|
Pepuk, kendi yuvasını yapmadan neslini devam ettiren tek kuştur. Göçmen bir kuş olan Pepukun çok önemli bir özelliği vardır. Be kuş, yumurtasını kendi yumurtalarına benzeyen başka kuşların yuvalarına birer adet bırakır. Yuva sahibi olan kuş, bunun farkına varmaz. Bu yabancı yumurtayı kendi yumurtası sanır ve hepsinin üzerine kurka yatar. Yavrular yumurtadan çıkmaya başlayınca, Pepukun yumurtasından çıkan yavru, daha tüysüz ve gözleri kapalıyken önce yumurtadan çıkan yavruları, daha sonra kalan yumurtaları yuvadan atar. Yumurtadan yeni çıkan yavruları yuvadan attıktan sonra yuvada tek başına kalır. Zavallı kuş da Pepukun yavrusunu kendi yavrusuymuş gibi büyütür. Yani pepuk, başkalarının yuvasında krallar gibi büyüyen tek kuştur.
Ben Türk Generalleri bu pepuka benzetiyorum. Başkalarının yurdunda, asıl sahiplerini yok sayarak veya yurtlarından dışlayarak nesillerini krallar gibi sürdürüyorlar. Bilindiği gibi, Osmanlının en vurucu ordusu Yeniçeri Ocağıydı. Yeniçeriler, Osmanlı köle pazarlarından satın alınan küçük çocuklar, özel eğitimden geçtikten sonra, başta subaylık olmak üzere Osmanlı yönetimine katılırlardı. Bunların bir kısmı da Osmanlı saray kadınlarının akrabalarından oluşuyordu. Yeniçeri Ocağı 1826 yılında iptal edildi ve bunlara evlenme izni de verilerek Marmara çevresine yerleştirildiler. Zaten buralar, 1825’te bağımsızlığını ilan eden Yunanistan’a giden Rum köyleriydi. Ancak, devlet yöneticileri görevlerine devam ettiler. Zaten bunlar için evlenme izinleri de vardı.
Bu durum birinci dünya savaşına kadar devam etti. Savaşta yenilen Osmanlı ordusunun Paşaları ve diğer yöneticilerin hepsi İstanbul’a kaçtı. Ateşkes ilanında yeniçeri torunları paşalar İstanbul’a sığmaz oldu. Sultan Vahdettin bunların çoğunu Yedikule zindanlarına attı. Daha sonra bu Paşalar birleşerek Osmanlıya baş kaldırdılar. Osmanlıya karşı Anadolu’daki köylü ayaklanmalarının başına geçerek Osmanlı Hanedanlığına son verdiler. Hanedanlığın yerine Cumhuriyeti kurdular. Osmanlı paşalarının torunları şimdi de Cumhuriyeti yönetiyorlar. Balkanlardan toplanan bu yeniçeri torunları, Anadolu’nun asıl sahiplerini yok sayarak Anadolu’dan atmaya çalışıyorlar. Bu nedenle, bu yeniçeri torunlarını Pepuk denen kuşa benzetiyorum.
Bunları kendisi Kürd ve Alevi kökenli olan ve aynı zamanda Kürd ve Alevi düşmanlığı yapan Ecevit’in arşivinde çıkan “Doğu Raporu” nedeniyle yazıyorum. Bu rapor Cemal Gürsel cuntası döneminde hazırlanan bir rapordur. Bu rapordan bir tane daha var. Bu da Alevilerle ilgilidir. Ben yazılarımda bazen bu raporlarla ilgili yazardım. Can Dündar ve Rıdvan Akar “Doğu Raporu”nu, yani Kürdleri nasıl asimile edeceklerini içeren raporu Milliyet’te yayınladılar. Umarım bu insanlar, Alevilerin nasıl Müslümanlaştırılacaklarını içeren raporu da yayınlarlar. Böylece insanlara büyük bir hizmet sunmuş olurlar.
Doğu Raporu’nu çok dikkatli okumak gerekiyor. Her cümlesi büyük anlam içeren önemli bir rapor. Mesela; “Bölgede ihmale uğramış, otorite boşluğuna ağalık, şıhlık gibi sosyal müesseseler yerleşmişti.” Bu cümle, içi dolu bir cümledir. Çünkü asimilasyonun en önemli aşaması, Kürdler için çok önemli olan ağalık ve şıhlık gibi sosyal kurumları ortadan kaldırmayı hedefliyor. Sosyal kurumları dağılmış ve bireyselleşmiş Kürdler, kendilerini Kemalistlerin kucağında bulacaklar. Bu nedenle Ecevit, hayatı boyunca ağalık ve şıhlık gibi sosyal kurumlara karşı çıkıyordu. Ecevit’in Kürd ve Alevi düşmanlığı, Dersimli yaşlı kadına hitaben yazdığı bir şiirle vicdan azabından kurtulmaya çalışıyor. Ecevit dönemindeki Maraş, Malatya, Erzincan, Sivas, Tokat ve Çorum yörelerindeki toplu Alevi katliamları ve nasıl yapılacağı, Ecevit’in arşivindeki Alevi Raporunda vardır.
Kemalistler, şimdi iki parti aracılığıyla ağalık ve şıhlık gibi sosyal kurumları ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Birincisi AKP; 22 Temmuz seçimlerinden sonra, Başbakan Erdoğan’ın açıklamasına göre AKP’de 75 Kürd milletvekili var. Dikkat ederseniz, bunların hiçbiri şıh ve ağa kökenli değildir. İkincisi DTP; bu partideki hiçbir milletvekili şıh ve ağa kökenli değildir. Bunun tesadüf olması mümkün değildir. Bu tercih, bu partiler tarafından bilinçli bir şekilde yapılmıştır. Çünkü bunlar bölgede yerel otoritelerin oluşmasını istemiyor. Böylece devletin 50 yıl önceden hazırladığı asimilasyon programını gerçekleştirmiş oluyorlar. DTP, demokratik cumhuriyet söylemleriyle, Kürdleri yeniden devletle uzlaştırmaya çalışıyor. AKP İslami söylemi kullanarak aynı görevi yapmaya çalışıyor. Zaten, Kemalistlerin Kürdleri eritip yok edeceği pota, AKP isimli potadır. AKP yöneticilerinin generallerle hiçbir çelişkisi yoktur. Görünen çelişki ise şikedir. Halkın gözünü boyamaktan başka bir şey değil. Çünkü İslami örtülü bir partinin güçlenmesi için devlet, yıllardan beri çaba harcıyor. Bunu başardılar. Adı da ılımlı İslam. Halbuki İslam, islamdır. İslam’ın değişik versiyonları mı olurmuş? Bu da generallerin icat ettiği İslami bir versiyon.
Devlet Kürdleri asimile etmek için böyle siyasi bir zeminin hazırlığını yaparken, diğer yandan devlet şiddetini kullanmayı ihmal etmedi. Cumhuriyet döneminden beri, ne zaman silaha sarılıp, kışlasından dışarı çıksa hedefi hep Kürdler olmuştur. Cemal Gürsel’in cuntası ilk iş olarak, 465 Kürd ağa ve şıhı, Sivastaki Nazi Kampı benzeri bir kampa toplamıştır. 12 Mart Cuntasının Kürd köylerine yaptığı hala unutulmadı. Şıhların başına katır yuları takarak, sırtına müritlerini bindirerek dolaştırdı. Kenan Evren cuntasının Diyarbekir zindanları, baskı ve zulüm hala devam ediyor.
Bu zulüm, devletin resmi güçleri tarafından yapılırken, diğer taraftan devlete bağlı illegal örgütlenmeler de devam etti. Ergenekon Çetesi gibi. Ergenekonun başındaki emekli general Veli Küçük, apoletleriyle de JİTEM denen bir örgüt kurdu. Bu bazı devlet güçleri tarafından inkar edilse de, gerçektir ve Kürdistan’da 17 bin faili meçhulün sorumlusudur. Cem Ersever ve Yeşil isimli subaylar, general Veli Küçük’e bağlı olarak JİTEM denen örgütün yöneticisidirler. Başta Şemdinlideki “iyi çocuklar” olmak üzere, Jitem’in bütün elemanları orduda görevli subay ve astsubaylardan oluşuyor. Yakılan 4 binden fazla Kürd köyü ve macir duruma düşürülmüş 4 milyon Kürd. Bunların hepsi JİTEM denen örgütün marifetidir. Türk Hizbullah örgütü olduğu gibi, başlarında polis ve subayların bulunduğu ve genel olarak eski ülkücülerden oluşan daha birçok örgüt kuruldu. Bu yan örgütler, aynı zamanda mafya ile içli dışlı çalışıyor. Silah kaçakçılığı, narkotik ve beyaz kadın ticareti bu örgütlerin elinde. Devletin ikinci bir adalet kurumu olarak, çek ve senet tahsili ve haraç toplama bu örgütlerin işi. Bunlar devletin yan örgütleri olduğu için, devlet bunların yaptıklarına göz yumar ve görmemezlikten gelir. Devlet, bunların hepsini Kürd asimilasyonu için yapar. Hükümet sözcüsü Cemil Çiçek’in yapmış olduğu bir açıklamada, güvenlik güçlerinin Kürdlere karşı yaptığı savaş, devlete tam 300 milyar dolara mal olmuş. Bu harcamalar 2001 yılında devleti iflasın eşiğine getirmiştir. Biz, bunlara devlet çetesi veya çete devlet diyebiliriz. Çünkü devlet, Topal Osman, Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi ve Çerkez Etem gibi çetelerin yardımıyla kuruldu. Hala da çete devlet olmaktan kendini kurtaramadı.
Peki, durup dururken, neden devlete büyük hizmetler sunmuş Ergenekon örgütüne karşı operasyon başlattı ve lideri General Küçük’ü tutukladı? Görüldüğü kadarıyla tutuklamalar devam edecek. Çünkü bunlar, AKP’ye karşı bir darbe ortamını hazırlamaya çalışıyorlardı. Bunu CİA yakından izliyordu. Ne Amerika ve ne de Avrupa, artık Türkiye’de askeri bir yönetim istemiyorlardı. Geçtiğimiz günlerde Bush Başbakan Erdoğan’ı ve Genelkurmay ikinci Başkanı Ergun Saygun’u birlikte Vaşington’a çağırdı, durumu bunlara anlattı. Erdoğan ya kendisini ve iktidarını bir darbe sonucu hapiste bulacaktı ya da Veli Küçük ve arkadaşlarını hapse atacaktı. Erdoğan hayat memat meselesi nedeniyle ikinci yolu izledi.
Her ne kadar Erdoğan sonuna kadar gidecek dese de ben inanmıyorum. Ergenekon’a bağlı örgütler, devletin Kürdlere karşı mücadelenin bel direğini oluşturuyor. Kürd sorunu var olduğu sürece, iyi çocukların örgütleri varlığını sürdüreceklerdir. Burada sadece darbe ortamını oluşturma güçlerini kıracaklardır. Eğer ortadan kaldıracak olsalardı, Van Savcısı aforoz edilmezdi. O zaman, Başbakan Erdoğan’ın dili tutuldu. Ama söz konusu kendisi olunca bülbül kesildi. Şemdinli olaylarında izler dönüp dolaşıp General Yaşar Büyükanıt’ın kapısından içeri giriyordu. Bir mahkeme heyetinin iyi çocuklar için verdiği 39 yıl hapis cezası, bir diğer mahkeme heyeti tarafından beraatle sonuçlanıyordu. Bu Türki adaletin temelidir. Yarın da General Veli Küçük ve arkadaşları, darbe ortamı yaratmaktan vazgeçtikleri sözünü verirse, hepsi de bir anda dışarı çıkar.
Kürd sorunu var olduğu sürece, Türkiye’de hiçbir sorun çözülmeyecektir.
Kürd sorunu var olduğu sürece, herkes kazancının yarısını, savaş harcamalarına ayıracaktır.
Kürd sorunu var olduğu sürece, hiçbir hükümet, derin devletin rutin işlerini yapan bir kurum olmaktan çıkamayacaktır.
Kürd sorunu var olduğu sürece, derin devlet hep görevinin başında olacaktır.
Şubat 2008 |