Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucuları ve gerçek sahipleri olduğunu iddia eden bazı kesimler, yıllardan beri Türkiye insanını şeriat, bölünme ve darbe tehditleriyle korkutuyor ve idare ediyorlar. Şeriat ve bölünme tehlikesinden korkup, askerlerin kucağına oturmayanları da, bu sefer darbe tehditleriyle korkutmaya çalışıyorlar. Bu ülke insanı şeriat ve bölünme tehlikesini hiç yaşamadı. Ama darbeleri iliklerine kadar yaşadı. Darbeleri ve darbecilerin ne kadar kötü olduğunu herkes çok iyi biliyor. Bu nedenle, bu insanlar TSK'yi sevmiyor. Seviyor görüntüsü sadece cellâdını sevme aşkıdır. Sevmediklerini iki kere yaşadık gördük. Birincisi, 1950 seçimlerinde Menderes Atatürk'ün CHP'sini ezdi geçti. İkincisi, 12 Eylülden sonra 1983 seçimlerinde Turgut Özal'ın partisi ANAP, askerlerin partisi olan Horoz Partisini ezdi geçti. Bu da gösteriyor ki, insanlar vicdanlarıyla baş başa kaldıkları zaman ve gizlilik söz konusu olduğu zaman tepkisini gösteriyorlar.
AB yolunda ilerleyen Türkiye'de irtica tehditleri palavradan başka bir şey değildir. Avrupa Birleşik Devletleri üyesi olan Türkiye'de bölünme ve şeriat tehlikesi olmayacağı gibi, darbelerden ve darbecilerden de kurtulacağız. AB'ye karşı kazan kaldıran TSK ve onun partisi CHP'ye karşı, AB yanlılarının da uyanık olmaları gerekiyor. Türkiye'yi AB dışında tutup, insanları tehditlerle yönetmenin zamanı geçti. Çünkü insanlar artık AB içerisinde, insanca ve hakça yaşamak istiyorlar.
Her zaman olduğu gibi, geçtiğimiz günlerde yine gizli eller düğmeye bastı, devlet erkânı yine çığlıklar atmaya başladı. Önce Cumhurbaşkanı, Kuvvet komutanları ve Genelkurmay Başkanı son noktayı koydu: "Türkiye'de irtica tehlikesi var." Genelkurmay Başkanı aynı sözleri tekrarladı ve devam etti. "TSK'yi yıpratmaya çalışanlar var"
dedi. Sayın General konuşma gününü öyle ayarladı ki, Başbakan Sayın Erdoğan'ın Beyaz
Sarayda, ABD Başkanı Sayın Bush ile görüşme yaptığı dakikalarda, kendisi İstanbul'da açıklama yapıyordu.
Türkiye'de yaşayan herkes, ülkede bölünme ve irtica tehlikesi olmadığını görüyor. Eğer vatandaşın göremediği bir tehlike varsa, bunu önleme görevi de size düşüyor. Kendinizi vatandaşa neden şikâyet ediyorsunuz? Çünkü bu konuda vatandaş sizi görevlendirmiş. Ekim ayının sonunda MGK toplantısı var. Başkanı da Cumhurbaşkanının kendisi. Varsa elinde bilgiler, belgeler ve raporlar, MGK toplantısında ortaya kor.
Komutanlar da MGK'nın üyesidir. Onlar da belgelerini masanın üzerine indirir. Eğer öyle bir tehlike varsa tedbirler alınır ve tehlikeyi önleme görevi de sizindir. Vatandaş ne yapabilir ki? Alınan önlemlerde, görevini kötüye kullananları görevinden uzaklaştırırsınız. Kabağı getirip bir kısım vatandaşın başında patlatmaya hakkınız yoktur. Çünkü görevli olan sizlersiniz. Yoksa vatandaş kabağı sizin başınızda patlatabilir.
Eğer irtica tehlikesi varsa, karargâhı Genelkurmay Başkanlığı, hareket üssü de Diyanet işleri Başkanlığıdır. İrticanın başı olarak gösterilen Fethullah Gülen, bir röportajında; "öbür dünyada Kenan Evren'in yeri cennettir. Çünkü 1982 Anayasasına din dersi mecburiyetini koydu" diyor. Bu Anayasayı darbeci TSK hazırladı.
Görülüyor ki, İrticanın zeminini hazırlayanlarla, İrticanın başı olarak gösterilenler, ortak faaliyet içerisindedir. Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, 15 bin camiden haberlerinin olmadığını söylüyor. Peki Sayın Bardakoğlu, siz kimsiniz, göreviniz nedir? Siz insanları aptal yerine koyuyorsunuz ama artık bu saçmalara inanacak aptal kalmadı. Çünkü bütün imamlar devlet memurudur. Sorumlusu da sensin.
Bu ülkede herkesin dini inançlarını özgürce yerine getirme hakkı vardır. Berlin'deki bir cami ve cemaati, Ankara'dakinden daha özgürdür. Çünkü Ankara'daki bir Müslüman, laiklik dininin baskısı altındadır. Her Müslümanı potansiyel suçlu olarak göstermeye kimsenin hakkı yoktur. Hele bir Cumhurbaşkanı’nın ve bir Genelkurmay Başkanı’nın hiç yoktur. Her Müslüman potansiyel irtica tehlikesi de değildir. Bunu böylece göstererek, insanları birbirine karşı kışkırtmak yanlıştır. Zaten böyle olmadığını da ABD Ankara Büyükelçisi, boş tehditler anlamında söylediği söz de tam yerini buldu. Gerçekten de bölünme ve irtica söylemleri boş tehditlerdir. Artık bu sözlerin sahipleri bile, söyledikleri sözlere kendileri de inanmıyor.
Zaten Necdet Sezer, gelmiş geçmiş en ideolojik Cumhurbaşkanı’dır. Her T.C. kimliği sahibinin Cumhurbaşkanı olması gerekirken, o sürekli davranışlarıyla, ötekilerin Cumhurbaşkanı olmadığını ispatlamaya çalıştı. Son iki olaydaki davranışı ile bunu ispatladı. Başbakan Sayın Erdoğan ani bir rahatsızlık geçirdi ve derhal hastaneye kaldırıldı. Bütün devlet erkânı Sayın Erdoğan'ı ziyarete gitti, ama Necdet Sezer gitmedi. Bu davranışı ile ötekilerin Cumhurbaşkanı olmadığını ispatlamaya çalıştı. Bu ötekiler; Sayın Erdoğan'a oy veren %35 vatandaş topluluğudur. İkincisi, yazar Orhan Pamuk geçtiğimiz günlerde Nobel Edebiyat Ödülünü aldı. Bütün dünya liderleri sayın Pamuk’u kutladı. Necdet Sezer lütfedip böyle bir zahmette bulunmadı. Böylece de, diğer ötekilerin Cumhurbaşkanı olmadığını ispatlamaya çalıştı. Diğer ötekiler ise Ermeni ve Kürd vatandaşlarımız. Bunların oranı da yine nüfusun %35'ini oluşturuyor. Peki, Necdet Sezer siz kimin Cumhurbaşkanısınız? Zaten, sizi seçen milletvekillerinin hiç biri de şu anda mecliste değil. Madem, bu kadar ideolojinize ve ilkelerinize bağlıydınız, sizi seçen hiçbir milletvekili şu anda parlamentoda değildir. Bunları reddeden vatandaş, "beni de red etmiştir" der, seçimlerden hemen sonra istifa ederdiniz. Sezer, Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak, Ecevit kabinesindeki bakanlar yüzüne Anayasayı fırlatıyorlardı. "öğren de gel" anlamında. Ama, Ecevit hastaneye düştüğünde, yanına ilk sen koşuyordun. Erdoğan kabinesinde hiçbir bakan, yüzüne Anayasayı fırlatmadığı için, Erdoğan'ı ziyaret etmedin. Bu tavrınızla siz de (öteki Cumhurbaşkanı) olmuyor musunuz? Ben bir vatandaş olarak, bu tavrınızdan dolayı, sizi kınıyorum.
Gerçekten TSK yıpranıyor mu? Bunu en iyi, TSK'nin Başkomutanı bilir. Eğer böyle bir durum söz konusu ise, tedbirini alma görevi de yine komutana düşüyor. Son beş yılda pis işlere karışmış 67 çete yakalandı. Bunların içerisinde bir veya iki tane asker mutlaka vardır. OYAK 1960 yılında kurulduğu günden beri askerliğini yedek subay olarak yapan her vatandaş, askerlik süresince OYAK'a aidat ödedi. Teskere aldıktan sonra da otomatikman OYAK üyeliği sona erdi. Bu aidatlar geri ödenmedi. Böylece, yüzbinlerce vatandaş yasal kılıf giydirilmiş bir soygundan bahsediyor. 12 Eylül cuntası döneminde 650 bin insan gözaltına alındı, işkence gördü. Bunlardan sadece 10 bin kadarı mahkemelerce cezalandırıldı. Diğerleri serbest, aramızda işkence sakatı olarak dolaşıyor. Bunların çocuklarını, ailelerini hesaplarsak milyonlarca vatandaş, TSK'yi işkenceci bir kurum olarak görüyor. Darbenin yarattığı ortamdan dolayı, onbinlerce çocuk çöplüklerden topladığı yiyeceklerle karnını doyuruyor. Bunların büyüyen ağabeyleri de, şu anda sizin Mehmetçiğiniz. Fransa'daki son gelişmelerden sonra, 287 bin esnaf raflarından Fransız mallarını indirdi. OYAK-RENAULT, OYAK-AXA ortaklıkları devam ediyor. Bütün vatandaşlar Fransızlarla TSK mensuplarının bu ortaklıklarının ne zamana kadar devam edeceğini merak ediyor. Acaba, OYAK-AXA sigortalıları bu konuda ne düşünüyor?
Büyükanıt Paşa muhalefet liderine ve siyasilere cevap yetiştirmeye çalışırsa, onların ve yandaşlarının cevabı da gecikmez. Bunu bilmeniz gerekiyor.
Evet, Sayın Paşa TSK hızla yıpranıyor. Ama bunu dışarıdan birilerinin yaptığı doğru değil. TSK'yi yakından ilgilendiren yukarıda saydıklarımı, bütün vatandaşlar sadece karnından tartışmıyor. Bununla TSK'yi yıpratır mı bilemem. Bu konuda siz daha yetkilisiniz ve daha iyi bilirsiniz. Önlem almak yine sizin işiniz.
Sonuç olarak, iki sermaye grubunun çatışmasına vatandaş alet edilmeye çalışılıyor. Geçmişte TSK Erbakan'a aynı oyunları oynadı ve sonunda adına Post modern darbe denilen, 28 Şubat darbesini yaptılar. Bugünlerde Erdoğan'a karşı aynı oyunlar oynanmaya çalışılıyor. Vatandaş bu ucuz oyunlara alet olmamalı.
Peki, bu iki sermaye grubu kimdir? Birincisi, şu anda siyasi iktidarı elinde tutan yeşil sermaye. İkincisi, yönetim erkini elinde tutan OYAK Grubudur. Yeşil sermaye, AB sanayisine yan ürün ürettiği için, bir an önce AB'ye girmeye çalışıyor. Şu anda Türkiye'deki üretimin %40'ını elinde tutuyor. İkincisi, generallerin holdingi OYAK mavi sermaye. Bunlar, Türkiye'deki çarpık ekonomik sistem ve ellerindeki yönetim erki sayesinde hızla büyüyor. AB üyeliğinde büyük kayıpları olacak. Bu nedenle, AB üyeliğine karşılar. Dünyada Türk generalleri gibi, holding sahibi olmuş, general grubu yoktur. Bu nedenle, Türk generaller de daha siyasidir. Artık vatandaş, bunlara omuzlarındaki yıldızlara göre bakmıyor. Bunun yanında, bir siyasi parti temsilcisi ve bir holdingin yönetim kurulu üyesi ve patronu olarak bakıyor. Onlar da zaten, kendilerini öyle görüyorlar.
Vatandaş bu çıkar kavgasına alet olmadan, AB yolunda ilerleyenlerle birlikte yoluna devam etmelidir. Aslandan kaçarken ayının inine gizlenilmez ki!
Ekim, 2006 |