|
Bilmem kaçıncı Aktütün olayından sonra, bazı gazeteciler, kamuoyunun bilmesi gereken sorular sormaya başlayınca, Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ Paşa kızdı. Yanına bazı Paşaları da alarak, gayet gergin, asabi ve sinirli bir eda ile tehditler savuruyordu. Bunlar hep böyle yaparlar. Biz bu manzaraya ve görüntülere alıştık artık. Ama Paşalar alışık olmadıkları bir görüntü ile karşılaştılar. Birçok gazeteci yaptıkları haberin arkasında olduklarını ve kendi haberlerinin doğru olduğunu söylediler. Bu bir ilkte olsa, artık ülkede dürüstlük, meziyet olmaktan çıkmalıdır. Hepimiz buna kendimizi alıştırmamız gerekiyor.
TSK’nın başı İlker Başbuğ Paşa PKK’nin kendisini destekleyen dış güçlerin maşası olduğunu söylüyordu. Ama bu dış güçlerin kimler olduğunu belirtmiyordu.
Peki, Paşa; acaba hangi dış güçler, Türkiye de Kürd yoktur diyor?
Kürdce eğitimi hangi dış güçler yasaklıyor?
Cumhuriyet döneminde, bölge müfettişlerinin imzasıyla, binlerce Kürdün idamını hangi dış güçler gerçekleştirdi?
Şark ıslahat planını hangi dış güçler hazırladı ve uyguladı?
Tunceli kanununu hangi dış güçler çıkardı?
Diyarbakır 1924’te ekonomik olarak üçüncü sıradayken, hangi dış güçler bu gün 57’nci sıraya getirdi?
Kürd köylerinde hangi dış güçler, Şeyhin başına katır yuları takıp, köylüleri sırtına bindirip dolandırdı?
Kürd köylerini hangi dış güçler çırılçıplak soydu, penisine ip bağlayıp çocuklarıyla birlikte evine gönderdi?
Diyarbakır zindanlarında, Kürd gençlerine hangi dış güçler işkence yaptı?
PKK’den koruyamadığı için, hangi dış güçler 4000 tane Kürd köyünü yaktı?
Hangi dış güçler, 17200 faili meçhul cinayetlerin sorumlusudur?
Hangi dış güçler, Türk karakollarında ve hapishanelerinde, Kürd kadınlarına tecavüz etti?
GAP’ın elektrik sistemini bitirip, sulama sistemini hangi dış güçler erteledi?
Burada ki Kürdleri işsiz, aşsız ve fakir hangi dış güçler bıraktı?
Sayın Paşa PKK’ yi destekleyen başlıca kaynaklar işte bunlardır. Bir gün eğer bu dış kaynakları bulursanız, PKK’ ye de destek kesilir. Babasını ve Şeyhini o durumda izleyen, anasını ve babasını o durumda gören, Diyarbakır zindanlarındaki ağabeylerini ve ablalarını gören çocukların önemli bir kesimi şu anda dağlarda. Türkiye’nin inkâr ve imha politikaları, dağlara bitmez tükenmez bir kaynak oluşturuyor. Bu yanlış politikalara son verilmediği sürece dağlar da insansız kalmayacaktır.
Birde Paşa diyor ki PKK’yi başarılı gibi gösterenler, dökülen ve dökülecek kandan sorumludurlar. Yıl 15 Agustus 1984, PKK aynı gün üç ilçeye birden saldırıyor. Sabaha kadar, üç ilçe PKK’nın ateşi altında. ANAP iktidarda, içişleri bakanı Yıldırım Akbulut meclise bilgi veriyor, “bu eşkıyanın sayısı 300–400 civarında” diyor. PKK’nin lideri Abdullah Öcalan’ın karargâhı Şam’dadır. Eğitim kampları ise, Şam’ın denetimindeki Beka vadisindedir. Yani Türkiye sınırına 200 Km mesafededir. Sıkıyönetim var TSK görevinin başında, ayrıca birde bölge valiliği oluşturuluyor ve sayıları 75 bini bulan maaşlı korucu. ABD’den sonra NATO’nun ikinci büyük ordusu ve 75 bin maaşlı köy korucusu görev başındadır. Hükümet sözcüsü Cemil Çiçek, devletin bu güne kadar 300 milyar dolar harcadığını açıkladı.
Abdullah Öcalan 15 yıl boyunca Şam’daki karargâhında savaşı yönetti ve bir gün resmi bir belge ile Şam’dan istenmedi. Türkiye PKK’nın Beka’daki eğitim kamplarından rahatsız gibi görünmedi. Acaba bu TSK’nin başarısının sonucumudur? Şemdin Sakık’ı derdest edip Türkiye’ye getirenler, Köysancakta oturan Osman Öcalan’ı görmüyorlarmı? Hergün televizyonlarda haberlerini izliyoruz. Uzaktan seyir etmenin adı ne zaman başarı oldu? On yıldan beri, Apo bir adada tek başına yaşayan bir mahkûm. Ayrıca da TSK’nin kontrolü altında. On yıldan beri Apo buradan örgütü ve savaşı yönetiyor. Acaba bu başarı kime ait? Bu başarının sahibi kim?
Aktütün olayına gelince; belli ki bu olay TSK karargâhında ekranlarda izlenmiş. Peki, bunu başkaları da izlemiş olamaz mı? Burada baş sorumlu siz olduğunuza göre, kamuoyunu doğru ve doyurucu bir şekilde bilgilendirmekte sizin göreviniz. Başkalarının sorularına cevap vermektesiniz göreviniz. Haberlerle ilgili yayın yasağı koymakla gerçekleri gizlemek mümkün değil. Artık herkes burada bir görev ihmali olduğu kanaatinde. Aslında olayın ilginç olan diğer yanı. PKK bölgenin her tarafında her an uçakları ile izlendiğini biliyor. Kandilden, Aktütün’e kadar adım adım izlendiğini bilen PKK nasıl oluyor da, gündüz gözüyle, sınırdan 5 Km içerideki bir karakolu saatlerce ateş altına alabiliyor ve çok az bir zayiatla geri çekilebiliyor? Aslında olayın en düşündürücü yanı burası. Acaba askeri uzmanlar bu kapsamlı çatışmayı kimin başarı hanesine yazacaklar.
25 yıldan beri TSK her türlü yetki ile görev başında. 25 yıl önce 300-400 kişi ile işe başlayan ve bugün birçok ilin belediye başkanlığını kazanan, parlamentoda grup oluşturan ve milyonlarca insanı etkileyebilen PKK’mi başarılı, yoksa TSK’mi? 25 yıldan beri Munzur’dan, Ağrı’dan, Gabar’dan,…. Varlığını sürdürenler mi başarılı, yoksa TSK’mi başarılı? En modern savaş uçaklarıyla, binlerce sorti yapıp, yüzlerce hedefi defalarca yerle bir edenlermi, yoksa burayı terk etmeyenler mi başarılı?
PKK’lileri yakalayın bize teslim edin diyenlerin, acaba kendi dağlarından haberi varmı?
Ada da Apo’yu ziyaret eden askerler kimler? Apo ile neyi görüştüler, yoksa Apo yalan mı söylüyor? Bu konuda kamuoyu aydınlanmak istiyor. Apo Ergenekonla ilişkisi nedir. On yıldan beri TSK’nın denetimindeki bir adada örgüt ve savaş yöneten, PKK’nin lideri Abdullah Öcalan’mı başarılı yoksa TSK’nın lideri İlker Başbuğ’mu başarılı? Eğer şike yoksa Abdullah Öcalan daha başarılı görünüyor.
Sınırların güvenliğine gelince. Başkan komşu ülkelerin toprakları üzerinde bir güvenlik şeridi oluşturarak topraklarını korumaya çalışan başka bir ülke yoktur. AB sınırların güvenliği çerçevesinde, Türkiye’nin sınırlarının güvenliğini sağlamak için, 2003 yılında tam 3 milyar Euro para ayırdı. Bunun için Kara Kuvvetleri, Jandarma ve Sahil Güvenlik Komutanlığı, kaldırılarak sınır Muhafız teşkilatı kurulacaktı. Bu 3 milyar Euro hibe para ile Türkiye sınırları AB sınırları güvenlik standartlarına gelecekti.
Dönemin Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök’ünde desteklediği ve başbakan Erdoğan’ında altına imza attığı bu proje neden hayata geçirilmedi? Neden bu hibe 3 Milyar Euroya 5 yıldan beri el sürülmedi? Belli ki askeri yönetim, sınır güvenliğini sivil yönetime devir etmek istemiyor. O zaman kurulan “Entegre Sınır Yönetimi” kâğıt üstünde, paralarda banka kasalarında kaldığına göre, sınır güvenliği lafları da sadece insanların kafasını karıştırmaktan başka işe yaramıyor. Sınırlardan gelebilecek, her türlü tehlikeden, bu projeyi engelleyenler sorumludurlar.
Sayın Paşa; kısanızda, tehdit etseniz de, artık mızrak çuvala sığmıyor. Bu sözleri söyleyen, bilmem sen kaçıncı Genel Kurmay Başkanısın. Eski saman savurmakla buğday çıkmıyor. Sadece saman bir taraftan diğer bir tarafa devir ediliyor. Öyleyse sil baştan yeni bir Kürd politikasına ihtiyaç var. Aslında Türkiye buna benzer sorunları çözmede hayli tecrübeli bir ülkedir. Mesela Bulgaristan yıllarca devam eden ve çok kötü sonuçların da yaşandığı, Türk sorunu Türkiye’nin katkılarıyla çözülmüştür. Kıbrıs’taki Türk sorununun çözümünde, Türkiye’nin önerisi olan, iki toplumlu, iki federasyonlu tek devlet formülü, akıllı ve mantıklı sorunun çözümünde adilane bir öneri olduğu nerdeyse bütün dünya kabul ediyor. Türkiye; Kıbrıs Türk sorununun çözümü için yaptığı öneriyi, Kürd sorununun çözümü için, önemli bir örnektir. Ayrıca, Kıbrıs’ta 30 yıldan beri ayrı iki devlet olarak yaşayan, Kıbrıs toplumunun birleşebileceğini de savunuyor. Öyleyse böylesi bir çözüm formülü Türkiye’yi bölmeyecektir. Böylesi bir çözüm formülü Kürdler için kalıcı adil ve makul bir çözüm olabilir. Böylesi bir çözüm, Kürd sorununu oluşturan bütün nedenleri de ortadan kaldıracağına göre, dağda ne Kürd kalır, nede onları kovalayan asker.
Ekim 2008
|