. Her iki ülkenin önceki antlaşmalarla girdiği yükümlülüklerin geçerli olduğu hükme bağlandı. 1939’da yapılan bir antlaşma ile, Türkiye tüm Kromunu 1942’nin sonuna kadar, İngiltere’ye satacaktı. Buna rağmen 9 Ekim 1941’de Almanya ile yaptığı antlaşmaya göre, Türkiye yılda 90 bin ton Kromunu Almanya’ya satmayı taahhüt etti. Buna 1943 ve 1944 yılları da dahil. Krom büyük oranda silah yapımında kullanılıyor.
1943 yılında, Nazi orduları Romanya’yı işgal etti. İşgal sırasında 730 Yahudi bir gemiye binerek Romanya’dan kaçtı. Rotası İsrail olan gemi, Dolmabahçe açıklarında Türk yetkilileri tarafından durduruldu. İki buçuk ay gemi burada bekletildi. Çoğu çocuk, kadın ve yaşlılar gemiden indirilmedi, gemide beklemek mecburiyetinde kaldılar. Gemide yaşam koşulları çok zordu. İki buçuk ay sonra gemi tekrar, Nazi işgali altındaki Romanya’ya geri gönderildi. Gemi Karadeniz çıkışında Türk karasularında batırıldı ve 730 Yahudi yolcudan hiçbiri kurtulmadı.
Aynı yıl varlık vergisini ödemiyor bahanesiyle 6500 Yahudi tüccar ki gayri resmi iddialar bunun iki katı Erzurum- Aşkale’de oluşturulan Nazi vari bir kampa sürgüne gönderildi. Bunların içerisinde varlık vergisini ödemeyen hiçbir Türk yoktu. Malatya’daki İnönü’nün akrabaları, halen varlık vergisini ödemedi. Bölgenin ağır kış koşullarından dolayı buraya uyum sağlayamayan birçok Yahudi tüccar, burada yaşamını yitirdi. Bu sürgünlerden hala yaşayanlar var ve bunların çocukları, Türkiye’de yaşıyor. Hitler savaşı kayıp edince, kampta önemini yitirdi ve lav edildi. Hiç kimse varlık vergisini ödemediği halde evine döndü. Demek ki Aşkale Nazi kampı için, varlık vergisi bir bahane.
1 Mart 1945’ten önce, Almanya’ya savaş ilan etmiş ülkelerin San Fransisko konferansına katılabileceğinin açıklaması üzerine, Türkiye 23 Şubat 1945’te Almanya’ya savaş ilan etti. Böylece de San Fransisko konferansına katılma hakkını elde etti. Bu tarihte zaten Hitler savaşı çoktan kaybetmişti. Ayrıca Hitlerin 6 denizaltıdan oluşan 30. filosu, boğazlardan gizlice Karadeniz e geçmesine izin verildi. Romanya’nın taraf değiştirerek Almanya’ya savaş ilan etmesiyle, bu denizaltılar Karadeniz’de sıkışıp kaldı. Daha sonra bu denizaltılar, Türk karasularında batırılarak mürettebat Türkiye aracılığıyla, Almanya’ya gönderildi.
1960’lı yıllarda Ortadoğu ülkelerine karşı temkinli davranan Türkiye, Kıbrıs hareketinden sonra, ABD tarafından cezalandırıldı. Bunun üzerine, Ortadoğu’ya yöneldi. Filistin sorununda İsrail’e karşı tavır aldı. 1979’da FKÖ’nün Ankara’da temsilcilik açmasına izin verildi. 1980’de İsrail’in Kudüs’ü başkent seçmesine şiddetle karşı çıktı. Diplomatik ilişkilerini, ikinci kâtip düzeyine indirdi ve diplomatik misyonunu Tel Aviv’de tutmayı sürdürdü. İsrail’den de aynı biçimde davranmasını istedi. 28 Kasım 1995’de Bursa’da Ergenekoncular tarafından haraç vermediği gerekçesiyle, Yahudi iş adamı Nesim Malki öldürüldü. Katili bulunamadı, faili meçhuller listesine girdi. Bir süre sonra, İsrail istihbaratı, faili Bursa Valisi Orhan Taşanların koruması altında olan bir evde yakalattı. Bunun üzerine Vali Taşanlar merkez Valiliğine alındı. İstanbul’da 25 Ağustos 2001’de iş adamı Üzeyir Garih Eyüp mezarlığında öldürüldü. Faili aynı şekilde bulunamadı. Kısa bir süre sonra İsrail istihbaratı, katili Hastal kışlasında askerliğini yapan bir er olduğunu tespit etti ve katil yakalandı. Maktul Üzeyir Garih’in üzerindeki değerli eşyalar ve 50 bin liralık kol saatine dokunulmamıştı. Bu olayda yine Ergenekon kaynaklı ve sorun haraç meselesiydi. 2007’de bölgede siyasetin gergin olduğu bir sırada Hamas lideri İsmail Haniye’yi Ankara resmi olarak davet etti. İsmail Haniyi en üst düzeyde ağırladı.
Bunların hepside gösteriyor ki Türkiye- İsrail ilişkileri sanıldığı gibi hiçbir zaman iyi olmadı. Sadece iyi gösterilmeye çalışıldı. Türkiye Yahudileri hiçbir zaman huzur içerisinde olmadılar. Sürekli can ve mal telaşı ve panik içerisinde yaşadılar. Bu günümüzde de devam ediyor.
Türkiye bir türlü demokrasisini sağlayamadı. AB üyesi olmaması için direniyor. Global dünya da, gittikçe içine kapanıyor, bir türlü gereken açılım oluşturamadı. Bu nedenle, Türkiye’de dini, dili, sınıfı ne olursa olsun bütün azınlıklar, bu sorunları yaşıyor. Öyleyse bu insanların hepsinin, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve AB’ye üye olması için birlikte hareket etmeleri gerekiyor. Bu birliktelik, aynı zamanda Türk insanını da diktatörlük ve gericilikten kurtulmasına neden olacaktır. Dini, dili, mezhebi, ırkı ne olursa olsun, buna Türkler de dâhildir, herkes devletin diktatoryal anlayışının sıkıntısını yaşıyor. Sorunları hükümetler değil, devletin kendisi yaratıyor. Artık bu diktatörlüğe son demenin zamanı gelmiştir. İç güvenlik sorunu, kolluk kuvvetlerinin sorunu olmaktan çıkmalı. Vatandaşın birbirine güvenme sorunu olarak kabul görmeli. Ülkenin asıl kolluk kuvvetleri vatandaşın kendisi olmalı. Devletin oluşturduğu ön yargılar yıkılmalıdır.
0cak 2009
|