Hani derler ya “yalancının mumu yatsıya kadar yanar”, Kürdistan da hiç sönmüyor. 15 Mayıs 2009 tarihinde, Vatan Gazetesinde Şemdin Sakık ile ilgili bir haber yayınlandı. Şemdin burada Türkiye’ye nasıl getirildiğini anlatıyor. Ne yazık ki doğru söylemiyor, meseleleri çarpıtıyor. O dönemde bölgede görevli, Kıdemli Albay Mithat Işık’ta emekli olduktan sonra yayınladığı, Yarasa Operasyonu isimli kitabında, bu olayı anlatmaya çalışıyor. Ancak her ikisi de doğru söylemiyor. Zaten her ikisinin de olayı ayrı, ayrı formatlarda anlatması, doğru söylemediklerinin ispatıdır.
Şemdin “ben 15 Mart 1998’de örgütten ayrılıp KDP peşmergelerine sığındım “diyor. Bu doğru değil, Şemdin o sırada ceza giymiş Apo’nun hapishanesindeydi. KDP ve Türk yetkililerin görüşmeleri sonucu, kendisinin kuzey Irak’ta, Yeşil başkanlığında beş kişilik bir heyete teslim edildiğini söylüyor. Bu da doğru değil.
Albay Işık ise yazdığı kitabında, tam askeri bir film senaryosunu anlatıyor. Şemdin’i hapishaneden kaçışından sonra, nasıl izlediklerini, Duhok çıkışında nasıl kahramanca, Şemdin’i yakalayıp Silopi’ye getirdiklerini uzun,uzun anlatıyor. Albay Işık’ın da anlattıklarının hiç biri doğru değil. Her ikisi de devleti koruma içgüdüsü ile, olayı çarpıtıyor.
Madem önemli bir olayın kahramanları, olayı çarpıtarak anlattı, ben de olayın içerisinde olan birisinin ve o sırada KDP adına Şemdin ve arkadaşlarını takip eden bir diğerinin anlattıklarını yazmaya çalışacağım.
“Şemdin Apo tarafından cezaya çarptırılmış, Apo’nun Suriye’deki hapishanesindeydi. Bir gün gardiyanlardan ve mahkumlardan oluşan, 19 kişi hapishaneden kaçtı. Başlarında Şemdin olan grup Dicle nehri üzerindeki geçit yerine geldiler. Suriye ajanları Şemdin’i tanıyorlardı, hiçbir sorun çıkarmadan, Şemdin ve arkadaşlarını Kürdistan tarafına geçirdiler. Kaçak mahkumlar doğruca Hawler’e gitti ve KDP’li yetkililere teslim oldular. KDP’li yetkililer kaçakların nerede oturmak istediklerini sorunca, Kaçaklar Duhok’da oturmak istediklerini söylediler. Şemdin ve arkadaşları, özel araçlar ve koruma eşliğinde Duhok’a getirildi. Burada baraj yolu üzerinde büyükçe bir eve yerleştirildiler. Gardiyanların silahları vardı ama mahkumlar silahsızdı, herkese silah dağıtıldı. Yatak,yorgan, yiyecek ve giyecek gibi bütün ihtiyaçları temin edildi. Bunlara güvenlik konusu sorulduğunda, kendi güvenliklerini ve diğer ihtiyaçlarını kendilerinin temin edeceklerini söyliyerek, ev sahiplerine teşekkür ettiler. Böylece Şemdin ve arkadaşlarının Duhok’taki yeni mülteci yaşamı başladı
Mültecilerin bütün ihtiyaçları KDP tarafından karşılanıyordu.Yemek, bulaşık ve çamaşır işlerini kendileri yapıyorlardı. Güvenliklerini de kendileri sağlıyordu. Mülteciler bazen guruplar halinde çıkıp, Duhok’u geziyor alışverişlerini yapıp dönüyorlardı. Ancak KDP’li ajanlar tarafından, her adımlarının izlendiğinin farkında değillerdi. KDP kendini korumak için bunları izlemek mecburiyetindeydi.
Bir gün Türkiye’den Şemdin’in iki tane misafiri geldi, elbette ki bunlardan biri, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım idi. Şemdin misafirlerden haberdardı, misafirleri dışarıda karşıladı, Yeşil ile iki eski dost gibi kucaklaştı öpüştü. Misafirler içeride uzun süre kaldılar. Sonunda yine misafirler, aynı samimi duygularla uğurlandı. Yeşil’in arkadaşı sivil giyimli bir Türk subayından başkası değildi. İkinci gün aynı misafirler, yanlarında başka bir şahısla birlikte tekrar geldiler. Şemdin bu sefer, misafirleri yolda karşıladı. Özellikle yeni misafire çok candan sarıldı, diğerlerine de hoş geldiniz dedikten sonra, hep birlikte içeri geçtiler. Uzun bir süreden sonra misafirler, tekrar aynı samimi duygularla uğurlandı.
13 Nisan 1998 güneşli bir Duhok sabahı, kahvaltıdan sonra iki kişi evde nöbetçi kaldı, diğer 17 kişi şehirde gezmeye çıktı. Gurup yeşil çamlar arsındaki evden dışarı çıktı, biraz aşağı indikten sonra ana yoldan sola döndüler. Güneş pırıl, pırıl hava çok çekiciydi. Gruptakiler birbirleriyle konuşa, konuşa ana yoldan ilerliyorlardı, birden kendilerini şehir dışında doğudaki yol kavşağında buldular. Arabaların gürültüsünden uzaklaşmak için, yeşil çimenlerin üzerine doğru yürürken birden değişik bir ses duyuldu, yaz güneşi göz kamaştırıyordu, havaya bakmak çok zordu. Bazıları ellerini siper edip baktıklarında, kapkara bir helikopter inişe geçmiş kendilerine doğru geliyordu. Gelen araç Türk Ordusuna ait bir Apache helikopterden başkası değil. İnsanlar heyecanlandı ve silahlarına sarıldılar. Şemdin; ‘sakın silah çekmeyin, önemli bir şey olmayacak’ dedi. Helikopter yanlarına indi içerisinde toplam beş kişi vardı. Bunlardan dördü indi, bu arda guruptan biraz ileri çıkan Şemdin ve Arif Sakık kardeşleri elleriyle koymuş gibi aldılar ve gittiler. Diğerleri hayretler içerisinde, olanları izliyorlardı. Helikopterden inen dört kişiden biri yine Yeşil idi.”
Şemdin Sakık’ın Türkiye macerası işte böyle oldu. Kendisini KDP’nin Türkiye’ye iade ettiğini ima etmeye çalışıyor. Sen geride 17 arkadaş bıraktın geldin, onların seninle ilgili ne düşündüğünü ve olayı başkalarına da anlatacaklarını hiç düşünmedin mi?
Sana gelen misafirlerin resimlerinin çekilmiş olabileceğini düşünmüş olmanız gerekirdi. Şahsen ben bu resimleri gördüğümü söyliyebilirim. Şemdin, yanına gelenlerden birinin Yeşil olduğunu söylüyor ama ikinci gün gelen üçüncü şahısın kim olduğunu söylemiyor. Halbuki bu üçüncü şahısı, Yeşil’den daha iyi tanıyor ama kim olduğunu söylemiyor. Amed eyalet komutanı, Şemdin Sakık itirafçı olmak istedi ama devlet kabul etmedi.
Şemdin, Silopi’de üç saat işkence gördüğünü söylüyor, umarım böylece de kendisinin günlerce Kürd gençlerine yapmış olduğu işkenceleri hatırlamıştır. Biliyorsun işkence insanlık suçudur.
Şemdin, Başbakana mektup yazmış, “kendim için istersem namerdim, kardeşim Arif için af istiyorum” diyor. Devlet kendine göre Kürd sorununu çözmek için bir program hazırlamış, belli ki PKK’nin üst kadrosu ile de flört ediyor. Yöneticilerin yurt dışına gideceği, diğerlerinin de silahını bırakıp ülkeye döndüğünde hiçbir sorunla karşılaşmayacağı söyleniyor. Bunların hepsi güzel şeyler ve bütün Kürd’leri sevindirir. Peki ya Arif ve Şemdin kardeşler gibi insanlar ne olacak?
Bunlar gibi daha hapishanelerdeki binlerce insan ve hatta bırak silahı eline almayı, taştan başka hiçbir şey eline almayan ve onlarca yıl cezaya çarptırılan çocukların durumu, ne olacak?
Biz bu insanların hepsinin, dağdan gelecek olan insanları, evlerinde karşılayacak günü sabırsızlıkla bekliyoruz.
Mayıs 2009 |